GeriKitap Sanat CSO'nun yeni kaptanı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

CSO'nun yeni kaptanı

CSO'nun yeni kaptanı
Cemi'i Can Deliorman Fotoğraf: Selahattin Sönmez
Abone Olgoogle-news

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası tarihinin en genç şefine emanet. Eskişehir’de başladığı müzik eğitimini Viyana’da sürdüren, Avusturya’da ve ABD’de önde gelen şef ve topluluklarla çalışan Deliorman, Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu’nda da yedi yıl şeflik yapmıştı. Üç senedir yardımcı şef olarak görev aldığı CSO’yu ‘evim’ diye tanımlayan Deliorman, başarılarla dolu müzik kariyerinin dönüm noktalarını ve CSO’ya dair projelerini anlattı...

Eğitimini Eskişehir ve Viyana’da sürdürdün. Viyana hayallerini mi süslüyordu, tesadüf müydü?
Viyana’ya gittiğimde 18 yaşındaydım ve keman bölümünde öğrenciydim ama son üç yılımda orkestra şefliğine yoğunlaşmıştım. Viyana tamamen tesadüftü, sınavına girebileceğim okulların listesini çıkarmıştım. Viyana Müzik Üniversitesi’nin sınavı en yakın tarihli tercihimdi ve kazanınca diğer okullara gitmek zorunda kalmadım.

Eğitimini Avusturya odaklı yapmanı nasıl yorumluyorsun?

Aslında ABD’nin Princeton Üniversitesi’nde geçirdiğim yaklaşık bir yıllık dönem daha var ki müzisyenlik serüvenimde önemli yer tutar. Üniversitemin temsilcisi olarak gitmiştim ve bu olanak Lincoln Center ve Carnegie Hall gibi salonlarla koro şefi olarak yakın işbirliği yapmamı sağladığı gibi Amerikan orkestralarını ve sistemini öğrenmeme yol açtı. Avusturya’daki yedi yıllık lisans ve lisansüstü dönemim de pek çok atölye ve seminere katılma olanağı bulduğum verimli yıllardı.

Avusturya’da kalabilir ve orada güzel bir kariyer yapabilirdin ama yurda döndün, bunun nedeni neydi?
Bitirme tezimi yazdığım son dönemde Devlet Çoksesli Korosu beni ülkeme davet etti. Büyük bir mutlulukla Türkiye’ye döndüm çünkü yeni mezun olmuştum ve koromuzun diğer orkestralarla sıkı işbirliği ilgimi çekmişti. Her gün prova yapabilecek ve farklı orkestralarla sıklıkla çalışabilecektim. O sıra Avusturya’da Teknik Üniversite Orkestrası’nın ve birkaç amatör koro topluluğunun şefliğini yaparak hayatımı kazanıyordum. Türkiye çok daha heyecan verici bir seçenekti.


CSOnun yeni kaptanı



Türkiye’de uzun süre koro şefi olarak bilindin, sonra orkestra şefi yüzünle seni daha çok görür olduk. Koro şefliği ve orkestra şefliği at başı mı gelişti?
Bu sorunun cevabının ilginç bir hikâyesi var. Hem Viyana’da hem Graz’da orkestra şefliği okudum, ancak Graz’da ders veren ve kariyerimin en büyük mimarlarından olan Viyana Singverein Korosu şefi Johannes Prinz ile koro şefliği çalışma imkânı da buldum. Onunla öylesine anlaştık ki isteksizliğime rağmen müthiş bir ısrarla beni koro şefliği sınıfına sınavsız aldı ve orkestra şefliği bölümüyle beraber koro şefliği okumamı da sağladı.

Devlet Çoksesli Korosu’ndaki şeflik deneyimine dair neler söylersin?
DÇK benim için bir yuvadır, bir mabet gibidir. Profesyonel bir koronun her gün prova yapması genç bir şef için dünya üzerinde hiçbir yerde bulamayacağı benzersiz bir fırsattır. Yedi yıl boyunca koroyla çok yoğun bir çalışma süreci geçirdik, eskiden yeniye repertuvarın sınırlarını zorladık, yeni eserler çıkardık, yarışmalar ve çalıştaylar düzenledik. Çok verimli, mutlu geçen bir yedi yıldı. Orkestra konserleri yoğunlaştıkça koroya daha az zaman ayırır oldum ve kıymetli koromu çok iyi bir koro şefine mutlulukla devrettim.

CSO ÜÇ YILDIR EVİM... 
Artık CSO’nun dümeni senin elinde. En köklü orkestramızın bugüne kadar başına geçen en genç şefsin. Bu görev omuzlarına nasıl sorumluluk yüklüyor?
Zaten üç yıldır CSO’nun yardımcı şefi olarak gecemi gündüzüme katmış çalışıyorum. Hayatımda köklü bir değişikliğin olduğunu söyleyemem, aynı disiplinle çalışmaya devam ediyorum. CSO’nun marka değerinin ne kadar büyük olduğunun bilinciyle ama bunu yük olarak görmeden, aksine, bu sorumluluğun yüklediği motivasyonla hareket ediyorum. Hedefim bu orkestranın saygın bir dünya markasına dönüşmesidir, nitelikli müziği en üst düzey kalitede dinleyicisine sunmaktır. Bunun için çalışmayı; daha iyi olanı, daha yeni olanı, daha nitelikli olanı aramayı temel görevim olarak görüyorum.

Orkestrayla ilişkilerin nasıl? Orkestracıların senin gibi genç bir şefe olan yaklaşımlarından bahseder misin?
Son üç yıldır CSO evim haline geldi. Orkestranın genç şeflere yaklaşımının ne kadar olumlu olduğunu davet ettiği genç şeflerin sayısının artmasına bakarak anlamanız mümkün. CSO yılların verdiği tecrübesiyle orkestrayla iyi müzik yapabilen, çalışkan, zamanı iyi ayarlayan, müziği iyi anlayan ve iyi anlatabilen, samimi her şefe kucak açan bir topluluktur.

DÜNYAYI KASIP KAVURAN BESTECİLERİMİZ VAR
CSO’yu yeni yönetimin altında nasıl bir gelecek bekliyor? Kısa, orta, uzun dönemli projelerinden bahseder misin?
Yakında yeni konser salonumuza kavuşmanın tarifsiz mutluluğunu ve heyecanını yaşıyoruz. Burada dünyanın büyük konser salonlarındaki gibi bir içerik oluşturmayı hedefliyoruz. Seçki bir bütünlük oluşturmalı, yani program bir hikâye anlatmalı. Gelen yabancı solist ve şefler Türkiye’nin tanıtımını yapabiliyor olmalı, Türk bestecilerini öğrenip icra edebilmeli. CSO’nun uzun vadede yurtdışında konser verme olanakları üzerine çalışıyoruz, menajerlerle görüşüyor, projeler üretiyoruz. Kadromuza kısa süre sonra alacağımız 31 yeni müzisyenle çok dinamik, her konseri CD kaydı performansında konser tecrübeleri yaşatmayı hedefliyoruz.
Dinleyicimizin ‘yeni müzik’ kavramıyla daha sık temas edebilmesini de arzuluyorum. Bu sene planladığımız ancak pandemi nedeniyle iptal ettiğimiz ‘yeni müzik festivali’ bunun bir örneği. Klangforum Wien, Ensemble Recherche, Beat Furrer, Refik Anadol, Hezarfen Ensemble, Makrokosmos Quartet gibi alanlarındaki en iyi sanatçı ve toplulukları bir araya getirecektik. Dünyayı kasıp kavuran bestecilerimiz var, çoğunu yeterince tanımıyor, eserlerini çalmıyoruz. Bu anlayış değişmeli. Müziğin salt ‘eğlence aracı’ olmadığının da anlaşılması gerekiyor.

CSO’nun yeni konser salonu seni heyecanlandırıyor mu? İzmir Saygun’dan sonra Türkiye iyi akustikli bir konser salonuna daha kavuşacak mı?
Yeni CSO Konser Salonu, mimarisiyle, teknik ve akustik donanımıyla dünyanın sayılı konser salonlarından olacak. Salon orgu da gelecek yıllarda bittiğinde Türkiye’nin bu kapsamda senfonik konserler için tasarlanmış gözbebeği olacak.

Ankaralı konser dinleyicilerinden, CSO’severlerden beklentilerin nelerdir?

CSO’nun çok sadık, ilgili ve bilinçli bir dinleyici kitlesi vardır. Biletleri satışa çıktıktan beş dakika sonra tükenen bir orkestrayız ve yeni salonumuzla şu anki kapasitemizin üç katına çıkacağız. Dinleyicilerimizden beklentim her zaman olduğu gibi konserleri takip etmeleri, beklentilerini ve eleştirilerini bize anlatmaları.

CSO yasasının değişmesi/güncellenmesi gerektiğini düşünüyor musun? Bu konuda önümüzdeki dönemde gelişme görebilir miyiz?
CSO yasasında düzelmesi gereken büyük boşluklar var. Bunların en başında orkestra şef seçimi geliyor. Şu an kanayan yaramız. İvedilikle şef seçiminin çoğulcu, yüksek kriterlere dayanan bir maddeye dönüşmesi gerekiyor. Bu seçim sistemiyle gelen şeflerin ‘ömür boyu’ değil belirlenmiş zaman periyotlarında görev yapmasını sağlamalıyız. Dünyanın hiçbir yerinde bir orkestra şefi ömrü boyunca şeflik kadrosunu işgal edemez çünkü bu hem şefin hem orkestranın sanatsal gelişimi açısından yanlıştır. Bir diğer eksiğimiz orkestra için çalışacak iletişim, halkla ilişkiler, uluslararası tanıtım, sosyal medya gibi birimlerinin kadro karşılığı olmamasıdır. CSO gibi bir markaya dünyayı takip eden, alanında profesyonel ekipler gerekiyor.

CSOnun yeni kaptanı


CEMİ'İ CAN DELİORMAN

Piyanoyla 10 yaşında tanışan, 1984 Eskişehir doğumlu Cem’i Can Deliorman, Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Keman bölümünde müzik eğitimi aldı. 17 yaşındayken Viyana Müzik Üniversitesi’nin orkestra şefliği hazırlık sınıfına kabul edildi ve bölümünün en genç öğrencisi oldu. Borusan Kocabıyık Vakfı’nın eğitim bursu ile şeflik çalışmalarına Viyana’da başladı. 2004’te Graz Müzik Üniversitesi Orkestra Şefliği bölümünü kazanan tek aday olan Deliorman, ünlü orkestra şefi Martin Sieghart’ın orkestra şefliği sınıfını dereceyle bitirdi. Viyana Singverein Korosu şefi Johannes Prinz ile koro şefliği alanında düzenli olarak çalıştı. Yüksek lisans eğitimi için Princeton’da Westminster College of the Arts’a tam burslu olarak davet edildi ve Amerika’nın önde gelen koro şeflerinden Dr. Joe Miller ve Dr. James Jordan ile çalıştı. Amerika’nın en önemli sanat topluluklarından ‘Westminster Symphonic Choir’ ile Carnegie Hall, Lincoln Center gibi saygın mekânlarda sahneye çıktı. 2010’da Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu’nun davetiyle Ankara’ya geldi ve kurumun sanatçıları tarafından koronun şefi olarak seçildi. 2017’ye dek sürdürdüğü bu görev süresince koroyu birçok uluslararası müzik festivaline taşıdı. 2012-2013 sezonunda Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın şef yardımcısı olarak çalıştı, 2015-2017 yılları arasında Bahçeşehir Üniversitesi Oda Orkestrası’nın müzik direktörlüğü görevini yürüttü. Bahçeşehir Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi gibi kurumlarda konuk öğretim üyesi olarak çalıştı.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle