Okuduklarım belleğimde uğulduyor!

Güncelleme Tarihi:

Okuduklarım belleğimde uğulduyor
Oluşturulma Tarihi: Mart 03, 2023 13:45

Semih Gümüş, ‘Yaşadıklarım Belleğimde Uğulduyor’da (Can Yayınları) “Hem okudum hem de yazdım” diyor. Kendisini anlatır gibi yaparak önce kitapları, sonra ağaçları, kuşları, hayvanları anlatıyor.

Haberin Devamı

Enis Batur kitaplarında rastladığım bir his, ‘Başka Yollar’da örneğin, aslında otobiyografik bir yolculuktur ama, ne kadar başka başka işaretler, mevsimler, telaşlar, takıntılar, unutkanlıklar, hatırlayışlar olsa da her şey kitaba dayanır, kitaba geçer ve kitaba ulaşır. Semih Gümüş de tanışmak, sohbet etmek istediği, kim istemez, Alberto Manguel’den söz ederken onu ‘okuyan-adam’ olarak tanımlıyor, Manguel’e göre okuma ‘kitapla yaptığımız sohbet’tir. Batur da öyle Gümüş de tabii, yazan-insan olmak da güzel ama belki de sonunda amaçladığımız buydu, okuyan olmak. Bence yazmaktan da değerli. Ve tam olarak Semih’in yazdığı gibi: “Sonunda okumak denen, insanı duvara çarpan bir aşktan daha güçlü bir tutkuyla kendine bağlayan o tılsımlı anafordan kurtulmak yerine, onun içinde kaybolmak istediğimi biliyorum.” Sonra da Borges’in sözünü anıyor: “Başkaları yazdıkları sayfalarla böbürlensin, ben okuduklarımla gururlanıyorum.” Ben de Sayın Borges!
Tabii okuyan-insan olmak, adlara bakıldığında, okumakla yetinmeyip, bunları paylaşan-insan olmak anlamına geliyor. Hermann Hesse sevgisini belirtirken, ona duyduğu saygıdan da söz ediyor Gümüş, 30 yıl boyunca her hafta bir kitap üzerine yazmış Hesse. Manguel, Batur, Gümüş de böyle adlar değil mi? Öykücüler, romancılar üstüne yazdıklarını anmak bile yeter Gümüş’ün, Yaşar Kemal’den Adalet Ağaoğlu’na, Vüs’at O. Bener’den Sait Faik’e ve elbette yazma ve okuma üstüne. Pek çok kitabı edebiyatçılarımız üzerine güvenilir, sağlam, yol yordam gösteren yapıtlar oldu benim için.
Semih Gümüş, ‘Yaşadıklarım Belleğimde Uğulduyor’da (Can Yayınları) “Hem okudum hem de yazdım” diyor. Kendisini anlatır gibi yaparak önce kitapları, sonra ağaçları, kuşları, hayvanları anlatıyor. Semih’i az çok tanıyanlar, Ankara’da ve İstanbul’da, onun ‘itirafçı’ olmadığını bilirler, bunu yaşamsal ve yazınsal anlamda söylüyorum tabii. Onun itirafçılığı varsa, Pablo Neruda’nın anılar kitabının adı gibi olabilir ancak, ‘Yaşadığımı İtiraf Ediyorum’.
Semih Gümüş’ün belleğinde uğuldayan şeylerin bir bölümü o kuşaktan ve aynı mahalleden olan çoğumuzun belleğinde de güzelliği, haklılığı ve iyiliğiyle yaşıyor. Yaşamak sürdürmektir. O kuşağa özgü biçimde, hem politik olmak hem de bir klişe olsa da güzel, felsefe okumak bilmek, donanımlı olmak, okumak yazmak ve kalbimizi dolduran, aşka benzer bir duyguyla yoldaş olmak, arkadaşlığı her şeyden önde tutmaktır. 80’li yıllar şiiri bunun en iyi örneğidir, arkadaşlık ve vefa kuşağıdır, herkesin iyi şair olarak kendini değil, arkadaşını gösterdiği. Semih’in kitabında da sıkça döndüğü, soruşturduğu, tartıştığı ama pişman olmadığı Marksist düşüncenin sosyalist değerleriyle yetişmenin ödülü ve sevincidir bu. Sadaka toplumunda yücelerdeki için işlenen hayır gibi karşılık beklemez, insan ve diğer canlılar içindir, adı dayanışmadır.
Hayvanlar ve ağaçlar. Yoldaşlarımız. Gümüş’ün kitabını açınca duyduğumuz uğultunun, hışırtıların, yaban seslerin kaynağı onlarmış meğer. Gölden, Mavi Dağ’dan ve tabii kitap kitabı açar diyerek söz ettiği, seçtiği kitapların içinden gelen sesleri de katarak. Gençliğin seslerini ve yenilginin sessizliğini de unutmadan elbette.

Okuduklarım belleğimde uğulduyor


İyi şairler birbirine gönderir diye düşünürüm, bugüne değin de öyle oldu. Semih’in kitabı da bu görgüyle çepeçevre örülü. Türkçeden, dünyadan sayısız ‘sayılı’ yazarı anıyor, onları anarken görüşlerine çok değer verdiği, benim için de öyle, bir şair ve yazarı da unutmuyor, Şavkar Altınel’i. Şiiriyle, eleştiri yazıları, özellikle gezi yazısını edebiyata dönüştüren kitapları ve çevirileriyle, Türkiye’nin uzağında ama Türkçenin tam içinde bir isim o.
Arkadaşlıktan konuşuyoruz, ortak gençlik parkımız olan Ankara da Semih’in hatıra defterinde ‘güzide’ bir yer tutuyor. Hepsi de arkadaşlarımız olan şairler, yazarlar ve hiç kuşkusuz 12 Eylül faşist darbesine edebiyatla direnen belki de en önemli dergi olarak Yarın serüveni, İstanbul’da Memet Fuat önderliğinde çıkan ve Semih Gümüş’le özdeşleşen Adam Öykü, şimdi de Türkiye’nin en iyi edebiyat dergisi olarak okuduğum ve yazdığım Notos ve özellikle genç, Latin yazarlarla bizi buluşturan Notos Yayınları... Örgütlü siyasal yapılardan gelmenin güzel verimleri.
Bir de Şükrü Erbaş’ın ‘Sitem Taşları’ndan atayım Semih’e, Nar deyince bir de bu arkadaşın geleydi aklına, ne sevinirdim!

BAKMADAN GEÇME!