Mavinin tonlarında bir ömür

Güncelleme Tarihi:

Mavinin tonlarında bir ömür
Oluşturulma Tarihi: Eylül 30, 2022 09:39

Sanat kariyerinin özeti niteliğindeki ‘Mavilerde 60 Yıl’ başlıklı retrospektif sergiyle İş Sanat Kibele Galerisi’ne konuk olan Mustafa Pilevneli, “Mavi renk barıştır, özgürlüktür, mutluluktur, aşktır, sevinçtir, her şeydir” diyor.

Haberin Devamı

Metin Eloğlu’nun şiirinde geçen “Ben buyum bu, ne güzel huy bu” dizesine istinaden Mustafa Pilevneli, “Ben bir çakıl taşıydım, bir denizde dalgalar beni evirdi çevirdi, şekillendirdi, en sonunda yumurta gibi düz bir şey oldum” diyor. Gökyüzünü ve denizi temsil eden maviyi katmanlarına ayıran Pilevneli, Kadıköy’ü, Fenerbahçe’yi, Kalamış’ı, Adalar’ı, Çiftehavuzlar’ı şiirsel bir dille resmediyor. Sanat yaşamını cesaret üstüne inşa eden Pilevneli, “Yapıtlarımın temelinde hem aşk hem cesaret hem de mutlak bir değişim yatıyor” diyor. Neredeyse bir insan ömrü kadar süren sanat yaşamının özetini izleyiciyle buluşturan ‘Mavilerde 60 Yıl’ başlıklı retrospektif sergiyle İş Sanat Kibele Galerisi’ne konuk oluyor. Pilevneli’nin denizle, gökyüzüyle, çocukluğu ve düşleriyle olan ilişkisinin izini sürebileceğimiz bir sergi bu. Mustafa Pilevneli ile çocukluğunun İstanbul’u, mavi tutkusu, sanat yaşamını derinden etkileyen isimler, şiirler ve manzaralar hakkında sohbet ettik...

Haberin Devamı

Mavinin tonlarında bir ömür
FOTOĞRAF: MURAT ŞAKA
Sanat yaşamınıza bir saygı duruşu niteliğindeki serginizin başlığı ‘Mavilerde 60 Yıl’... Mavi rengin izleyicide hangi duyguları uyandırmasını arzuluyorsunuz?

Deniz kenarında sadece denize ve göğe baksanız, maviye doyarsınız. Şayet rüzgâr varsa o mavi bir değil bin mavi olur. Gökyüzündeki bulutlar size her an sürprizler hazırlar. Ben ne zaman gökyüzüne baksam dünyadaki hiçbir sanatçının henüz kadraja alamadığı sinema kareleri gibi devler, figürler, kuşlar, uçaklar görürüm. Merceği kısarım, zoom yaparım. Küçük Prens gibi istediğim yerde dolaşırım. Mavi renk o yüzden barıştır, özgürlüktür, mutluluktur, aşktır, sevinçtir, her şeydir. Arkadaşlarım içerisinde Türk resminin usta, benim ağabey dediğim Orhan Peker’in arkadaşı Eve Klein, hayatını sadece bir maviye adamıştır. O da aynı şekilde savunmuştur maviyi. Lodosta deniz, gökyüzü bazen öylesine zaman dilimi yaşatır ki, lodosta Çiftehavuzlar’dan baktığımda Adalar bana koşarak gelirler. O renkler öyle bir imbikten geçer ki, sadece bakan gözler için vardır, yoksa sadece bakılıp geçilir. Ben daima gözümü bir çocuk duyarlılığıyla, ilk heyecanla, kaybetmeden o tutkuyla bakarım. Haldun Taner resimlerim için demiştir ki, bana en güzel kritiktir o: “Siz de duyun duyduklarımı, o duyarlılıkla ben size iletiyorum, siz de bakın resimlerime, ama resimlerimden sonra bir de doğaya bakın.”

Haberin Devamı

Kompozisyonlarınızdaki ahenk içinde yaşayan canlılar, güneşin altında parlayan tekneler, ağlarını toplayan balıkçılar, sürü halinde slalom yaparak uçan kuşlar barışı, huzuru, sükûneti işaret ediyor. Bu barışın ve dinginliğin hüküm sürdüğü coğrafyalar nerede? Nerede bu güneşler, bu maviler?
Çoğu resimde deniz teması ağırlıkta. Bunun en büyük nedeni ise çocukluğum, Kadıköylü oluşum, Kurbağalıdere’ye yakın bir yerde oturuşum. Moda’daki, Fenerbahçe Koyu’ndaki bütün sualtı faunasını çok iyi bilirim. Daha ilkokula başlamadan önce, Kadıköy Yoğurtçu Parkı’na gelen ressamlara öykünmemle birlikte maviyi, denizi içselleştirdim. Dönemin ünlü ressamı Vecihi Bereketoğlu bir kulaç ötemde resim yapıyor. Ben de onu hayran hayran uzaktan seyrediyorum. Derken bana şişesini içme suyuyla doldurmam için sesleniyor. Ben şişeyi alır almaz Kurbağalıdere’den Süreyya Sineması’nın oraya, evimize koşuyorum. Evimizdeki mühürlü damacanadan şişeyi dolduruyorum. Vecihi Bey döndüğümde “Evladım nereye gittin, çeşme şuradaydı” diyor, bendeki heyecana bakın! Hiçbir zaman konsept şudur diyerek resim yapmadım, sevdiğim şeyleri yaptım. Örneğin torunum “Rüzgârın resmi yapılır mı?” diye sordu. “Yapılır” dedim. Bir ağaç çizdim, ağaç rüzgârdan eğilmiş.

Haberin Devamı

‘Mavilerde 60 Yıl’ başlıklı serginizde yer alan her bir işiniz izleyiciye İstanbul hikâyeleri anlatıyor. Bu hikâyelerdeki manzaralar, figürler, renk geçişleri sanat yaşamınızın nasıl dönemlerden geçtiğine dair ipuçları taşımasıyla da heyecan verici. Her şey nasıl başladı?
Hayatı yaşayarak öğreniyorum. Konularım hep böyle oluştu. 1958’de Beyoğlu’nda dönemin en ünlü erkek ayakkabı mağazasına gittim. Vitrin dekor olarak marangoz talaşıyla kaplıydı, onlara “Böyle dekor olmaz, size bir dekor yapacağım, ilki bedava, diğerleri ücretli” dedim. Vitrine öyle farklı bir resim yaptım ki; beyaz, üç boyutlu kartondan yaptığım sütun başlıklarını koyup, üzerine az sayıda ayakkabı koydum. O mağazaya bana bir kart bırakılmış, karta baktım Münir Özkul, benimle tanışmak istiyor. Şişli’de Kent Sineması yeni yapılmış, gittim tanışıyoruz, ben hayranlığımı anlatıyorum, küçücük bir cep konyağı var ve onu koştura koştura getiren de o dönem yeni artist olmaya çalışan Kemal Sunal... Benim hayranlıkla seyrettiğim peyzaj ustalarını seyahatlerimde, sergilerde, müzelerde görerek dünyam değişti ve zenginleşti. 1960’larda yaptığım resimlerimde Batı’ya bakan bir gözün ayrıntıları ortaya çıkar. Bizim resimlerimizde olmayan jestler, renk valörleri, köyler bu detaylarda saklı. Bunları yaparken mümkün olduğu kadar ülkemi tanımaya çalıştım. Sabahattin Eyüboğlu bize kilimi, halıyı, bakırı, taşı, camı, antikiteyi, arkeolojiyi sevdirdi. Ben daha talebeyken harçlıklarımla İznik çinisi, cicim, kilim, halı alıyordum.

Haberin Devamı

Kullandığınız, resim paletinizde sizin karıştırıp elde ettiğiniz çok özel bir mavi renk var mı?
Benim bildiğim maviler kobalt mavisi, Prusya mavisi, ultra marin mavisi, Van Dyck mavisi, parlament mavisi, çivit mavisi vardı. Babaannem çiviti çamaşırlara attığında hayranlıkla izlerdim, yani benim mavi tutkum çok eskilerden geliyor.
Mustafa Pilevneli’nin ‘Mavilerde 60 Yıl’ başlıklı retrospektif sergisi 11 Aralık’a kadar İş Sanat Kibele Galerisi’nde.

BAKMADAN GEÇME!