GeriTeknoloji Quanta? (Kaç para?)
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Quanta? (Kaç para?)

İnsan aklının, el hünerinin yarattığı güzellikler diyarıdır İtalya.

İnsan aklının, el hünerinin yarattığı güzellikler diyarıdır İtalya. Her köşe başı başka bir anlam başka bir güzellik taşır,  ünlü Aşk Çeşmesi ‘Fontana Del Trevi’ bu estetik değerlerden sadece biridir. İçindeki her metal para bir sevgiyi simgeler. Ortaçağ şehir devletlerinin müzelerini süsleyen Raphael, Leonardo da Vinci,  Carpoccio gibi ünlü veya onlar kadar ünlü olmayan sayısız sanatçının tabloları,  sanki bizler ölmedik bizler buradayız bizler İtaylayız der gibi bakarlar insana,  tabii insan olana. Bergello müzesini süsleyen Donetalla Davudu, Michelangelo’nun Musa’sı Botticelli’in Venüs’ü, Rönesans kültürünün boy attığı Floransa, Firenze müzelerindeki insanı hayran bırakan muhteşem Romalı heykeller, kanalları Tiffany mücevherleri kadar güzel Venedik ve bu ünlü şehrin ünlü ressamı Gentile Bellini, şehir devletlerinin himayesinde sanatlarını sergileyen yontucular, ressamlar mimarlar, şairler, yazarlar, düşünürler.  Görkemli La Scala opera binasının yakınındaki bir kahvede cappicino içerken içerden sanki Verdi’nin Aida’sını veya Otello’sunu veya Puccini’nin Le Boheme’ni, Maria Callas veya Leyla Gencer veya Pavarotti seslendiriyormuş gibi gelir. Pisa kulesine bakarken Galilileo’nun ünlü Dünya dönüyor’ cümlesini duyarsınız. Copernicus ta derinden sessizce haykırır evrenin merkezi dünya değil güneştir. Guordana Bruno beni yaksanız da gerçek değişmeyecek, papa yalan söylüyor diye acılar içinde bağırır. İşte İtalya denince insanın aklına bunlar gelir.

Her yolun Roma’ya çıktığı Papa’nın her şeye hâkim olduğu Avrupa’da, düzene itiraz olarak ortaya çıkan Rönesans hareketini İtalya’daki bu dahi ustalarının başlatması bir tesadüf değildir. Onlar insana verili olan estetik ve kültürel değer yaratma gücünün temsilcileridir. Baskıcı Katolik kiliseye karşı talepleri, sanatta, düşüncede, bilimde, inançta özgürlüktür. Sosyal spektrumun her frekansında titreşen entelektüel oluşumların kurguladığı bu özgürlük koalisyonu, bir burjuva devrimi olan Rönesanssın İtalya da başlamasının başlıca nedenidir.  Aynı sosyal gen, İnsanlık tarihine daha sonraları Fellini’leri, Sica’ları, Pirendello’ları, Umberto Eco’ları Volta’ları Fermi’leri kazandırmıştır. Tarihin en zalim insanları olarak bilinen şehir devletleri tiranları bile, Leonardo vinci, Rafael gibi ustaları himayelerine alırken aynı dönemde, belki tiranlar kadar güçlü olmasalar bile, belli bir gücü elinde tutan Anadolu toprak ağaları, pehlivanları himaye etmeyi tercih etmişlerdir. Bu örnek, içinde yaşadığımız toplumun sosyal genetiğinde yaratıcılığın sınırlarını çizer.

 Ne yazık ki sistemde değil kendiliğinde birer değer olan mimar Sinanlara, Mevlanalara, Yunus Emrelere, Farabilere, Nazım Hikmetlere, İbni Sinalara yaraşır kuşaklar yetiştiremedik. Yaratıcılık genlerimiz,  karşı devrimler ve gelenekçi muhafazakâr politikalar ile yere beraber edildi. İlericiliğin koşulduğu akıl yarışlarında değil, tutuculuğun koşulduğu yarışlarda birincilikler elde ettik. Koskoca bir cihan imparatorluğu elimizden kayıp gitti, aklımız hala başımıza gelmedi. Umarım ön Asya’yı kayıp etmeyiz. Biz insanlığın soylu kavmi Türklere ne kadar yazık oldu. Daha da kötüsü, insanların kendilerine ne kadar yazık edildiğinin farkına varamamalarıdır. Yazarken düşünürken bu burukluğu duymamak mümkün değil.

Aradan dört yüz sene geçmiş, Rönesans kültürü dünyanın siyasi ve kültürel haritasını allak bullak etmiş, milletler kendilerini yeni sınırlar içinde tanımlanmış,  bilimsel ve endüstriyel devrim yaşanmış,  karanlık orta çağ sona ermiş, inanç yılları yerini akıl yıllarına bırakmış, yepyeni aydınlık bir çağ başlamış. Bu değişimi fark edip ve ayak uyduran uluslar zenginleştikçe zenginleşmiş fark edemeyenler fakirleştikçe fakirleşmiş. Bu baş döndürücü gelişmeye katılmayı beceremeyip sadece seyreden Osmanlı imparatorluğu parçalana bölüne Anadolu topraklarına sıkıştırılmış, hatta Anadolu toprakları bile ona çok görülmüş ve şimdilerde biz bu hallerde buradayız ve hala yeni bölünmelerin sınırındayız ve ona seyirci kalmaktayız. Ne kadar yazık oluyor bize. Şimdi başka bir konu:

Ülkemizde dini bayramlar uzun olduklarından, bir seyahat fırsatı olarak değerlendirmektedir. Bu tatillerde birkaç kere, meslek yaşantımın belli bir süresini geçirdiğim bu ilginç ülkeye düzenlenen turlar ile gitmişimdir. Bir keresinde dönüşte otelden hava alanına tura katılanların bavullarını taşımak için özel bir araç kiralandığına şahit olmuşumdur. Aralarında çok sevdiğim dostlarımın da bulunduğu bu gezilerde ilgimi çeken bir cümleyi sizler paylaşmak isterim:

                                                        QUANTA?
Türkçesi
                                                        KAÇ PARA?

Gucci çantanın veya ayakkabının fiyatını öğrenen hanımefendi, bildiği ikinci İtalyanca cümleyi suratından eksik etmediği bilgiç tebessümü ile profesyonel satıcıya dönerek:
                                                        SCONTA?
Bavulların boşuna dolmadığını bu basit cümleler ifade eder. Tüm gezilerde alış veriş elbette bir keyiftir. Ancak uçakların bile taşıyamayacağı miktarda alış veriş ne anlama gelir? Benzer durumlar ile Londra, Paris ve Zürih’te de karşılaşmışımdır. Bu da bizlerin 400 sene sonraki yaratıcılığımızdır.
Ülkemize gelen turistlerin belli bir bölümü bu topraklarda yaşamış Anadolu kültürünün yaratığı, Bergama, Side, Kapadokya, güzelim Süleymaniye, Sultan Ahmet ve diğer ören yerlerini gezerken Türklerin çok büyük bir kısmı, ne hazreti Musa’nın heykeline, Rafael’e tablolarına ne Louvre müzesine ilgi gösterdiğine şahit olmamışımdır. İlgi:
                                                       QUANTA?
Fiyatın ne anlama geldiği belli de, nedir bu QUANTA veya Türkçesi KUANTUM? Son dönemlerin çok sayıda kişinin dilinden düşmeyen bu sihirli sözcük QUANTA, Latince miktar anlamına gelir. Ancak sözcüğün anlam kapsamı öğlesine genişledi ki, bu masum sözcük bir gizem yumağına dönüşüverdi. Saat markası QUANTA, şirket isimleri QUANTA, daha da ilerisi deterjanlar QUANTA.
İşte Türkiye Quanta sözcüğüne böyle bir anlam giydirdi. Medyum bilmem kim, ismini söylemeye gerek dahi yok veya falcı bilmem kim veya güzel sunucu hanım TV ekranlarında bizlere kuantum düşünce tarzını veya daha âlim görünümlü birisi ise kuantum ve kutsal kitaplar arasındaki ilişkileri anlatır.
Kuantum fiziği gerçek üstü bir resim gibidir,  onu anlayabilmek bir ayrıcalıktır. Çok kişi Picasso’nun resimlerine bakarak ‘Ne olacak bunu ben de yapabilirim demiştir’ ancak çok sayıdaki iddialı Picasso’lar hala birer meçhuldürler.

 Yirmi birinci yüzyılın şeklini değiştirecek bilgi devriminin entelektüel alt yapısını oluşturan Kuantum fiziği ile olan ilgimiz şimdilik:

                                             QUANTA?( KAÇ PARA?)

Anlı şanlı rektörler TV ekranlarına çıkıp öğrencileri okullarına çekmek için mühendislik fakültelerinin reklamını yaparlar. Üniversitelerinde Matematik, Fizik, kimya, biyoloji bölümlerini açmadıklarını hiç dert dahi etmezler. Fizik, matematik kimya okumadan nasıl mühendis olunur? Anlamak mümkün değildir. Bir de, moda olduğu için,  bilgisayar mühendisi yetiştirdiklerini iddia edip gazetelere ilan verirler. Bilgisayar mühendisliği, bilgisayar kullanmak veya bir iki yazılım yapmak değildir. Bilgisayar mühendisi yetiştireceklermiş. Ben bu işe gülerim.  Bilgisayar mühendisliği donanım bilgisine dayanır. Onun arkasında yarı iletken teknolojisi ve kuantum fiziği yatar. Yakın bir gelecekte piyasa kuantum bilgisayarlar çıkacak, şaşırıp kalacaklar. Böyle bir bilgin yoksa yani kuantum fiziği eğitimi vermiyorsan, teknolojinde yoktur. Kime nasıl mühendislik eğitimi vereceksin. Bana göre onlardaki mantık da

                                       QUANTA? (KAÇ PARA?)

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle