Erdal Sağlam

Rahatlatmak için alınan risk arttırıcı kararlar

12 Kasım 2018
Kurlarda bir süredir yaşanan olumlu gelişmelerin durduğunu, haftanın son günlerinde TL’nin yeniden değer kaybettiğini gördük. Bu hareketi özellikle hükümetin çok iyi değerlendirmesi, olumlu trendin sürdürülmesi için riskli kararlardan çekinmesi gerektiğini görmesi gerekiyor.

Piyasalardaki olumlu havanın tersine döndüğünü söylemek için henüz çok erken. Ancak çok kritik ve hassas bir dönemden geçildiği, bu süreçte özellikle yurtdışındaki algıyı yeniden bozacak ekonomik ve siyasi kararlardan kaçınılmasının gerektiği de çok açık.

Ekonomide yaşanan kötüye gidişin döndüğü yerin Rahip Brunson’un serbest bırakılması olduğu gözden uzak tutulmamalı. Bunun için de özellikle batı ile iplerin yeniden gerilmesi sonucunu getirecek karar ve söylemlerden kaçınılması gerekiyor. Özellikle yurtdışındaki Türkiye’ye yatırım yapan fonlar ve aracı kurumlar bu gelişmeleri yakından izliyor. Seçimlere giden süreçte yeniden dışarıyla gerginliği artıracak atımlar atılması halinde, bunun çıkaracağı ekonomik faturaya ilişkin tedirginlik var.

Bunun yanında yaklaşan yerel seçimler nedeniyle içeriye dönük siyasi kaygı taşıyan ekonomik kararlardan çekinilmesi gerektiği de açık. ÖTV ve KDV indirimleri ilkesel olarak iyi karşılanmadı ama enflasyonu kısa dönem de olsa biraz frenleyeceği için ses çıkarılmadı. Bunun 2 ay sonrasına daha olumsuz fiyat etkisi olsa bile, kısa sürelik trend adına, piyasalar bu kararı olumlu karşıladı.

Bu karar nedeniyle piyasada bir bozulma olmadı ama kaşların çatıldığını söylemek mümkün. Çünkü Brunson kararıyla birlikte yeni ekonomik programın gerçekçi saptanması trendi düzelten bir unsurdu. Seçimler nedeniyle belirlenen hedeflerin şimdiden tehlikeye girmeye başlaması biraz rahatsızlık yarattı.

Bunun ardından gelen konut stokunun eritilmesi için ortaya atılan formüller ise yatırımcıyı olumsuz etkileyen bir haber oldu. Henüz formül netleşmediği için bunun piyasada fiyatlara yansıdığını söyleyemeyiz ama formül netleştiğinde rahatsızlık yaratması kaçınılmaz. Konut stokunun kamu tarafından satın alınması, müteahhitlere kaynak aktarılması, bunun faturasının tahvil yoluyla Hazine’ye yani halka çıkarılacak olması, haklı olarak tepki görüyor.

DİKKATLİ OLUNMALI

Son olarak kısa çalışma ödeneğinin devreye gireceği durumlar arasına kurlardaki yükselişin alınması, işsizlik fonundan kaynak aktarılmasını sağlayacak. Tanınan 3 aylık sürenin 6 aya uzatılması için iş alemi hemen taleplerine başladı. Seçimlere kadar yani 6 aylığına uzatılması beklenen bir sonuç. Doğrudan bütçeden karşılanmasa bile, tek tasarruf kalemi işsizlik fonunun bu tür yöntemlerle eritilmesi ister istemez dengeleri etkileyecek.

İş aleminin son günlerde ihracattaki birikmiş vergi iadelerinin ödenmesi için harekete geçtiğini de görüyoruz ve artı bir harcama yükü daha bizi bekliyor.

Yazının Devamını Oku

Piyasa iyimserliği biraz daha sürecek gibi

8 Kasım 2018
PİYASADA oluşan iyimser havanın en azından 2-3 hafta daha sürmesi bekleniyor. Bu havanın etkisiyle özellikle kurlarda geriye gidiş devam ederken, faiz oranlarındaki etkisi daha az gözüküyor.

Piyasadaki gelişmelerle ilgili bilgi aldığımız bankacılar, yabancı ilgisinin devam ettiğini söylediler. Son dönemde TL’ye dönen yabancıların TL varlıklar üzerinden iyi kazanç elde ettiğini hatırlatan bankacılar, yabancı fon yatırımcılarının hem İstanbul’da şirket ve bankalarla görüşme, hem de Ankara’da temaslarda bulunmak için taleplerini artırdıklarını söylediler. Uzun süredir böyle bir yabancı ilgisine rastlamadıklarını hatırlatan bir bankacı, “Yabancı fonlar da bizim piyasa oyuncularının anlayışında hareket ediyor. Fona para yatıranlar ‘Türkiye’ye yatırım yapanlar son ayda çok kazandı, siz niye girmediniz’ sorusuyla muhatap olmamak için, şimdi küçük de olsa bu piyasaya girmek istiyor”  yorumunu yaptı.

Bu nedenle son günlerde randevu isteyen yabancı sayısının arttığına dikkat çeken bankacı, olumsuz bir gelişme olmadığı takdirde en azından 2-3 hafta daha bu havanın devam etmesini beklediğini kaydetti.

Aynı bankacı dolar kuru 7 TL’ye kadar giderken piyasada abartılı bir kötümserlik rüzgarı estiğini hatırlatarak, şimdi de tam tersi olduğunu, bir süredir oluşan iyimser havanın fazla sorgulanmadan, abartılı biçimde esmeye devam ettiğini kaydetti. Kısa süre içerisinde çok olumsuz bir gelişme olmadığı takdirde, bir süre daha devam etmesinin beklendiğini de söyledi.

Bu iyimser rüzgarın oluşumunda Rahip Brunson’ın serbest bırakılması ardından bankaların dışarıdan borçlanmalarında sıkıntı çıkmamasının etkisinin büyük olduğunu kaydeden piyasa uzmanları, Hazine’nin uygun ortamı bulduğu için Avrupa’da tahvil ihracı için yabancı bankalara yetki verdiğini hatırlatarak, bunun da mevcut ortamın olumlu seyrine bir kanıt olarak gösterdiler.

MALİ TABLO FİYATLANACAK

Yabancı reyting kuruluşlarının, son ÖTV ve KDV indirim kararlarıyla birlikte  seçimlere girilirken yeni mali gevşeme kararları beklentisi nedeniyle tedirginliklerini aktardıklarına şahit olmaya başladık. Bu tedirginliği hatırlattığımızda piyasa uzmanları, “Bunlar sonra fiyatlanacak şeyler” diyorlar.

Bütçe açığının hala makul gözüktüğünü, mali sonuçlar ortaya çıktıkça bunların piyasa tarafından fiyatlanmaya başlayacağını kaydeden bir bankacı, “Şimdi herkes su akarken kabımı nasıl doldururum diye bakıyor, piyasanın işleyişi böyle; suyun azaldığını görene kadar bunu satın almaya devam edilecek” dedi.

Bu arada son günlerde çıkan haberlerden, konut stokunun azaltılması için kamunun devreye girmesi,

Yazının Devamını Oku

Enflasyonda en kötüsü geride kaldı mı?

6 Kasım 2018
Ekim ayı enflasyonu piyasa beklentilerinin üzerinde yüzde 2.67 oranında artarken, yıllık artış devam ederek yüzde 25.24’e çıktı. Bu yıl yaşanan enflasyon sıçramasında yüzde 25 oranı tavan mı derseniz, bir hayli şüpheli diyebiliriz.

Hükümet yetkilileri beklentilerin üzerinde gelen enflasyon açıklaması ardından kasım ve aralık aylarında fiyatlama davranışlarının normale gireceğini, alınan önlemlerin etkilerini göstereceğini, olumlu göstergeler yaşanacağını söylediler.

Baz etkisi ise enflasyonda aylık fiyat artış hızı normalleşse bile, yıllık enflasyonda artışın devam edeceğini gösteriyor. Geçen yılın kasım ayındaki yüzde 2.02’lik artışın altında kalınırsa, belki bu yıl kasım sonunda yıllık artış yüzde 25’in altına gelebilir. Ancak daha sonraki aylık oranlar, 2019 Mart sonuna kadar yıllık enflasyon oranlarının artışa devam edeceğini gösteriyor. Piyasa uzmanları önümüzdeki yılın ilk üç ayı sonunda bu oranın yüzde 30’lara yaklaşabileceği tahmininde bulunuyorlar.

Çünkü 2017 Kasım ayındaki yüzde 2.02’lik artıştan sonra, aralıkta yüzde 0.69, 2018 Ocak ayında yüzde 1.02, şubatta yüzde 0.73, martta yüzde 0.99 oranlarında tüketici fiyat artışları kaydedilmişti. 2018 Nisan ayındaki yüzde 1.87 oranla birlikte aylık oranlar artışa geçmişti. O nedenle 2019 Mart ayı sonu, yani mahalli seçim ardından açıklanacak yıllık enflasyon oranı gördüğümüz en yüksek oran olabilir.

Bu hesapları yaparken bile iyimser tahminlerde bulunulduğunu söylemek gerekir. Çünkü akaryakıtta vergi indirimi ile bastırılmış fiyatlar devam ediyor ve mart sonuna kadar bu indirimin devam edeceği varsayımı başta geliyor. Bununla birlikte geçen hafta yapılan bazı sektörlerdeki ÖTV ve KDV indirimlerinin de devam edeceği varsayımının tahminlerin içinde yer aldığını söyleyebiliriz. Bizce 2 aylık gönüllü indirim kampanyası da mart sonuna kadar sürdürülmeye çalışılacaktır.

ÜFE İLE TÜFE FARKI

Bu varsayımlar altında yüzde 30 hesabı yapıldığını söylemek gerekir. Eğer fiyata yansıyan bu kararlar yılbaşında geri çekilirse, o zaman enflasyonun daha yukarı gelme ihtimali yüksek. Bununla birlikte mart sonuna kadar bu indirimlerin devam etmesinin, bütçe gelirleri açısından kaybın devam etmesi anlamına da geleceğini unutmamak gerekir. Kısacası; yüzde 30’a çıkacak enflasyonla birlikte mali disiplin adına kaygıların da beraberinde geleceği söylenilebilir.

Kurlardaki düşüşün etkisiyle geçen ay sonunda yüzde 46.15’e kadar çıkan yıllık üretici fiyat endeksi artışı ise ekim sonunda yüzde 45.01’e düştü. Hala üretici ile tüketici fiyat artışları arasında 20 puanlık fark olduğu, bunun tüketici fiyatlarına yansımasının eninde sonunda gerçekleşeceğini de unutmamak gerekiyor. Bazı sektörlerdeki ÖTV ve KDV indirimlerinin enflasyonla mücadele açısından kilit olan iç talebi yeniden canlandırmaya dönük bir adım olduğu da gözden uzak tutulmamalı. Seçimler öncesi iç talebi canlandıracak yeni kararlar devam ederse, bunun enflasyonla mücadeleye zarar verip, beklentileri bozacağı çok açık.

Piyasa beklentilerinin üzerinde gelen ekim ayı enflasyonuna rağmen, daha önce tahmin ettiğimiz gibi, kur ve faizlerde önemli bir olumsuz etki yaşanmadı. Bir süredir piyasaların yeniden olumlu havaya girdiği, bu tip olumsuz veriler birikene kadar, kötüyü fiyatlama eğiliminden uzak duracağı anlaşılıyor. Ancak herkes gibi piyasalar da iyi biliyor ki; daha radikal adımlara, yapısal tedbirlere ihtiyaç var. Gereken adımlar atılmadığı takdirde, piyasalardaki bu olumlu havanın tersine dönme ihtimali çok yüksek.

Yazının Devamını Oku

Görüldü ki gereken yapıldığında normalleşme başlıyor

5 Kasım 2018
Son ayda yaşananlar, gereken yapıldığı takdirde ekonomide normalleşmenin sağlanabileceğini açıkça gösterdi. Tüm olarak normalleşme sağlanabildi mi derseniz, henüz sağlanamadığı, daha yapılacak çok şey olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ekonomide yaşanan kriz havasının göstergelerinden olan kurlarda geçen ay ciddi bir gerileme yaşanırken, faiz oranlarında da geçen hafta düşüş başladı. Yılbaşından bu yana baktığınızda gelinen kur ve faiz oranlarının gerilediği seviye bile hâlâ çok yüksek. Bırakın gelişmiş ülkeleri gelişmekte olan ülkelerde bile yılbaşından bu yana milli parası bu kadar yüksek değer kaybına uğramış, enflasyonu ve faiz oranları bu kadar yükselen başka bir ülke yok. Kısacası son bir aydaki olumlu gelişmelere rağmen hala makro dengeleri düzeltecek iyileşme sağlanabilmiş değil. Özel sektörü bu kadar borçlu, bu kadar yüksek döviz ihtiyacı olan bir ekonominin toparlanabilmesi için mevcut kur ve faiz seviyeleri de yeterli değil. Kur ve faiz oranlarının geri gelmeye devam etmesi ama her şeyden önce yönün istikrarlı görünüm vermesi ve kalıcı olacağına ilişkin güvenin yeniden sağlanabilmesi, hala en büyük öncelikler olarak ortada.

Peki, son bir aydaki olumlu gelişmeler nasıl sağlandı derseniz; geç de olsa gerekenin yapılmasına bağlı olarak sağlandı. Eylül ayında Merkez Bankası’nın faiz oranlarını şok denecek ölçüde artırması, ardından Rahip Brunson’un serbest bırakılıp ABD ile ilişkilerin yumuşaması, AB ile yeniden köprü kurma çabaları bu gelişmelerde en önemli etkenler. Bu arada Yeni Ekonomi Programı gibi gerçekçi olarak algılanan ekonomik metinlerin ortaya çıkıp, piyasaları rahatlatmaya dönük alınan kararlar da, tabi ki bu iyileşmede önemli rol oynadı. Ancak kimse piyasaya müdahale sayılabilecek indirim kampanyaları ya da denetimlerle bu gelişmenin sağlandığını düşünmesin, çünkü herkes biliyor ki bu adımlar geçici ve aşırı kullanıldığında ters tepen adımlar.

ENFLASYON VE BİRİKEN YÜKLER

Peki, normalleşme tam sağlanamadıysa daha yapılacak ne var diyebilirsiniz. Her şeyden önce daha çok adım ve uzun bir yol olduğunu söylememiz gerekiyor.

Girilen yoldan sapılmaması ve “istikrar için gerekenin yapılacağına devam edileceği” algısı çok önemli. Örneğin geçen hafta otomobil, beyaz eşya ve mobilyadaki vergi indirimlerinin, mali disiplin için nasıl sakıncalı bulunduğunu, piyasa tepkisiyle çok açık gördük. Yerel seçimler yaklaşırken, bu tür yeni gevşetici kararların daha fazla alınmaması gerekiyor. Çünkü hâlâ olumsuz beklentiler tam olarak kırılabilmiş değil.

Bugün ekim ayı enflasyonu açıklanıyor, bence yıllık enflasyon küçük de olsa artmaya devam edecek. 2019 Mart sonunda ise en yüksek enflasyonu görebiliriz. Mevcut enflasyon oranlarının içinde gereken akaryakıt zamlarının olmadığını, tütün gibi enflasyonu etkileyen mallarda zamların tutulduğunu, geçici vergi indirimlerinin sonra fazlasıyla çıkacağını, toptan eşya fiyat artışlarının hala tüketici enflasyonun iki katı olduğunu, iç talep artışında perakende fiyatlara yansıyacağını da unutmayalım.

Yani normalleşme başladı ama arkasında büyük yükler oluşturarak gidiyor. Gereken adımların, daha da radikal olanlarının atılması, reel sektör borç sorununa, bankalar dahil, yeni çözümler gerektiğini de akılda tutalım.

Tablo belli; gerekenler yapılmadığı için ekonomi şok yedi, şimdi gecikmeli olarak yapılanlar var, bunun etkileri görülüyor. Ancak iş henüz yeni başladı. Elbette yaptığımız yanlışların bedeli var; ödedik ama daha fazlasını ödememiz gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Yabancı döviz satıp TL’de kalıyor

1 Kasım 2018
PİYASALARDA bir süredir devam eden kurlardaki düşüşün kısa bir süre daha devam etmesi bekleniyor. Son günlerde TL’nin değer kazanmasında yabancıların döviz satıp, TL’de kalmayı tercih etmelerinin etkili olduğu belirtiliyor.

Konuştuğumuz piyasa analistleri yabancılar döviz sattığı için kurların düştüğünü, hisse senedi piyasalarındaki düşüşün ise daha çok yerlilerin satışlarından kaynaklandığını söylediler. Düne kadar bu trendin devam ettiği görülürken dün ise hisse senedi piyasalarında ve kurlarda küçük de olsa artışlar yaşandı. Piyasa analistleri önümüzdeki 2 hafta boyunca kurlarda iniş çıkışlar yaşanabileceğini ama trendin aşağı doğru olacağını tahmin ettiklerini söylediler.

Buna karşılık hazine kağıtları faizlerinde ise önemli bir değişiklik olmadı. Bu satırlar yazılırken kısa vadeli kağıdın faiz oranı yüzde 24.5, uzun vadeli kağıdın faizi yüzde 18.15 seviyelerindeydi.

Hisse senedi piyasalarında yerlilerin hareketlerinin etkili olmaya devam etmesini beklediklerini kaydeden analistler, yabancıların ise dövizlerini bozdurmaya devam ettiklerini gördüklerini söylediler. Dövizi TL’ye çeviren yabancıların ya tahvil ve hazine bonolarına girdiğini ya da swap’tan yüksek faizle TL sattıklarını kaydeden piyasa analistleri, bu eğilimin şimdilik sürdüğünü kaydettiler. Bu arada dövizini bozan yabancıların geriye dönüş eğilimi olup olmadığını sorduğumuzda ise aynı analistler, böyle bir eğilimin şimdi gözükmediğini ancak daha sonra ne olacağının bilinemeyeceğini kaydettiler.

Mevcut eğilimin 15-20 gün daha devam etmesini beklediklerini tekrarlayan analistler, daha sonraki ekonomik ve siyasi gelişmelerin yeni yönü belirlemede etkili olacağı görüşündeler. Bu arada küresel gelişmelerin de doğal olarak bundan sonraki yönde etkili olması bekleniyor.

Bazı analistler TL’nin son dönemdeki değer kazanmasının devam edip, dolar kurunun 5.20’lere kadar gelebileceğini tahmin ediyorlar. Daha önce bu taban seviyenin 5.50 TL olarak konuşulduğunu ama şimdi tavan tahminlerinin aşağı düştüğünü kaydettiler.

KURLARI ETKİLER Mİ?

Piyasa analistlerine hafta başında açıklanacak olan enflasyon oranlarının kurlar üzerinde ne kadar etkili olabileceğini de sorduk.

Piyasalarda şu an ekim ayı enflasyon beklentisi ortalamasının yüzde 1.7 olduğunu hatırlatan analistler, geçen yılın baz etkisine baktığımızda, bu oranda kalınması halinde Ekim sonunda yıllık enflasyonda küçük de olsa düşüş yaşanacağını hatırlattılar.

Yazının Devamını Oku

Program hedeflerine umarım ulaşılır

29 Ekim 2018
Cumhurbaşkanlığı’nın ilk programı olan “2019 yılı ekonomik programı” Resmi Gazete’de yayımlandı.

Adı değişse de görünümü değişmedi; programda her zamanki gibi, kulağa hoş gelen hedefler sayıldı. Şu kadarını söyleyelim; eğer bu programlarda yazılı olanlar gerektiği gibi uygulansaydı, Türkiye ekonomisi tarihinde yaşadığı krizlerin hiçbirini yaşamazdı.

Cumhurbaşkanlığı programına göre, gelecek yıl büyümenin istikrarlı bir şekilde devam ettirilmesi amacıyla enflasyon ve cari açığın makul seviyelere düşürülmesi ve ekonomideki dengelenme sürecinin kontrollü bir şekilde devam etmesi sağlanacak, büyümeyi sürdürülebilir kılacak nitelikli insan gücü ve güçlü toplum hedefiyle ilgili projeler ve programlar hayata geçirilecek.

Programda kamuda hizmet kalitesi ve hizmet verimliliğinin arttırılması için eğitim programlarının düzenlenmesinin yanı sıra, “kamu insan kaynakları süreçlerinde liyakatin temel alınması, uygun kurumlardan başlanarak etkin çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması ve işlevsel bir performans değerlendirme sistemi geliştirilmesi” yer alıyor. Bu hususlar neredeyse tüm programlarda yer almıştı ama layıkıyla uygulanmadı. Uygulamaya baktığınızda, ülkeyi yönetenler de dahil, herkes biliyor ki; liyakat kamu yönetiminde geçerliliğini yitiriyor. İşe alımdan emekliliğe kadar bu süreçler izlenecek denilirken, özellikle işe alımlardaki kayırmacı uygulamaların her dönemde var olduğunu, son dönem daha arttığını biliyoruz. Bu durumdan mevcut yöneticiler dahil herkesin şikayet ediyor. Kamudaki eleman kapasitesi ve teknik yeterliliği, umarız programda yazılı olduğu arttırılabilir. Yani bunların programlarda ya da resmi dökümanlarda yer alması bir şeyi değiştirmiyor, inanarak uygulamak gerekiyor.

ÖNEMLİ OLAN ANLAYIŞ

Programda yurt içi tasarrufları artırmak için lüks ve ithalat yoğunluğu yüksek tüketim malları için caydırıcı vergilendirme ve bilinçli tüketimin teşvik edilmesi gibi düzenlemelere gidilmesi yer alıyor. Uluslararası yükümlülükler nedeniyle ithal ürünlere farklı vergilerin uygulanamadığı görülmüş, zaten mevcut müdahalelerin ve polisiye tedbirlerin işletmeleri zora soktuğu bilinirken, zorlama tedbirlerin kalıcı olamayacağını tekrar hatırlatmak gerekiyor.

Gelecek yıl para politikasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olacağı tekrarlanan programda, her zamanki gibi “Merkez Bankası bu doğrultuda elindeki tüm araçları kararlı ve bağımsız bir şekilde kullanmaya devam edecek” ibaresi de yer alıyor. “İşte kulağa hoş gelen hedeflerden biri daha” demekten başka bir şey söylenemez herhalde. Çünkü her hükümet bu ilkeyi programına yazıp siyasi kaygılarla uygulamaya yanaşmamıştır. Son dönemde bu yöndeki şikayetlerin ne kadar arttığını, bağımsızlığın sözde kaldığını yine herkes görüyor.

Her programda tekrarlanan benzer ibarelerden biri de mali piyasalara ilişkin olarak, “yenilikçi ve şeffaf işleyen bir mali piyasanın oluşturulması amaçlanıyor” denmesi. Halbuki şeffaflık ilkesinin pek uygulanmadığı dönemlerin birinden geçiyoruz. Kamu hesapları dahil, hem vatandaşın hem özel sektör karar alıcılarının iyi hesap yapmasını mümkün kılmayan, kamu hesaplarının denetimini en aza indiren bir uygulamadan, kamu dahil tüm kesimler şikayetçi.

Özetle; bir kez daha herkese hoş gelecek amaçlar ve hedefler yeni programda da alt alta sıralanmış diyebiliriz. Halbuki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığımız bugünlerde ihtiyacımız olan artık kulağa hoş gelen hedefler koymak yerine, bilime dayalı, çağdaş dünyanın gereklerini yerine getirerek halkın refahını ve özgürlüklerini arttıracak bir yönetim anlayışı.

Yazının Devamını Oku

Kurlar faiz arttırılmazsa fazla tepki vermez

25 Ekim 2018
PİYASALAR, gerek görmesine rağmen, 25 Ekim toplantısında Merkez Bankası’ndan faiz artışı beklemiyor. Bu kez Merkez Bankası’ndan faiz artışı gelmediği takdirde piyasalarda önemli bir bozulma beklenmiyor. Faiz artışı olduğu takdirde, kurların düşeceği kesin görülüyor.

Hafta başında kurlarda artış yaşandı ama bunun faiz beklentisi ile bir ilişkisi olmadığı anlaşıldı. AKP ile MHP arasında yerel seçime dönük uzlaşmanın bozulmasının kurların yükselişinde etkili olduğu ancak ittifakın tümüyle bitmediği açıklamalarının yeniden yumuşamaya neden olduğu görüldü.

Buna karşılık TBMM’ye sunulan 2019 yılı bütçe yasa tasarısı, beklentilerin aksine fiyatlar üzerinde etkili olmadı. Tasarının detaylarının zaman geçtikçe ortaya çıkıp, hesapların sorgulanır bulunması halinde, yani TBMM’de tartışılırken etkili olabileceğini bekleyenler var. Buna karşılık ciddi etki yaratacak harcama veya gelire dönük haberler çıkmadığı sürece, piyasalar üzerinde etkili olmayacağını belirten piyasa uzmanları da çoğunlukta.

Dolayısıyla önümüzdeki kısa dönemin piyasalar açısından fazla hareketli olması beklenmiyor. Kurlarda ve faizlerde küçük oynamalar olabileceği ama önemli ataklar yaşanmayacağı görüşü hakim. Bu hafta Merkez Bankası kararının ardından piyasalarda önemli oynama beklenmezken, ancak ay başında açıklanacak enflasyon oranlarında büyük sürprizler yaşanması halinde piyasa etkisi görülebileceği söyleniyor.

Piyasayı bozacak önemli gelişmelerin, en azından kasım ayına kadar beklenmediğini söylemek yanlış olmaz. Kasımda piyasalar üzerinde etkili olacak konunun ABD’nin İran’a dönük ambargosu olabileceği, Türkiye’nin ambargo konusundaki tutumuna bağlı yaşanması muhtemel tartışmaların piyasa hareketleri üzerinde etki yaratabileceği söylenilebilir.

Burada kritik husus İran ambargosu nedeniyle ABD ile yaşanabilecek tartışmaların boyutu olacaktır. Rahip Brunson’ın ABD’ye geri dönmesiyle oluşan iki ülke arasındaki olumlu havanın piyasalar üzerinde ciddi olumlu etki yarattığı açıkça görüldü. Merkez Bankası’nın geçen ayki 6.25 puanlık faiz artışı üzerine bu karar eklenince kurlarda önemli gerilemeler sağlandı. 

Bu nedenle ABD ile yeniden oluşan iyimser havanın bozulmaması, bu arada içerideki siyasetin bu süreçte daha fazla sertleşmemesi, örneğin AKP ile MHP’nin tümüyle ittifakı bozduğu gibi haberlerin gelmemesi halinde önümüzdeki dönem siyasi nedenlerle piyasanın bozulmayacağı söylenilebilir.

DÜŞÜK TÜKETİCİ GÜVENİNİN ETKİSİ

Bu arada geçen salı günü açıklanan tüketici güven endeksinin 2009 yılı kriz seviyesine gerilemesi, ekonomik dengeler açısından önemli bir veri olabilir. Banka analistleri bu yıl üçüncü çeyrekte yaşanan daralmanın beklendiğinden yüksek olabileceğini, tüketici güven endeksinin bunun ipuçlarını vermiş olabileceğini belirtiyorlar.

Yazının Devamını Oku

Konkordato furyasının faturası ağırlaşıyor

23 Ekim 2018
Ekonomide bozulan dengelerin yarattığı tahribat somut biçimde kendini gösteriyor.

Son dönemde şirketlerin konkordato talepleri bir furya halini alırken, bunun faturasının önümüzdeki dönem reel sektör ve bankacılık sektöründeki sıkıntıları önemli ölçüde büyütmesinden kaygı duyuluyor.

Vadesi gelen borçlarını ödeyemez hale gelen ya da ödemeyeceğini gören şirketlerin ticaret mahkemesine konkordato başvurusu çok arttı. Şimdiye kadar 3 binin üstünde şirketin konkordato ilanında bulunduğu belirtiliyor.

İflas erteleme yönteminin kötüyü kullanımı nedeniyle bu yönteme dönüldü ama giderek çok daha yoğun biçimde, bu yolun da kötüye kullanımının olduğu iddiaları ileri sürülmeye başladı. Mahkeme sürecinden konkordato ilan edildiğinde atanan görevlilere ve bilirkişi aşamasına kadar hukuki süreçlerde sıkıntılar bulunduğu konuşulmaya başladı.

Asıl sıkıntı ise tabi ki konkordato ilan eden şirketin çalışanları ve alacaklıları yönünden yaşanıyor. Likidite açısından zora girmiş şirketlerin bu yola başvurması, doğal olarak zincirleme biçimde başka şirketler ve bankaların da likidite sorunlarının büyümesine yol açıyor.

Tabi ki bu şirketten alacaklı bankalar en zor duruma kalan kesimlerden. Bu nedenle bankalar çok daha titiz borç verme prosedürleri işletiyor, dolayısıyla kredi hacminde nominal olarak bile büyük gerilemeler yaşanıyor.

Bankacılara sorduğumuzda konkordato ilan eden şirketler eğer bu ilanı geri çekmezlerse, kredi geri ödemeleri için masaya bile oturmadıklarını, ilanı geri çekerse yani iyi niyetini gösterirse yeniden yapılandırma yoluna gideceklerini söylüyorlar. Bir başka deyişle iyi niyetli ve imkanı olan banka borçlusu şirketlerin aslında böyle bir yola başvurmadan, kendilerine başvurduklarında gerekli kolaylıkları gösterdiklerini belirtiyorlar. Dolayısıyla konkordato ilanına bankalar tarafından şüpheli bakıldığının da ipuçlarını alıyoruz.

SORUN TBMM GÜNDEMİNDE

Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, çoğunluğu inşaat sektörü olmak üzere tekstil, ayakkabı, sağlık gibi hammaddesi ihracata ve dolayısıyla dövize endeksli sektörlerden gelen konkordato taleplerinin çığ gibi büyüdüğünü belirterek, bu konuda Meclis araştırması istedi.

Yazının Devamını Oku