‘Onlar da bizim gibi adalıydı’

Güncelleme Tarihi:

‘Onlar da bizim gibi adalıydı’
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 04, 2023 11:56

Elif Şafak, ‘Kayıp Ağaçlar Adası’nda Kıbrıs’ta yaşananlar üzerinden hafızaya, kedere ve köklere dair bir tartışma açıyor. Elbette aşkı da merkeze yerleştiriyor.

Haberin Devamı

“Bir gün bu sancı sana faydalı olacak” demiş Ovidius. Yaşanan sancıların insana faydası olur mu? Çekilen acılar gün gelir ‘barış’ için umut, kanayan yaralar için çare olur mu? Görmüş geçirmiş bir incir ağacı diyor ki: “Onun haklı olduğunu düşündüm ve bir gün, çok da uzak olmayan bir gelecekte, tüm bu acıların adada doğan gelecek nesillere, olaylı dönemleri yaşayanların torunlarına, faydalı olmasını umdum.” Bu incir ağacı Kıbrıs’ta doğup ölmüş, sonra Londra’nın ona yaşam şansı vermeyen ikliminde tekrar hayat bulmuş. Bu incir ağacı, Elif Şafak’ın ‘Kayıp Ağaçlar Adası’ adlı yeni romanının kahramanı. Bu incir ağacı, Kıbrıs’ta yaşananlara tanıklık eden, hafızasına travmaların işlendiği ve tüm zorluklara rağmen yaşamı kutsayan bir kadim ses. Şafak, yeni kitabında Kıbrıs’a çeviriyor rotasını. Bazen en başa, bazen en sona dönerek adalıların hafızasında dolaşıyor.

Haberin Devamı

2010’ların sonunda Londra’da başlıyor hikâye. Ada’yla tanışıyoruz ilk önce. Annesini yeni kaybetmiş Ada. Zaten üç kişilik olan dünyaları onun kaybıyla iyice ıssız kalmış. Annesi ve babası dışında kimseyi tanımıyor ailesine dair. Sadece biliyor ki bir zamanlar ‘hoşgörü cenneti’ olan bir adadan alıyor adını da köklerini de. Annesinin adı Defne, babasının Kostas. Hep saklamışlar ondan geçmişi. Annesi öyle istemiş. O geçmiş ona yük olmasın, geleceğini tertemiz bir sayfaya kendi kursun diye... Ama o öğrenmek istiyor tüm saklanan gerçekleri. Bir gün o adadan teyzesi Meryem çıkageliyor. Neredeyse genç kız olmuşken ilk defa tanışıyor köklerinden biriyle. Ada için bir hafıza oluşturmak çok zor. Bölük pörçük internet bilgileriyle geçmişini anlamaya gayret ederken ‘köksüz’lüğün tüm olumsuzluklarıyla baş etmeye çalışıyor.

Meryem’in gelişiyle hikâye en başa dönüyor. Yıl 1974, iki âşık var Kıbrıs’ta. Defne ile Kostas. Biri Türk, biri Rum. Bu onların birbirlerini sevmelerine, geleceğe dair hayal kurmalarına engel değil. Ama o yıllarda adada rüzgârlar çok sert esiyor. Çok zor bu aşkı doyasıya yaşamaları, dahası beraber bir hayat kurmaları. Öyle âşıklar ki, görmeyi reddediyorlar onları bekleyen geleceği. Herkes engel olmak istese de aşklarına, bir taverna var buluştukları. Yine biri Rum, biri Türk iki erkeğin işlettikleri, adı Mutlu İncir. Adını tam ortasındaki heybetli incir ağacından alıyor burası. Büyüsün diye tavernanın damında yer açmışlar ona. Yani hem gökyüzünü görüyor hem de o tavernada yaşananları. Dolayısıyla şahit tüm acılara, pek tabii mutluluklara. İşler sarpa sarmaya başlarken birbirinden güç alıyor bu tavernada, kendi özgür dünyasını kuran kahramanlar. Yeşil bir çizgiyle ikiye ayrılan ada öyle zulümler görüyor ki aşk yetmiyor kimseye. Ayrılık düşüyor onların payına da. İki aile de bu ilişkiye asla yanaşmıyor. Birbirlerinin canı olan insanlar birbirlerinin canını almaya başlıyor.

Haberin Devamı

ASLA UNUTMAYASIN
Elif Şafak kitapta Kıbrıs’ta yaşananları anlatırken aslında hafızayı tartışmaya açıyor. Kostas’ın Kıbrıs’tan giderken dalından bir çelik koparıp Londra’da yeşermesi için çabaladığı incir ağacı tüm hikâyenin merkezinde yer alıyor. Çünkü ağaçlarda kayıtlı hafıza oluyormuş, atalarının yaşadıkları travmaları biliyorlarmış. Peki hatırlamak mı daha iyi yoksa unutmak mı? Aslında kitap uzun uzun tartışıyor bunu. Yaşlı Kıbrıslı kadınlar birine beddua ettiklerinde, bariz bir kötülük gelmesini dilemezlermiş o kişinin başına. Yıldırım düşsün, görünmez kazalar olsun veya birden kısmeti kapansın diye dua etmezlermiş. “Asla unutamayasın. Mezara kadar her şeyi hatırlayasın” derlermiş.
Öte yandan neden unutmaya çalışıyorsak tam da o sebepten hatırlarız hepimiz: Ne bizi anlayan ne de bize kıymet veren bir dünyada hayatta kalabilmek için. Ağaçların hafızasına kayıtlı olurmuş ya tüm travmalar, işte o travmalar fidanların dünyasına daha iyi intibak edermiş. Ada da hikâyesini öğrendikçe yeniden yeşeriyor, geçmişini bilince kendine bir gelecek kurmak için daha fazla güç buluyor.

Haberin Devamı

Peki, yaşananların etkileri nelere mal oluyor? Onu da uzun uzun anlatıyor kitapta Şafak. Kostas, adadan kaçıp zulme, gurbete mahkûm olanlardan Defne ise acıyı iliklerine kadar yaşayanlardan. Her ikisi de acının tarifini farklı yapıyor. Yine zor bir soru çıkıyor karşımıza: Kalmak mı zor, gitmek mi? Defne’nin payına Kıbrıs’ta kaybolanları tarihe yazmak kalıyor, Kostas’ın payına ise yepyeni ağaçlar yetiştirmek...
‘Kayıp Ağaçlar Adası’ hafıza, acı, gelecek ve geçmiş paradoksu üzerine çoğunlukla gerçek olayların belgeleriyle desteklenmiş destansı bir anlatı sunuyor. Şafak kitabın içinde Kostas’ın Defne’ye sorduğu “Bu adamlar... Rum muydu, Türk müydü?” sorusuna Defne’nin ağzından “Onlar da bizim gibi adalıydılar” cevabını vererek belki de en basit ama iç acıtıcı yorumu yapıyor.

Haberin Devamı

‘Onlar da bizim gibi adalıydı’
Kayıp Ağaçlar Adası
Elif Şafak
Çeviren: Omca A. Korugan
Doğan Kitap, 2023
408 sayfa.

BAKMADAN GEÇME!