GeriTeknoloji Yüzyılın Deneyi neler söylüyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yüzyılın Deneyi neler söylüyor

Yüzyılın Deneyi neler söylüyor
refid:15283836 ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

Higgs varlığının deney ile kanıtlanması, tanrı inancımızda şüphe uyandıracak bir sonuç doğurmayacaktır.

Evrenin nasıl yaratıldığı hakkında daha güvenli bilgiler elde etmemiş olacağız. Bunun kutsal kitap karşıtlığı ile bir ilgisi de yoktur. Bilimin varlık alanı ve işlevi başka dinlerin varlık alanları ve işlevleri başkadır.

Yirminci yüzyılının önemli keşiflerinden biri Edwin Hubble’in evrenin genişlediğini gözlemleri ile kanıtlamasıdır. Ölçülen genişleme hızı,  göz önüne alınarak kozmolojik evrimselleşme filmi geri sarılırsa, koskoca evrenin bir atomun içine sığacak kadar küçüldüğü anlaşılır. Bu gözlemlerden evrenin 13,7 milyar yıl önce yüksek basınç altında çok küçük bir hacım içersine sıkıştırılmış olduğu sonucu çıkar. Bu küçücük hacim içersine sıkışan enerji çok yüksek sıcaklıklarda püskürerek kozmolojik tohumun dışına fırlar.  Zamanla yoğunlaşarak maddeye dönüşür ve bugünde genişleme hareketi yaptığını gözlediğimiz galaksileri, uzayı-zamanı, gökcisimlerini yani tüm evreni meydana getirir. Bu muhteşem olaya büyük patlama modeli denir. Büyük patlamanın ardından evren kozmolojik evrim geçirterek bu gün algıladığımız hale dönüşmüştür. Şekilde büyük patlamanın ardından meydana gelen kozmolojik evrimselleşmenin aşamaları gösterilmiştir.

Büyük patlama modelini, popüler modern kültür içerikli bilimsel bir doğma haline getiren, bu benzersiz olaya insan aklın çizdiği resme toplumun verdiği kredidir. Sıcaklığın, enerji yoğunluğunun, basıncın sonsuz olduğu, böylesine küçücük bir hacim içinde evreni tasarlamak mantık dışı olmayan bir yaratıcılık örneğidir. Gerçekten benzersiz olan büyük patlama olayı, patlama sözcüğünün kavram içeriğini aşar. Dilin böyle bir olayı patlama sözcüğü ile tanımlaması dilin kendi güçsüzlüğünden ileri gelir. Enerjinin küçük bir hacım içinde tutan basınç, bilinen temel kuvvetler ile açıklanabilecek bir büyüklük değildir. Evreni yaratan, eşi benzeri bulunmayan kozmolojik tohumun çatlama anı zamanın başladığı andır. CERN deneyi, patlamanın hemen ardından evrenin nasıl bir sistem olduğunu laboratuar ortamında yaratmak demektir. Çizimde bu an kuark dönemi olarak işaret edilmiştir.

Büyük patlamanın ardından gelen, saniyenin yüz bin çarpı katrilyon çarpı katrilyonda biri kadar kısa süre içinde olanlar bir bilinmeyendir, beklide bir bilinmeyen olarak kalacaktır. Bu kısa dönemde evren, yüz katrilyon çarpı katrilyon derece gibi yüksek sıcaklıkta bir enerjiden ibarettir. Şimdi aklınıza bunu nasıl ve nerden biliyorsun, ölçü mü yaptın gibi anlamlı sorular gelir, böyle bir sıcaklığı ölçmek, gayet tabii, mümkün değildir. Ancak patlama süreci takip eden kozmik olayların doğa yasaları çerçevesi içinde mantıksal analizi bu sonucu verir. Eğer evren o dönemde böyle ateşi yüksek olmasaydı, bu günkü evren meydana gelmezdi, bu bir enerji muhasebesidir.

/images/100/0x0/55eb34f8f018fbb8f8b24b7d

Çok büyük miktarlarda maddenin, yani devasa evrenin, atomik boyutlarda bir hacim içersine sıkışmış olması,  galaktik boyutlarda geçerli kütle-çekim yasası ile atomik boyutlarda geçerli kuantum fiziği yasalarının, aynı anda ve aynı boyuta geçerli olduğu dikte eder. Yaradılış bu dönem fiziğinin keşfi ile bilimsel bir anlam kazanır. Ünlü kozmolojist Stephan Hawking buna, ‘Her Şeyin Teorisi’ der. Son 30-35 senedir en iddialı fizikçiler, genel görelilik kuramı ile kuantum mekaniğini bağdaştırmayı amaçlayan Kuantum-Graviti ve Sicim Teorisi üzerinde çalışmaktadırlar. Bu teorilerin ne olduğunu, her kesin anlayabileceği bir dil ile daha sonraları bu ekrana yansıtılacaktır. CERN deneyi sicim teorisi ve süper simetri yaklaşımlarına da açıklık getirecektir.

Teknolojin ulaşabildiği en yüksek hıza çıkartılmış proton demetlerinin alın alına çarpıştırılmasından ne bekleniyor, şimdi onu basitçe aktarmaya çalışalım. Çizimde bu beklenti kuark dönemi olarak işaretlenmiştir.  Büyük patlamadan bir saniyenin yüzde biri kadar süre sonra, maddeyi oluşturan temel parçacıkları tanımlayan Standart modelin not ettiği kuarklar birleşerek proton ve nötronları meydana getiriler. Yüksek hızlardaki proton demetleri, çarpışarak parçalandığında içlerinde ne var ne yok ortaya dökecektir, deneyin dayandığı basit mantık budur.  Büyük patlamadan bir saniyenin yüzde biri kadar sonra, evrenin laboratuar ortamında resmi çekilmiş olacaktır. Gerçekten bu resim şimdi elimizde, kozmik Pandora’nın kutusu açılmış içinden neler çıkacak yakında göreceğiz.   Geçen hafta CERN yetkilileri HİGGS izine rastladıklarını ilan ettiler. İşte en değerli beklenti budur,  ilan edilen çok önemli bir bulgudur. Ben kişisel olarak HİGGS’in yakın gelecekte yakayı ele vereceğinden şüphem etmiyorum.  Detektörlerin yakaladığı çarpışma anı karelerinden elde edilen bilginin tümü henüz daha analiz edilmiş değildir. Yüzde yüz kesin bir sonuca varabilmek için daha fazla bilginin analiz edilmesi gerekir. Bundan sonraki yansılarımızda HİGGS ve Standart modelin
Bilime yaptığı ve yapacağı özgün katkılar ve eksiklikleri tartışılacaktır.

Evren ve yaradılışı akıl ile kavramanın yolu,  mutlak gerçeğin temsilcisi olan doğanın, bu deneyde olduğu gibi, çekilen resimlerine bakmak ve gördüklerini anlayabilmekten geçer.  Dünya üzerinde yüz bini aşkın bilim insanı ve üniversite öğretim üyesi bu resimlere bakıyor ve anlamaya çalışıyor, ne yazık ki ülkemiz Avrupa biliminin bayrak gemisi CERN’e üye değil, Türkiye için bu gerçekten çok büyük bir eksiklik.  Bilimsel konulara olan ilgisi nedeni ile takdir edilen değerli köşe yazarı İsmet Berkan’ın çevresinde toplanıp resim çektiren bir avuç genç ciddi bir umut kaynağıdır. Önemli olan bu umudu soldurmamaktır.  CERN’e ülkemizin üye olması ve katkıların kurumsal düzeye yükseltir. Rahmetli dış işleri bakanımız İsmail Cem’in girişimleri başlayan üyelik sürecinin bir an evvel sonuçlandırılmasıdır.

 Görmeden bakmak ve duymadan dinlemek;  Picasso, Degas, Renoir veya matisse bakarken kör, Mozart’ı, Itri’’yi, Münir Nurettin’i, Sadettin Kaynağı dinlerken sağır olmaya benzer. Tanrı insanları, ne kör ne de sağır yaratmıştır. Gözün aklı, kulağın aklı, parmakların aklı, görür, duyar, sezer, keşfeder. Aklın evreni anlayışı, Orhan Veli’nin Mora Romentika’sının verdiği keyfe benzer, herkese nasip olmaz, akıl tembelliği değil bir gayretin ürünüdür.  İğne deliğinde binlerce evren vardır, önemli olan gözlerini açıp onları görebilmektir, görenlere abuk sabuk e-mailler ile hakaret etmek değil.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle