"Bilge Egemen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bilge Egemen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bilge Egemen

Bilge Egemen

Yaşadığın şehirde 1 günlüğüne engelli olsaydın

9 Mayıs 2019

 

Frankfurt yakınlarında yaşayanla hani neredeyse vur patlasın çal oynasın bir gün geçirdik. Tekerlekli sandalyesi hayatla arasında bir engel değildi.

Tek başına evinden yardımsız çıkabiliyor, ulaşım araçlarına binip inebiliyor, sokak, park, ve alışveriş merkezlerinde dolaşabiliyor, tuvalet, sanat galerisi, müze ve sinemalara girip çıkabiliyor, bankamatikten, çöp sepetine, alışveriş kasasından, jetonmatiklere tüm şehir mobilyalarına erişebiliyordu.

***

İkinci randevum Taksim Meydanı'ndaydı. Randevulaştığım kişi yardımsız, iki karış yol alamayacağı için yanlız gelmemişti.

Buluşmamızla dağılmamız bir oldu, diyebilirim. 

Hemen her gün ayak bastığım, sokaklarında gezdiğim Beyoğlu hiç bu kadar ciğerimi delmemişti.

Yazının devamı...

Siyaset bisikletli olsun, yumruklar uzak dursun

25 Nisan 2019

 

Böyle kapkara, asık suratlı, resmi bir arabadan, sıkıcı döpyesler giymiş, çatık kaşlı bir kadının inmesini beklerken ben oturduğum cafe'de, bir bisiklet yanıştı dibime.

- Pardon Bilge, siz misiniz? diye sordu kot pantolonlu, beyaz tişörtlü, lastik ayakkabılı, gülümseyen kadın.

Tüh, herhalde işi çıktı da kardeşini yolladı diye düşünürken ben, "Ben Meryem" deyip kendini tanıttı.

Meryem Kaçar, Flaman Yeşiller Partisi'nden Belçika parlementosuna seçilmiş ilk Türk milletvekili ve ilk yabancı senatördü. Ve 30 yaşındaydı.

Eskişehir Çifteler'den 10 yaşındayken imam babası ve 5 kardeşiyle Belçika'ya gelmişti. Babası işçi olarak çalışırken, Meryem meslek okulunda 6 yıl dikiş, nakış, terzilik eğitimi almıştı.

Ve aldığı eğitime rağmen zoru başarmış, üniversitede hukuk fakültesi kazanmış ve avukat olmuştu. İnsan hakları, göçmen sorunları, doğa ve dünyanın korunmasıyla ilgili projeleri üzerine öyle güzel konuşuyordu ki, bildiğin zehir gibiydi.

Yazının devamı...

Çocukluğunu hatırlamadan, çocukla konuşma

20 Nisan 2019

 

 

Çevirirsek, "Ben gençlik ne demek bilirim koçum da, sen yaşlılıktan gram anlamazsın" minvalinde birşeylere denk gelir anlamı.

Bizim çocuklar (oğlum Cem'in de dahil olduğu İzmir Gelişim Koleji Belgesel Kulübü) şarkının tam tersinden bakarak "Yaş: 12" adında bir belgesel hazırladı. Kulüp saatlerinde, cep telefonlarıyla okulun içinde çektiler.

Önce birbirleriyle röportajlar yaptılar. Malum 12, ergenliğe giriş yaşı. İlgi alanlarını, duygusal dalgalanmalarını anlattılar. Sonra da okulun içinde karşılarına çıkan tüm yetişkinlere "Siz 12 yaşınızı hatırlıyor musunuz acaba?" diye sordular.

Yani konunun özü şöyle bir şey oldu: Biz 12 yaşın ne demek olduğunu çok iyi biliriz. Ama siz hatıralarınıza ne kadar hakimsiniz ve o hatıralarla bizleri ne kadar anlayabilirsiniz?

Ortaya öyle naif bir hikaye çıktı ki, lütfen bul linkini ve izle.

Bir kere bu yaşlarda çocuğu olmayan biri, onların ilgi alanlarıyla ilgili röportajları dinlese Japonca konuşuyorlar diye tahmin eder.

Yazının devamı...

Tarsus’ta atılan çığlığı İzmir’den duydum

28 Mart 2019

Hayat da bu dükkanlara rastgele dalan devasa bir fil...
Bakalım sakar filimiz, bugün içimizden hangi şanslı züccaciye dükkanına teşrif edecek? Bir raf yoksa 5 raf mı devirecek?...
Veyahut, tek bir hortum darbesiyle sırf bizimkini değil, mahalle züccaciyelerinin topunu mu yerle yeksan edecek?
Bazen aynen böyle hissediyorum.
***
Bazen de diyorum ki, yahu şu tatlı meltem ne kadar da güzel değdi yanağıma. Gider ayak şu güneş, ne de güzel göz kırptı ruhuma.
Sanki biz her birimiz bulunmaz birer hint kumaşıyız da, hayat doyamıyor saçlarımızı öpüp, okşamaya.

Yazının devamı...

Benim oyumla lütfen yapmayın

14 Mart 2019


Evet oyum 1 tanecik. Tıpkı evladım, annem, eşim gibi.
Oyuma saygı duyun; verdiğiniz sözleri tutun.
İnsanın karnesinin, söyledikleriyle yaptıklarının sağlaması olduğunu unutmayın.
***
Bütçemizi kendi babasının parası zannetmeyen, çar çur etmeyen, çalmayan, çırpmayan, hak yemeyen, adil kadrolar kurun.
İşi, eş, dost, akrabaya değil, bilene havale edin.

Yazının devamı...

Ertuğrul Karslıoğlu'nun gözünden Datça kadınları

7 Mart 2019

 

Kaptan Kusto (Jacques - Yves Cousteau) bizi okyanusların derinliğinde keşiflere çıkaran, yüzgeçleri ha bugün, ha yarın çıktı - çıkacak bir insandı.

Deniz kızları da tıpkı Noel babalar gibi gerçek hayatta yoktu ama işte 'Yarı Balık Kaptan Kusto' canlı, kanlı karşımızdaydı. 

 Ailece heyecanla beklerdik, tek kanallı siyah beyaz televizyonumuzun içinden çıkıp dünyamızı büyütmesini.

***

Sonra lise yıllarımda sürpriz yumurtadan çıkar gibi Keçenin Teri diye bir belgesel çıktı karşıma. Tokat gibi. O kadar etkileyici, sinema dili o kadar değişikti ki, üstelik çeken Kaptan Kusto değil, bizim memleketten biriydi. (Keçenin Teri, 95'te Türk Sineması'nın Yüzüncü Yılı kutlanırken Suha Arın'ın 'Kula'da Üç Gün' Güner Sarıoğlu'nun 'Ladik' filmiyle birlikte 'Yüzyılın Belgeseli' seçildi.)

Ertuğrul Karslıoğlu'nun adını ilk böyle duydum.

Yazının devamı...

Ben İzmir’im, sen İzmirli

28 Şubat 2019

 

Nasıl anlatırsın beni?
Madem ben İzmir’im.
Sen ise İzmirli...
Kültür, tarih, deniz mi dersin?
Yoksa, kumru ve gevreği atlayıp, önce kızlardan mı bahsedersin?
Kızlarımız özgür, cesur, güzel de erkeklerimiz nasıl acaba?

Yazının devamı...

40 şahane kadın, 40 su gibi şıkır şıkır hikaye

21 Şubat 2019

 

Kızları Müjde ve Mehtap Ar'ın okuluna saçlarını yeşile boyayıp gidermiş. Kızlar da ne yapsınlar, inkar yöntemine başvurup, arkadaşlarına "Yok canım bu bizim annemiz değil..." falan deyip, vaziyeti geçiştirirlermiş.

Daha neler neler var, hayatının rengarenk paletinde Aysel Gürel'in. Çocukluğunda yaşadığı Trabzon'dan Sivastopol'a (günümüzde Ukrayna'da) yüzerek gitmeyi kafaya taktığı için defalarca boğulma tehlikesi atlatmış mesela. Öyle deli. Ama yazdığı şarkılar da Firuze'den Sen Ağlama'ya bir dönemin en içli, en ciğer delicisi.

Yıldız Kenter hayatını, kurdukları tiyatronun borçlarını ödemekle geçirmiş. 70 yaşına geldiğinde borçları nihayet bitmiş ve sonrasında "Benim en büyük lüksüm, borçsuz yaşadığım 10 yıldır" demiş. Değil borç, parayla dahi tanışık yapmamalaydın onun gibi zarif bir sanatçıyı ey zalim dünya. Ona dert olarak sadece sahnenin uçuşan tozlarını bırakmalıydın. 

Türk sinemasının en çok film (37 tane), çeken kadın yönetmeni Bilge Olgaç, İpekçe'yi çekerken yangın sahnesinden o kadar etkilenmiş ki "Sanki evim yanıyor" deyip, arkasını dönüp, izleyememiş. Yıllar sonra uykudayken evi yanıp hayatını kaybettiğinde arkadaşları evinin kalan bir duvarında "Bir daha hiç kimseden borç istemeyeceğim, asla!" yazısını görmüş.

Yıllar yıllar önce Boğaz'ın mehtaplı gecelerinde billur gibi sesiyle sandalda söylediği şarkılarla ünü hızla yayılmış dört bir yana. Deniz Kızı Eftelya meşhur olup da bir vapurda şarkılarını söylemeye çağrıldığında üşütüp zatürreye yakalanıp, hayatını kaybetmiş. Ona aşık bestekar eşi Sadık Işılay, sofrasına her gün Eftelya için bir tabak, bir çatal, bir kaşık koymaya devam etmiş.

İlk Türk müslüman kadın oyuncu Afife Jale, öldüğünde daha 39 yaşındaymış. Halbuki o hep, o kadar büyük, yüzyıllarca yaşamış gibi ki gözümde. Bir de 'sanat fedaisi' dedikleri halde kendisine, yalnızlık ve mutsuzluk içindeymiş son senelerinde.

Best seller'lerin en best seller'i Ayşe Kulin 25 yıl boyunca elinde dosyalarla yayınevlerinin kapısından dönmüş. İlk öykü kitabı nihayet yayınlandığında, 43 yaşındaymış.

Yazının devamı...