İzzet Çapa

Mendilim benden daha meşhur

5 Aralık 2015
Şarkı söylenecekse en kralını o söyler. Espri yapılacaksa en gırgırını o patlatır. Rol kesilecekse de en afilisini yine o oynar.

Şarkı söylenecekse en kralını o söyler. Espri yapılacaksa en gırgırını o patlatır. Rol kesilecekse de en afilisini yine o oynar. Elini attığı her işte farkını ortaya koyan bir sanatçı o! Kolay mı Mustafa Keser olmak. Mektepli olmayan bir konservatuvar hocası duruyor karşımda. Hani 10 parmağında 10 marifet var derler ya, işte tam öyle bir büyük sanatçı. Bu yüzden de lafı hiç evirip çevirmeden muhabbete başlıyorum. En nihayetinde hepimiz Mustafa Keser’in askerleri değil miyiz?

*Haydi al o meşhur mendilini eline de abi, başla çocukluk yıllarından anlatmaya...
- Mendilin konuyla ne alakası var şimdi?

*Yahu espri olsun diye söyledim...
- O işi bana bırak! Yeri gelince espriyi ben yaparım.

Yazının Devamını Oku

Korumam yok inandığım güvenlik ta yukarıda

4 Aralık 2015
Çocukluğumun efsane dizisi “6 Milyon Dolarlık Adam”ı ağzım açık izlerdim. Karşımda milyar doları aşan cirosuyla Fortune dergisinin “en başarılı 500” listesine giren Türk işadamlarından biri olunca garip hissettim kendimi doğrusu.

O, 30 bin dolarlık kaldırım işinden 37 bin çalışanlı bir dünya devine dönüş hikayesinin baş kahramanı... Alanında zirveye çıkmış, eserleriyle 5 kez Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş bir işadamı, yıllarca profesyonel olarak spor yapmış bir basketbolcu, gerçek bir koleksiyoner ve sanat tutkunu... Dile kolay yazları sıcaklığın 50’li dereceleri gösterdiği, 3000 km. ötedeki Türkmenistan’a 22 yılda 2000 kereden fazla uçmuş. Ama hepsinden önemlisi anın tadını çıkarmaya çalışan, kendisiyle dalga geçebilen ve müthiş mütevazılığıyla tanınan bir yaşam ustası; huzurlarınızda Erol Tabanca...

* Fortune 500 Listesi’ndeki bir adamın karşısında küçük esnaf misali oturuyorum ve merak içindeyim... Buralara nasıl geldiniz?

- Ne öyle zengin bir geçmişim ne de gariban edebiyatı yapacak durumum var. Orta halli bir ailenin çocuğu olarak Eskişehir’de dünyaya geldim. Lise bitince Ankara’da mimarlık okuduktan sonra da inşaat şirketlerinde çalışmaya başladım.


* Kariyerinizin kırılma noktası ne?

- Ona kırılma noktası değil de “Sliding Doors” diyorum. Hatırlar mısın o filmi?


Yazının Devamını Oku

Sormazsam içim rahat etmez sorsam kimse cevap vermez!

29 Kasım 2015
Ayşe Arman dünkü nefis röportajında “hepimizin kişisel tarihi diye” ne güzel tarif etmiş Türkan Şoray’ı.

BENİM İÇİN BAŞKA TÜRKAN ŞORAY OLMAYACAK

Ayşe Arman dünkü nefis röportajında “hepimizin kişisel tarihi diye” ne güzel tarif etmiş Türkan Şoray’ı. Bir solukta okudum Ayşe ile Sultan’ın keyifli muhabbetini. Yönetmen koltuğuna oturduğu yeni filmini, kızı Yağmur’la arasındaki özel bağı uzun uzun anlatmış Türkan Hanım. Hayatın daha içten, ilişkilerin daha bir sıcak ve samimi olduğu günleri hatırlatır bana hep Türkan Şoray... Heyecanlanmam için Yeşilçam filmlerinin yeterli olduğu, bir derdim varsa anneme koştuğum mutlu yılları...O güzellik, o bakışlar, o şımarık ama tatlı gülüş kimin aklından çıkabilir ki? Yeşilçam tarihinin en parlak sayfaları Türkan Şoray’a ayrılıp, onunla yazılmamış mıdır?Benim için hiçbir zaman yeni bir Türkan Şoray olmayacak... Bu yüzden yok “İşte Yeşilçam’ın yeni Türkan Şoray’ı”, yok “Sultan’ın tahtının tek adayı” başlıklı masa başı, şişirme haberleri de hiç ciddiye almam. Kimse kusura bakmasın, ben onun hafızama kazınmış filmleri ile yetinip kalacağım.  Bu derin hayranlığımdan olsa gerek otobiyografisi çıktığında koşup kitabı ilk alanlardan biriydim. Asla taviz vermediği “kanunları” arkasında saklanan büyük starı biraz daha yakından tanırım diye düşünmüştüm. Fakat ne kitabının bir satırında, ne de röportajlarında etrafına ördüğü duvarları bırakın yıkmayı, tek bir tuğlasını bile yerinden kıpırdatmadığını gördüm Sultan’ın.



TÜRKAN SULTAN KALDIR ARTIK ŞU DUVARLARI

Belki Şoray bana samimi günleri hatırlatıyordu ama kendisi pek de samimi değildi sanki. Her yerde es geçtiği birkaç soru var ki, onları kendisine iletmek isterim. Diyeceksiniz ki “Herkes her şeyi anlatmak zorunda mı?”... Elbette hayır... Ama o zaman hayatlarına RTÜK sansürü uygulamak yerine, hiç konuşmayıp tamamıyla gizem perdesinin arkasında kalsalar daha doğru olmaz mı?Neyse, sonuçta burada işletmeci görünümlü gazetecilik yapıyoruz bir yerde. Velhasıl işimiz soru sormak. Kim bilir, belki de yıllar sonra bozar Türkan Sultan bu konulardaki derin sessizliğini, açar yüreğini ve cevap verir. Benim gibi meraklı köfteciler de rahat etmiş olur.

İşte Türkan Şoray’a sormak istediğim 5 soru...

Yazının Devamını Oku

Hacı'yı kıskanırım

28 Kasım 2015
Askeri hakim hukukçu albay babayla, CHP İl Başkanlığı yapmış döneminde aktif siyasetin içinde yer alan bir annenin kızı o.

Askeri hakim hukukçu albay babayla, CHP İl Başkanlığı yapmış döneminde aktif siyasetin içinde yer alan bir annenin kızı o. Hayatındaki olaylar, o daha dünyaya gelmeden şekillenmeye başlamış. Annesi ona 6 aylık hamileyken menenjite yakalanmış. Ama yine de ölümü göze alıp getirmiş kızını dünyaya cesur kadın. Şimdilerde “Bir tahtan eksik oldu Özgeciğim ama iyi ki doğurmuşum seni” diyerek ve gülerek yad ediyor o günleri. Uzun zamandır Türkiye’nin en gözde kadınlarının başında geliyor. Ama güzelliğine güvenmemiş, ailenin okuma geleneğini devam ettirip iki üniversite birden bitirmiş. Oyunculuk, sunuculuk, modellik derken artık birçok tasarımda da imzası var. Kendi elbette çok güzel ama inanın kalbi daha da güzel. Ve işte huzurlarınızda Özge Ulusoy...

*Hep göz önündesin, gündemdesin. Tüm bunları izliyoruz ama yaşam öykünden bihaberiz. Haydi gel muhabbete çocukluğundan başlayalım...
- Ankara’da dünyaya geldim. Annem bana hamileyken menenjit geçirdiğinden doğumum çok sıkıntılı geçmiş.
*Desene mucize bebeklerdensin...
- Aynen öyle. Hamileliğinin 6. ayında anneme tüberküloz menenjit teşhisi konmuş. Doktorlar babamı çağırıp “Çocuk mu, eşiniz mi?” diye sormuşlar düşünsene! Benim sakat doğacağım, elimin ayağımın olmayacağı, zekamda bir problem olabileceği riskinden bahsetmişler...
*Babanın seçimi ne oluyor peki?

Yazının Devamını Oku

Dolar dünya ekonomisine ve dünyaya tecavüz ediyor 

23 Kasım 2015
Rahmetli Aytunç Altındal’ı televizyona her çıktığında gözümü kırpmadan seyrederdim.

Onun gibi müthiş bir entelektüel araştırmacıyla, ummanlar kadar engin bir zekayla tanışıp röportaj yapmış olmaktan dolayı hep kendimi bahtiyar saydım. Şimdilerdeyse benim için o bayrağı Ramazan Kurtoğlu devraldı.Hoca meseleye para politikalarından dalıyor, uluslararası dengelerin şeceresinden çıkıyor, arada kukuletalı İllüminati’cilere selam çakıyor, getirip lafı sonunda bir şekilde mutlaka dünyanın perde arkasındaki gizli patronlarına bağlıyor.Hani bazıları için ‘sabaha kadar anlatsa dinlerim’ denilir ya, Kurtoğlu da işte böyle bir isim. Obama’ya “O çokomel gibidir, dışı siyah içi beyaz” tarzı zihinlere kazınacak muhteşem bir cümle sarf etmenin kolay olduğunu mu zannediyorsunuz?Geçenlerde Ramazan Kurtoğlu’nun, ‘dünyada iki milyardan fazla insan açlık sınırındayken sayısı binleri bile bulmayan bir grup seçkin nasıl tüm dünyanın gelirine ve varlığına sahip oluyor’un hikayesini anlattığı “Para Oyunu” adlı kitabı ilişti gözüme. Aldım ve inanın daha eve varmadan yolda sayfalarının arasında kayboldum.Elbette size burada bütün kitabı anlatmayacağım. Ama öylesine derin ve enteresan tespitleri var ki hocanın, birkaç satır başıyla paylaşmazsam da olmaz.Çünkü kitabın ve sözün özü, eğer işler böyle gitmeye devam ederse hem bizi hem de dünyayı, ‘karanlık bir çağın’ bekliyor olduğu hanımlar beyler!Ve bunun en güçlü ayak sesleri de Ortadoğu’dan yani burnumuzun dibinden geliyor. En iyisi ihtisasa itibar edip hakkını teslim edelim ve edebimizle haddimizi bilerek kenara çekilip, gerisini Ramazan Hoca’dan dinleyelim...

PARA, YERYÜZÜNÜN TANRISI HALİNE GETİRİLDİ

* İnsanlar takriben iki yüzyıl boyunca duygularından koparılarak dünyaya kategorik bir bakışla, kapitalist- sosyalist ya da iyiler- kötüler şeklinde baktırıldı. Şimdi de “Sizden öncekiler de tarihti, siz de tarihsiniz, sizden sonrakiler de...Öyleyse anı yaşa” fikri bütün zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor. Anı yaşamak ise paraya dayalı. Paranın giderek soyut hale getirilmesi onu yeryüzünün tanrısı haline getirdi.

DÜNYA MEDENİYETİ BİR BÜTÜN OLARAK PARÇALANACAK

* Bir ülkenin parasının kıymeti, o ülke için “Aşil’in topuğu”dur. Ülkenin parası çöktüğü takdirde, parasıyla beraber her şey çöker......Bir medeniyetin çöküşü ile, bir medeniyetin içindeki ulusların çöküşü arasında fark vardır. Eğer yeniden bir çöküş yaşanırsa, bu küresel olacak. Artık hiçbir tekil ulus çökemez. Kısaca dünya medeniyeti bir bütün olarak parçalanacak... 

DOLAR TEFECİLERİN ELİNDE ‘ZİNA’ PARASINA DÖNÜŞTÜ

* 1971’den bu tarafa dünya ekonomisinin temel para birimi olan ‘dolar’ hiçbir değere bağlı olmaksınız karşılıksız basılıyor. Bu para piyasalarda, tefecilerin elinde 830 trilyon dolarlık bir ‘tasarruf balonuna’ dönüşmüş durumda.Halbuki 2014 sonunda dünya ülkelerinin milli geliri 80 trilyon, yeryüzündeki servet ise 136 trilyon dolardır. Bunun anlamı dolar küresel tefecilerin elinde faiz ve döviz takasları ile ‘zina’ parasına dönüştürülmüş durumda. Her dakika dünya ekonomisine yani insanlığa topyekün tecavüz ediliyor ve bunun maalesef aracı da dolar!

Mülteciler değil liderler sorun!

Yazının Devamını Oku

Durdurun dünyayı inecek var!

22 Kasım 2015
Karl Marx’a göre tarihte her ne olduysa, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur. Buna Hitler’in dünyaya meydan okuyup sığınakta kafasına kurşun sıkması da, Sezar’ın Roma tahtına çıkıp en yakını Brütüs tarafından sırtından hançerlenmesi de örnektir.

Karl Marx’a göre tarihte her ne olduysa, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur. Buna Hitler’in dünyaya meydan okuyup sığınakta kafasına kurşun sıkması da, Sezar’ın Roma tahtına çıkıp en yakını Brütüs tarafından sırtından hançerlenmesi de örnektir.
Ancak insanlık tarihinin 2500 yıl boyunca yaşadığından kat be kat fazla değişim son 250 yılda yaşanmış. 25 yılda yaşananlar ise, ondan önceki 250 yıldaki değişimi fersah fersah aşmış. 
Geçen 25 yılı hatırlarım elbette hatırlamasına da, sizleri bunaltacak bir 80’ler nostaljisine girmeyi hiç düşünmüyorum. 
Yoksa Independenta tankerinin patladığı gece de aklımda, tankların İstanbul sokaklarını kuşattığı o gri 12 Eylül sabahı da... 
Berlin Duvarı’nın yıkıldığı çılgın günü (yoksa parti mi deseydim) de bilirim, Commodore 64’lerin başında geçirdiğimiz uzun uykusuz saatleri de... 
Jetonu atıp sevgilimizi aramak için ankesörlü telefonların önünde girdiğimiz kuyrukları da...
Mahalledeki televizyon olan tek evde toplanılıp siyah–beyaz tüplü ekrandan iki üç saatlik yayının izlendiği seneleri de hatırlarım... Yılbaşı geceleri saat tam 12’de ekranda beliren efsane Nesrin Topkapı’yı da...

Yazının Devamını Oku

3. Dünya Savaşı çoktan başladı ama ülkeler bayrak sallamıyor!

21 Kasım 2015
Avrupa’nın göbeğinde 100’den fazla insanın teröre kurban gittiği Paris saldırısıyla birlikte dünyanın üzerine herkesi korkutan kara bir bulut çöktü.

Kimse adını koymak istemese de bir terör çağının, belki de 3. Dünya Savaşı’nın ayak sesleriydi ruhumuzun ta derinliklerinde ürpererek hissettiğimiz sıkıntı. Meselenin koordinatlarını çözebilmek ve önümüzdeki sürecin kodlarını anlayabilmek için terör ve güvenlik uzmanı Mete Yarar’la konuştum bu hafta...

* Hiç lafı dolandırmadan soruyorum. Türkiye IŞİD’e destek veriyor mu?

- Kesinlikle hayır!

* Nasıl bu kadar net cevap veriyorsun? Ateş olmayan yerden duman çıkar mı?

- Benim kesinlikle hayır dediğim konuya birçok kişi karşı çıkacaktır. Ben de onlara şunu soruyorum: Bugüne kadar Türkiye’nin IŞID’i desteklediğine dair somut bir veri yayınlandı mı hiç? Neymiş efendim IŞİD’den ayrılan komutan böyle böyle demiş. Yer, kişi ve adres belirtilmeyen soyut kavramlar üzerinden konuşmalar yapılıyor. Eğer işbirliği içindeysek, IŞİD nasıl Türkiye’de siyaseti etkileyebilecek ve devleti zor duruma düşürebilecek eylemler yapabiliyor? Onlarca polisimizi ve bürokratımızı bir yıla yakın nasıl rehin alabiliyor? Sınırda karakolumuza saldırıp, askerimizi nasıl şehit edebiliyor ve şu anda elinde bir askerimizi rehin tutabiliyor?


Yazının Devamını Oku

Yeni kabine kurulunca Suriye’ye gireriz

17 Kasım 2015
Paris’te yaşanan saldırılarla birlikte, söylemler de dahil artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı çok açık, net!

Şarapları, müziği, tarihi, kültürüyle ünlü aşk ve özgürlükler şehri Paris’te yaşayanlar, “Bu şiddet hep mi devam edecek?” travmasının esiri haline geldiler.

 

Paris’te yaşanan saldırılarla birlikte, söylemler de dahil artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı çok açık, net!
Şarapları, müziği, tarihi, kültürüyle ünlü aşk ve özgürlükler şehri Paris’te yaşayanlar, “Bu şiddet hep mi devam edecek?” travmasının esiri haline geldiler. Bu bir medeniyetler çatışması mıydı yoksa medeniyete karşı bir savaş mıydı?
Ben de herkes gibi kafamda onlarca soruyla soluğu Güvenlik Stratejileri Uzmanı, dostum Mete Yarar’ın yanında aldım. Ve daha sofra hazırlanmadan, mutfaktan annesinin yaptığı tatlıyı çalmaya çalışan haylaz çocuk misali başladım sorulara, “Neden ikinci kere Paris?” diye...

“Fransa, özellikle Afrika’da emperyal bir ülke. Bu yüzden de IŞİD, Boko Haram ve El Kaide benzeri örgütlerle en sert mücadeleyi, birçok kişi farkında olmasa da orada Fransızlar veriyor. Aynı zamanda kendi sınırları içinde gettolaşmış, büyük bir Afrikalı nüfusa sahipler” dedi ve “Bu ne demektir, biliyor musun?” diye soruma soruyla karşılık verdi.
İçimden “Bilsem sana mı sorarım?” diye geçiriyordum ki, hızını kesmeden konuşmaya devam etti...

Yazının Devamını Oku