GeriKitap Sanat Göktuğ Canbaba: Her zaman zordur vedalaşmak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Göktuğ Canbaba: Her zaman zordur vedalaşmak

Göktuğ Canbaba: Her zaman zordur vedalaşmak

Çocuk edebiyatının sevilen yazarı Göktuğ Canbaba özgün anlatımı, akıcı kurgusu ve renkli karakterleriyle yaşamın bir parçası olan vedalaşmayı, hayallerin gücünü ve cesareti konu alıyor. Yazarla düşmeyen temposuyla kalplere dokunan ‘Hayaller Tarlası’na Davet’ öyküsünü konuştuk.

Öncelikle yeni çocuk kitabınızın yolu açık olsun. ‘Hayaller Tarlası’na Yolculuk’ bir vedalaşma hikayesi, veda edebilmek bir büyüme alameti de aslında. Siz hangi düşünce ve duyguyla yazdınız bu kitabı?
Evet hayatın bir parçası veda etmek. Hangi yaşta olursanız olun her zaman zordur vedalaşmak. Önemli olan vedanın ardından insanın hayata nasıl devam edebildiği sanırım. Ben de buna odaklandım. Geçmişteki hatıralara saplanıp kalmadan, yaşanılanları kabul edip, onları kucaklayıp yola öyle devam etmenin önemini anlatmaya çalıştım. Bu yaştaki okurlar için veda etme üzerine çok az metne rast geldiğim için böyle bir kitap yazmak istedim. Amacım veda etmeyi 9-12 yaş grubundaki çocuklara macera dozu yüksek, hayallerle dolu, fantastik bir macerada sunmaktı. Konu veda üzerine olsa da kitabın genelinin aslında epey eğlenceli bir atmosfere sahip olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim. Kitabı resimleyen Ceyda Karlı da bu atmosferi harika bir şekilde yansıttı.

Çoğunlukla erken gençlik dönemi kitaplarınızla tanıyoruz sizi. Bu yaş grubuna yazmayı sizin için cazip kılan şey nedir?
Dünyayı yeni yeni tanıdıkları, zorluklarla mücadele etmeye başladıkları, hızlı bir şekilde büyüdükleri ve kırılgan oldukları bir yaş grubu. Bu yaştaki çocuklarla, gençlerle yolculuğa çıkmayı seviyorum. Onlara kendi deneyimlerimden, çıktığım yolculuklardan; okuduklarım ve izlediklerimden yola çıkarak bir şeyler anlatmak, özgün hikâyeler oluşturmak beni mutlu ediyor. Bu sayede onlara keşfedecekleri birden fazla yol olduğunu, hayatın o an bulundukları yerle ya da tanıdıkları insanlarla sınırlı olmadığını göstermeye çalışıyorum. Dünyanın gökkuşağı gibi rengârenk olduğunu, farklılıkların ne kadar büyüleyici olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Kitapta Defne ve Gümüş’ün dostluğu ilham olacak cinsten sahiden. Bir dostluğu en çok ne besler size göre?
Bir dostluğu neyin beslediğinden öte o iki insanın gerçekte ne kadar insan, kendilerini dönüştürmeye ne kadar açık oldukları önemli sanırım. İnsan olabilme yolculuğumuz asıl olan; kendimizi tanıma serüvenimiz. O yola girilmediyse dost olmak da bir hayale, puslu bir yansımaya dönüşüyor. Kendini tanımakla uğraşmayan insan karşısındakine de yeterli özeni, sevgiyi gösteremez diye düşünüyorum. Merhametli olmak, empati kurabilmek, adaletli olmak, etrafındaki her şeyi “ama” sız sevebilmek önemli olan; farklılıkların ne kadar büyüleyici olduğunu görebilmek. Sevilebilecek insanlar olabilmemiz gerekiyor, sonrasında sevmeye bakarız nasıl olsa.

‘Hayaller Tarlası’na Yolculuk’ adından da anlaşılacağı üzere bir macera hikayesi. Hareketli olduğu kadar duygulara da çok dokunan bir dili var. Bu dili oluştururken nelere dikkat ettiniz?
Vedalaşma zor bir konu olacaktı ve o konunun altında ezilip, metni tamamen bir duygu sağanağına çevirmek istemedim. Okuyucuyu ya da izleyiciyi güldürebilmenin meziyet olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden kendine has eğlenceli karakterlerle metni mizahi bir düzleme taşımaya çalıştım. Okuyucuyu rengârenk bir yolculuğa çıkarıp, eğlenceli karakterlerle zaman zaman gülümsetmek, zaman zaman da hayal gücünün sınırlarında dolaştırarak şaşırtmaktı amacım.

Siz hayalci misinizdir? Bizimle bir hayalinizi paylaşmanızı istesek ne anlatırsınız?
Çocukluğumdan beri hayal kurarım, bu huyumdan hiç vazgeçmedim. Farklı dünyaların mümkün olabileceğine hep inandım. Hayal kurmanın ne kadar önemli olduğunu, hayal kurabilen insanın özgürleştiğini ve geleceğini ona göre şekillendirebildiğini de her söyleşimde çocuklara anlatıyorum. Son zamanlarda kurduğum hayal uzaylılarla ya da vampirler veya kurt adamlarla ilgili değil. Karantinada sıklıkla dünyanın değişebileceğinin hayalini kuruyorum. İnsanı köleleştiren sistemlerin eski gücünü kaybedip insana değer verilecek yeni bir sistemin inşa edilebileceğine. Bu tabii ki uzaylıların dünyaya gelip bizi değiştirebileceği hayalinden çok da ütopik, kabul ediyorum ama yine de hayal hayaldir işte.

Pandemi dönemini nasıl geçirdiniz – geçirmektesiniz? Yazma deneyiminizi etkiledi mi mesela?
Başta oldukça zorlandım. Kendimi daha önce düşünmediğim bir gerçekliğin içinde bulmak, insanlığın dışında bir güç sebebiyle evlerimize kapanmamız gerçeklik algımı zedeledi ve bu oldukça rahatsızlık vericiydi. Fakat daha sonra her şey değişti. Gerçekliği kabullenip ona göre hareket etmeye başladım. Kendime çok daha fazla zaman ayırabildiğimi fark ettim. Bazı şeyler daha çok değer kazandı. Üzerinde çalıştığım metinlere odaklandım. Daha fazla okuyup yazmaya başladım.

Sizi hep çok üretken bir yazar olarak tanıdık, peki sizin en çok okumayı sevdiğiniz kitaplar neler oldu bu dönemde?
Bu dönemde beni en çok etkileyen kitaplar şunlar: Fleur Jaeggy/ XX’in Erkek Kardeşiyim, Alois Hotsching/ Belki Bu Defa Belki Şimdi, Mihael Faber / Yağmur Yağmalı, Samanta Schweblin / Ağızdaki Kuşlar, Albert Sanchez Pinol/ Soğuk Deri, Agustina Bazterrica / Leziz Kadavralar.

Son olarak, elbette sırada yeni kitap fikirleri de vardır. Gelecek projelerinize dair biraz ipucu verebilir misiniz?
Tabii ki. Nisan ayında yine Doğan Egmont’tan, işlerine hayranlık duyduğum sevgili dostum Ceyhun Şen ile bir resimli kitabımız çıkacak. Mayısta ise Doğan Kitap’tan yetişkinlere bir öykü kitabı gelecek.

Göktuğ Canbaba: Her zaman zordur vedalaşmakHAYALLER TARLASI’NA DAVET
Göktuğ Canbaba
Doğan Egmont, 2021
152 sayfa, 21 TL.

 

 

False