GeriSamet ALTINTAŞ Üsküdar’da bir bahçe düşü: Ayazma
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Üsküdar’da bir bahçe düşü: Ayazma

Üsküdar’da bir bahçe düşü: Ayazma

Bilhassa sosyal medyada karşımıza çıkan bir uygulama var: before-after, yani bir yerin önceki ve sonraki manzaralarını imleyen bir sanal fenomen. Milyonluk şehir İstanbul’da böylesi bir hâl hem nostaljik hem de trajik bir tablo. Çok değil, elli sene öncesinin Boğaziçi’si hâlâ şiirken; bugün şark kurnazı müteahhitlerin yalı arkalarına kendi köylerindeki ev formunu inşa etmelerinden ötürü mavi rüya serinliğine beton damlıyor. Üsküdar da taşralı kafasının (kasabalısının) hoyrat, hırpalayıcı ve kaba muamelesini yaşamış bir şehir. Ama yazının başındaki önce-sonra gözlüğü kentin muhtelif köşeciklerinde karşımıza çıkan ve Üsküdar’ın neden hâlâ doğal film platosu olduğunu gösteren bir detay.

Belki ressam Ali Rıza Bey’in boyadığı tılsımdan belki de çok katlılaşmaya direnen mahalle sakinlerinin tavrından ötürü (bence ilki) Ayazma mahallesi eski görüntüleri bugünlere taşıyor. Tanpınar, Üsküdar’ın kendisine yetebilen bir değerler dünyasının son miraslarıyla, içimizde bir ruh bütünlüğü kurduğunu söyler:

“Boğaziçi’nde, Üsküdar’da, İstanbul’da, Süleymaniye veya Hisar’ların karşısında, Vaniköy iskelesinde veya Emirgân kahvesinde sık sık başka insanlar oluruz. Hangi İstanbullu, Beykoz korusunda veya Bebek sırtlarında dolaşırken kendisini dış âlemin o kavurucu zaruretlerine karşı müdafaa edecek zengin ve çalışkan bir uzleti özlememiş, kısa bir ân için olsa bile onun çelik zırhlarını giyinmemiştir?”

Marmaray çıkışından yönünüzü Doğancılar Caddesi’ne çevirin, Ayazma’yı bilmesiniz de yolun sizi eski zaman ülkesine çekmesine müsaade edin.

Üsküdar’da bir bahçe düşü: Ayazma


Anadolu’dan gelen dervişlerin evi

Üsküdar Mevlevihanesi, Sultanzâde Halil Numan Dede tarafından 1793’te, Üsküdarlı padişah III. Selim devrinde Anadolu’dan gelen dervişlerin konaklaması için tasarlanır ilkin. Modernist Sultan II. Mahmud’un emri ve oğlu Abdülmecid’in isteğiyle yeniden inşa edilir. Balkan Savaşları ve Millî Mücadele zamanında harap hâlde olan yapı, 1975-1980 yılları arasında hayırseverlerin eliyle ayağa kaldırılır. Baha Tanman, mevlevîhanenin tarikat mimarisi açısından en çok dikkati çeken yanına şöyle işaret eder:

“Türbenin semahanenin alt katında yer almasıdır. Söz konusu garip konum sufi çevrelerinde, velilerle onların yoluna bağlı olanlar arasında bulunduğuna inanılan manevi yakınlığı tasarıma yansıtmakta, diğer taraftan Türk-İslâm mimarisinin erken tarihli kümbetlerinde gözlenen bir gelenekle irtibatlandırılmaktadır.” Dış duvarına Mevlevî sikkesinin kondurulduğu bina bugün Klasik Türk Sanatları Vakfı olarak kullanılıyor. İçeri girmek sufilikten uzak bir güvenliğin soğuk yüzüyle çevrili, not düşelim.

Üsküdar’da bir bahçe düşü: Ayazma


Sultan Mustafa’nın adını veremediği camiler

Az ileride Ayazma Cami yer alıyor, çocuk parkının hemen karşısında. Sinan Yılmaz’ın usulüyle söylersek; “Bir ikindi vaktini Ayazma Camiine ayırmayan, henüz İstanbul’un hakkını vermiş sayılmaz zannımca…” 26. Osmanlı padişahı III. Mustafa (İmparatorluktaki Mustafalar ayrı bir yazıyı hak ediyor), devleti, çağdaş reflekslerle yeniden tanzim eden selâtin zümresinden. Özellikle ordunun tekamülü için yaptığı yenilikler, bugün Cumhuriyet’in bazı kurumlarının kökenini teşkil ediyor, hatırlatalım.

18. yüzyılda çağın şartlarını kendi devletine uygulamaya çalışan III. Mustafa, şahsî hayatında ‘şanssızdır’ diyebiliriz. Neden mi? Çünkü yaptırdığı camilerin hiçbirine kendi adını (Büyük Valide Han’ın karşısındaki küçük cami hariç) verememiştir. Kadıköy’deki cami İskele adını, Laleli’deki cami Laleli Baba’nın ismini, Üsküdar’daki cami ise Ayazma (Ortodoks mezhebinin kutsal suyu) adını taşır. Mabet, 1760-61 senelerinde Ayazma Sarayı’nın olduğu yere, Salacak sırtlarına yaptırılır.

Mimar Mehmet Tahir Ağa’nın elinden çıkma bu eser, Beylerbeyi Cami gibi Üsküdar’ı süslüyor. Mihrap, minber ve vaaz kürsüsü zengin taş işçiliğinin artık pek de günümüze ulaşmayan güzelliklerinden, yine revzenler de haziresindeki Yeniçeri mezartaşları da fotoğraflanması gereken ayrıntılar.

Üsküdar’da bir bahçe düşü: Ayazma



Not: Boğaz’ı selamlayan bu cami, hâlâ onarımda. Ayazma Sıbyan Mektebi olarak yapılan mektep ise günümüzde Şemsi Paşa İlkokulu olarak hizmet veriyor. Okulun resmî sitesindeki ‘meşhur mezunlar’dan birkaçını kaydedelim: Şeker Ahmet Paşa, Ahmet Yüksel Özemre, Cemil Topuzlu, İzzet Günay, Emel Sayın...

Diren İmrahor Bostanı!

İstanbul’daki Bostanlar mücadelesinde bir avuç gönüllünün sahada ses çıkarmasının çok büyük emeği var, göz ardı etmeyelim. Bugün İmrahor Bostanı diye bir alan var ve burada ürünler yetişiyorsa bu kararlı çabaların mahsulü olduğunu söyleyelim. Mahsul demişken; marul, lahana, brokoli ve kıvırcık fidelerinin yer aldığı yeşillikte, adaçayı, lavanta, nane, fesleğen üretimi için saksılar bulunuyor. Bostan, eski kuyusu, yeşili hatırlatan rengiyle uykunun kucağında duruyor.

Her yerin talan edilerek; grileştiği İstanbul’da direnimrahorbostanı hashtag’ini her daim yukarıda tutmak icap ediyor. Bostandan çıkınca sizi aynı isimle müsemma cami karşılıyor. Mescit, bahçesini çevreleyen çınar ağaçları, önünde duran sadaka taşı, komşusu Rüstem Paşa Sıbyan Mektebi (Divan Edebiyatı Vakfı) ile konuşmaya devam ediyor.

Buradan baksak Kız Kulesi görünür mü?

Üsküdar’ın deniz hududunda yer alan Kız Kulesi, sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin sembollerinden. Ahali bu romantik yapıyı, genelde denize yakın o beton merdivenlerin üstünde seyretmeyi seviyor.

Ama kalabalıklardan uzak ve Kız Kulesi’nin beyazlığını görmek isteyenler için Ressam Ali Rıza Sokak’tan aşağıya sallanın, arabalar sağa dönerken; siz sola dönün ve söz ışıldağının altında Ayazma turunuzu sonlandırın, karşınızda manzaradan parçalar… Ruhunuzun dalgınlıklarını buradan toparlar hem belki İstanbul tasarılarınızı yeniden hayatınıza dahil edersiniz.

 

False