GeriSaffet Emre TONGUÇ İstanbul aşkımın başladığı yer: Kandilli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul aşkımın başladığı yer: Kandilli

İstanbul aşkımın başladığı yer: Kandilli

Bu hafta size çocukluğumun geçtiği ve İstanbul aşkımın başladığı yerden, bana göre hâlâ İstanbul’un en güzel semtlerinden biri olan Kandilli’den bahsetmek istiyorum. Günümüzde modern şehrin içinde kaybolmuş gibi dursa da geçmişinde Osmanlı’nın en şaşaalı dönemlerine, romantik kayık gezilerine ve âşıkların söylediği şarkılara şahitlik etmiş bu semt.

Kandilli’nin en büyük şansı, sarayları...

Ev sahipliği yaptığı rasathaneden dolayı depremle adı sıkça anılan Kandilli’nin bence en büyük şansı Adile Sultan Sarayı ve Cemile Sultan Korusu arasındaki vadiye yayılması, o yüzden Boğaz’da yeşil alanını korumayı başarmış semtlerden. Sultan II. Mahmut’un kızı Adile Sultan (1825-98) hayatında büyük kayıplar yaşamış, kendini hayır işlerine adamış acılı bir kadın. Aynı zamanda bir şair de olan sultan, Balyan ailesini Kandilli’de kendisi için bir saray inşa etmekle görevlendirmiş.

1916’da Türkiye’nin ikinci kız okulu olan bina, daha sonraları kız lisesi olarak hizmet vermeye devam etmiş. 1986’da çıkan yangında büyük hasar gören okul, Prof. Dr. Türkan Saylan ve arkadaşlarının çabaları ve Sakıp Sabancı’nın katkılarıyla restore edilip 2006’da bir eğitim-kültür merkezi ve restoran olarak yeniden açıldı.

İstanbul aşkımın başladığı yer: Kandilli

Cemile Sultan (1843-1914) ise Sultan Abdülmecit’in kıymetli kız evlatlarından biri. II. Abdülhamit 1876’da tahta çıktığında, Kandilli’deki sarayı kardeşi Cemile Sultan adına 25 bin altın ödeyerek satın alınmış. Maalesef sahil sarayı yıkılmış ve koru içindeki Orta ve Cici Bey köşkleriyse 1952’de yanmış. Günümüzde İstanbul Ticaret Odası tarafından işletilen tesislerle hizmet veriyor.

Boğaz’ın incileri benzersiz yalılar

Güzellikte birbiriyle yarışan Kandilli yalıları içinde en etkileyicilerden biri kesinlikle Kont Ostrorog Yalısı. 19’uncu yüzyılda Osmanlı sarayında danışman olan Polonyalı Kont Leon Ostrorog için yapılan yalı, Pierre Loti tarafından da ziyaret edilmiş. Şimdiki sahibi Rahmi Koç. Biraz ilerisindeki, Garabet Amira Balyan tarafından 19’uncu yüzyıl ortalarında yapılan Abud Efendi Yalısı ise sadece denizden görülebiliyor. Sadrazam Mehmet İzzet Paşa için yaptırılan 21 odalı Kıbrıslı Yalısı, Boğaz’daki en uzun yalı. Daha sonra Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa tarafından satın alınmış. Pierre Loti, İmparatoriçe Eugenie ve son Irak kralı II. Faysal yalının misafirlerinden bazıları.

İstanbul aşkımın başladığı yer: Kandilli

Saraydan rasathaneye

İstanbul’un ilk rasathanesi 16’ncı yüzyılda, ünlü bir gökbilimci ve fizikçi olan Takiyuddin (1526-85) tarafından Kabataş’ta kurulmuş. Fakat ulemanın bu tür şeylerle uğraşmanın bir günah olduğunu söylemesiyle, Sultan III. Murat, Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa’ya burayı yıkması için emir vermiş.

Bundan iki yıl sonra Beyoğlu’nda yeni bir rasathane, Rasathanei Amire yapılmış ancak bir süre sonra, Maçka’ya taşınmış. En sonunda 1911’de günümüzdeki yerine, bir zamanlar Hekimgörmez Sarayı’nın bulunduğu İcadiye Tepesi’ne nakledilmiş. Hekimgörmez Sarayı’nın üzerine kurulu olduğu tepe, bol güneş aldığı, sağlıklı olduğu ve sarayın ilginç isminin buradan geldiği söylenir. Bugün, Boğaziçi Üniversitesi’nin bir parçası olan rasathane Deprem Araştırma Enstitüsü olarak da hizmet veriyor.

İstanbul aşkımın başladığı yer: Kandilli

180 derece manzara

Kandilli çok enteresan bir yerdir. Burunda olduğundan şehri 180 dereceden gören altı bina burada. İlk ikisi Fatin Gökmen ve Glavany evleri. Kandilli Kız Lisesi üçüncü yapı. Sahilin hemen gerisinde kalan Casanova Köşkü, onun arkasındaki, eskiden bir Levanten aileye aitken Sohtoriklerin satın aldığı köşk ve devamındaki Aleksander Dabcovich’in vârisleri tarafından Yalçın Ayaslı’ya satılan bina da diğerleri.

Bu evler inanılmaz bir şekilde Beykoz’dan Marmara Denizi’ne kadar tüm Boğaz’ı olağanüstü bir açıdan görür. Casanova Köşkü’nün hikâyesi ilginç. İstanbul’a geldiğinde bu köşkte kaldığı rivayet edilen Giacomo Casanova farklı deneyimler edinmiş. Anılarında kendisine ilgi, sevgi, şefkat gösteren Reisülküttap İsmail Efendi’den bahsediyor. “Her zevki tattım ama İstanbul’da tattığım bambaşkaydı” demiş. Yorumu size bırakıyorum.

Kasırların en güzeli: Küçüksu Kasrı

Bugünkü kirlenmiş ve cılızlaşmış Küçüksu Deresi’ne baktığınızda buranın bir zamanlar Anadoluhisarı’ndaki Göksu Deresi’yle beraber 18’inci yüzyılda eğlence düşkünlerinin akın ettiği yerler olduğuna ve Avrupalılar tarafından ‘Asya’nın Tatlı Suları’ olarak anıldıklarına inanmak oldukça zor. Küçüksu Deresi’nin kıyısındaki kasır 19’uncu yüzyılda Osmanlı padişahlarının nasıl yaşadığını görmek isteyenler için mükemmel bir yer.

İstanbul aşkımın başladığı yer: Kandilli

Nigoğos Balyan 1856-57 yıllarında Sultan I. Abdülmecit için yapmış kasrı. Mükemmel korunmuş sekiz odasını gezmek, barok üslubun nasıl zarif kullanılabileceğini gösteren mimarın ve sanatçıların önünde saygıyla eğilme isteği veriyor insana. Küçüksu Kasrı’nın sultan kasırları içinde en güzeli olduğu yetmezmiş gibi, hemen yanında Boğaz boyunca görülebilecek en güzel çeşme olan ve III. Selim’in annesi için 1807’de yaptırdığı Mihrişah Sultan Çeşmesi de var.

False