GeriSema Yazıcı Hayalden Gerçeğe...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hayalden Gerçeğe...

Hayalden Gerçeğe...
Abone Olgoogle-news

"Kazdağlarının Yeşilyurt Köyünde, dağ yolunun başlarında mimarisi doğa ile bütünleşmiş butik bir otel vardır. Neredeyse 10 yıldır her yaz ziyaret ettiğimiz oteli bizim için özel kılan sahipleri Sevgi Hanım ve Yalçın Bey’dir. Yalçın Bey uzun yıllar İstanbul’da birçok mimari projeye imza attıktan sonra eşi ile birlikte bu güzel köye yerleşip mesleğini otelinin yapımı ile yavaşlatmış. Sevgi Hanım ise tamamen doğal ürünler ile hazırladığı enfes lezzetleri ile otelin sofralarını donatırken bir taraftan da köylü kadınlara iş hayatında yol gösterici olmaya başlamış."

Günün sonunda bu güzel otelde hatıralarımızda kalan, mis gibi orman havası eşliğinde, ev sıcaklığında bir tatil ve lezzetli sofralarda uzun geceler süren keyifli sohbetler…

Bir akşam bu sohbetlerimizin arasında herkesin hayalini kurduğu ve birçoğumuzun gerçekleştiremediği Ege ve Akdeniz kıyılarına yerleşme fikrini konuşuyorduk. Mimarlık mesleğinde yoğun geçen başarılı projelerinden sonra doğada nasıl hayat bulduğunu ve bu köyde neler yaşadıklarını anlatıyordu Yalçın Bey.

Sanırım meslektaş kontenjanından feyz alarak bende günün birinde bu hayatın içinde olmak istediğimi böyle sakin bir hayatı özlediğimi söyledim. Anlattıklarının zor olmadığını, şehirde verdiğimiz mücadeleden sonra buradaki sade yaşantının her koşulda üstesinden gelinebileceğini çok da kolay adapte olabileceğimizi dile getirdim. Ne kadar eksik bir konuşma yaptığımı Yalçın Bey’in şu sözlerinden sonra anladım.

“Madem böyle bir hayat istiyorsunuz, kendinize 15 gün zaman verin” 

“Bu süre zarfı içerisinde her gün burada yaşadığınızı hayal edin. Burada uyandığınızı, yapmanız gerekenleri, akşamını, gündüzünü, vazgeçtiklerinizi, geride bıraktıklarınızı, her şeyi düşünün. Sanki gerçekten yaşıyormuşsunuz gibi yapın.” dedi

Durdum, düşündüm, hayal ettim…

Bugün hala mesleğime devam ederken düşünüyorum da bizlerde bir projeye başlarken tam da bu duyguları yaşamıyor muyuz?

Bir mekanı tasarlarken gerçekten o hayatın içine giriyor, mevcut düzeni algılayıp orada yaşayan/yaşayacak olan insanlar ile empati kuruyor ve ihtiyaçları belirleyip süreci bu doğrultuda yönlendiriyoruz. Bu sayede projeyi daha iyi anlayıp daha yaratıcı ve işlevsel çözümler bulabiliyoruz. Her gün o mekanda yaşananları daha iyi hissediyor ve bir adım sonrasını görebilmek için emek veriyoruz.

İşte mesleğimizin sihirli adımları böyle başlıyor.

Hayalden gerçeğe her projede yeni baştan bir yol yürüyoruz.

Bir ofis projesi yapıyorsak; şirketin hizmet verdiği sektör, yönetim şeması, çalışanların yaş grubu, müşteri portfoyu gibi her türlü teknik bilgiyi öğreniyoruz. Ancak odak noktamız her gün bu firmaya gelen çalışanların ve müşterilerin bu alanda nasıl konforlu ve keyifli bir şekilde vaktini geçireceğini kurgulamak oluyor.

Önce oturup gözlem yapıyoruz. Koridorlarda yürürken topuklu ayakkabının sesini, açık ofislerdeki uğultuyu, boş merdiven sahanlıklarının yankısını duyuyoruz.

Kalabalığın içindeki kayboluşu, karanlık odaların kasvetini, yılların sıradanlığına bürünmüş rehavetini ve tüm bunların insanlara yansımasını hissediyoruz.

Ve sonra şikayet sesleri geliyor. Dolabım yetmiyor, ışıklar gözümü kamaştırıyor, klimalar yüzünden üşüyorum, nefes alamıyorum, konsantre olamıyorum, mobilyalar sanki üzerime geliyor… vs

Hemen arkasından bizim içimizdeki sorular başlıyor.

Mevcut alanda nasıl bir düzen kurabiliriz?

Çalışanların şirket içinde motivasyonunu nasıl sağlarız?

Gelen müşterilere şirketin kurumsal kimliğini nasıl vurgulayabiliriz?

Malzeme ve renk uyumu, gün ışığının açısı, mobilyaların zemin ve duvar ilişkisi, bitkilerin yeri, duvarlardaki görseller, öğle arası sohbet köşeleri, kahve yanında okunabilecek kitaplar, giriş ve karşılamanın etkileyici sunumu derken bizim projemiz akıp gidiyor.

Bu hikayeyi her konsept için tek tek düşünerek, araştırarak, çizerek, her eskizi sorgulayarak içimize sinene kadar revize ederek sil baştan yaşıyoruz.

Çünkü biz insanın olduğu her alana yeni bir hayat yeni bir lezzet getiriyoruz.

İstiyoruz ki dokunduğumuz her yer yaşanacak güzel anlara vesile olsun.

Kazdağları hayali ne mi oldu? Bugün size bu satırları yeni projelerin heyecanı ile ofisimdeki masamdan yazıyorsam Yalçın Bey’in verdiği süre henüz dolmamış demektir.

Sevgiler,
Sema

False