‘Gittikçe Yakın’ ve gittikçe uzaklaştığımız değerlerimiz

Güncelleme Tarihi:

‘Gittikçe Yakın’ ve gittikçe uzaklaştığımız değerlerimiz
Oluşturulma Tarihi: Mart 26, 2021 11:22

Şiirimizin iyi seslerinden Salih Bolat, titiz ve özenli demeyi de unutmayayım, olgunlaşan, özellikle son yapıtları ‘Atların Uykusu’ (2014) ve ‘Rüya Zamanı’ (2019) ile yetkinleştirdiği şiirinin yanına bir de deneme kitabı ekledi: ‘Gittikçe Yakın’

Haberin Devamı

Şiirimizin iyi seslerinden Salih Bolat, titiz ve özenli demeyi de unutmayayım, olgunlaşan, özellikle son yapıtları ‘Atların Uykusu’ (2014) ve ‘Rüya Zamanı’ (2019) ile yetkinleştirdiği şiirinin yanına bir de deneme kitabı ekledi: ‘Gittikçe Yakın’ (Varlık). Yakın Okumalar ve Yakın Düşünceler içinde yazdığı iki bölümde de hem ortak zamanlarımız, şehirlerimiz, yaşadıklarımız ve en önemlisi şimdi çoğu hayal olan arkadaşlarımızın adları var. Ahmet Erhan, Adnan Azar, küçük İskender, Oruç Aruoba, Adnan Yücel, Hüseyin Ferhad. Ve arkadaşlarımızla birlikte okuyarak büyüdüğümüz, şiiri öğrendiğimiz, sevdiğimiz Necatigil, Attilâ İlhan, İlhan Berk, Edip Cansever, Arif Damar, Melih Cevdet Anday, Enver Gökçe, Özdemir İnce, Gülten Akın, Hasan Hüseyin de Bolat’ın yakın okuduğu şairler.

‘Gittikçe Yakın’ ve gittikçe uzaklaştığımız değerlerimiz
Salih de, hadi onu biraz kızdırarak söyleyeyim, bizim ‘80 Kuşağı’ndan biri olarak, her şiire, ama en çok da kuşağından şairlere açık, onların şiirini daha yakından tanıyor, her biri ‘biricik’ olan bu şairlerin değerini verirken, görüşleri ve sözleri de daha değer kazanıyor: “Hüseyin Ferhad öylesine alçakgönüllüdür ki, ‘sıradışı’ olmak bile onun için ‘sıradan’ bir şeydir.” Ahmet Erhan, “acısını Akdeniz güneşinden biriktirmiş zakkum çiçeği”dir. Adnan Azar’ın pek çok şiirinde, “okur, oradaki sözcüklerle ilk kez karşılaşıyormuş kanısına” kapılır. Adnan Yücel’in “bugün alanlarda okunan şiirleri, onun devrimci arzusunun da karşılığı olduğunu” gösterir. Madımak’ta katledilen Uğur Kaynar “damarlarında şiir dolaşan adam”dır...
Bolat uzun yıllardır İstanbul’da yaşıyor ama bu denemeleri hep Ankara duygusuyla okudum. O da zaten şairleri anlatırken Ankara’yı ihmal etmemiş; Zafer Çarşısı’ndan kitapçı dükkânlarına, sokaklarından dergilerine, meyhanelerine 1980’ler Ankara’sını, tabii darbesiyle birlikte, anlatmış.
Bu kitabın bana ‘Gittikçe Yakın’ gelmesinin iki nedeni bunlar işte; biri şiir, biri Ankara. Kitapta Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Muzaffer İlhan Erdost gibi ne yazık ki ‘gittikçe uzak’laştığımız değerlerimiz de var.

Haberin Devamı

AÇIKLIĞIN CESARETİ
Şiir Atı’nın Seyhan Erözçelik adına düzenlediği ilk kitap şiir ödülünü 2019’da Yiğit Kerim Arslan ‘Kirpik Bilgisi’yle (Klaros) kazandı. Bana Seyhan’la tanıştığım günleri hatırlattı. 19 yaşındaydı ve sonradan, şiirimizin efsanevi ilk kitaplarından olacak ‘Yeis ile Tabanca’nın şiirlerine şehri gezdiriyordu, ‘Eflatuni Aşk Şiirleri’ gibi.
Yiğit Kerim ödülü 15 yaşındayken kazandı ve kitabı da 16 yaşında yayımlandı. Şairin haberci olduğu kadim bilgisini de günümüze taşıdı, elbette iyi ve çok okuyarak, çok şairden geçerek getirdiği şiiriyle.
Açıklığın cesareti. İlkin bununla dikkat çekiyor. Tıpkı adına verilen ödülü kazandığı Erözçelik ve Şiir Atı’nı çıkaranlardan V.B. Bayrıl’ın ilk kitaplarındaki, ‘Melek Geçti’deki açıklık gibi. Seyhan’ın da okusa keh keh gülüp aferin çekeceği bir şiir yazıyor Yiğit Kerim. Seyhan ya da namı diğer Sansar’ı tanıyanlar bilir, öyle kıranta bir gülüşü vardı çünkü. İnsanın nasıl, neresinden, neyinden özleneceği de bilinmez!
Pek çok şair gibi o da varoluş sıkıntısını saklamıyor şiirlerinden, belki de tam o alaca zamanda olduğu, şiirlerini oradan yazdığı için olmalı. Varoluş kaygısı sonra başka adlar, şiirler altında sürüyor elbette.
Bayrıl ve Erözçelik’ten söz ettim, Yiğit Kerim’le ilk kitap benzerliklerinden ötürü, başka şairlere açıklıklarından ötürü. Fakat bu ilk kitaplarıyla sınırlıydı, ikinci kitaplarından başlayarak, başkalarına kapanmadılar ama bambaşka iki şiir kurdular, ‘Kirpik Bilgisi’nde de gördüğüm o. Necatigil’den Gülten Akın’a, Anday’a ve adıyla andıklarına kadar pek çok iyi şairle buluşmuş. Özellikle “bu çok çiğ çağ” konusunda. İkinci kitabıyla kuracak asıl şiirini.
Bazen, Turgut Uyar’ın “efendimiz” dediği acemilik nereye kayboldu diye bakınıyorum ama şiir böyle bir şey, bazen acemiliğinden bazen de erkenden kurulmuş bir şiirden, Yiğit Kerim’in şiiri gibi, seviliyor.
“Beyhude nedir, su içtiğin için teşekkür ederim” diyor, ben de Seyhancığımın şiir yolculuğu böyle iyi kitaplarla süreceği için Yiğit Kerim Aslan’a teşekkür ediyorum.

BAKMADAN GEÇME!