GeriKitap Sanat Çar ile padişah arasında entelektüeller
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çar ile padişah arasında entelektüeller

Çar ile padişah arasında entelektüeller
İsmail Gaspıralı ve Yusuf Akçura
Abone Olgoogle-news

James H. Meyer ‘İmparatorluklar Arası Türkler 1856-1914’ başlıklı çalışmasında; Kırım, Kazan ve Azerbaycan örneğinden hareketle, teba olarak Rus Çarlığı ama ideal olarak Osmanlı’ya bağlanmak isteyen entelektüellerden hareketle dönemin ruhunu yansıtmak istiyor.

Rusya ile bizim paralel bir Batılılaşma macerası yaşadığımız söylenir. 19’uncu yüzyıl bu maceranın alabildiğine canlandığı, sosyal, siyasal, düşünsel ve kültürel gerilimlerin zirveye çıktığı sürecin de adıdır. 1905-1918 arasında baş döndüren gelişmeler olur her iki tarafta. Rus Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğu savaş dahil farklı gerekçelerle karşı karşıya geldiklerinde kopmaz bir çekim içinde bulmuşlardır kendilerini. Çarlıkta yaşayan milyonlarca Müslümanın gözü İstanbul’dadır. Rusya kendi iç dinamiklerine bağlı olarak kaynamaktadır. Her iki taraf da hem nüfuz alanını geliştirmek hem de ayakta kalmaya çalışmaktadır.
Tam da bu bağlamda, Çarlık Rusya’sında yaşayan kimi Müslüman/Türk aydınlar, imparatorluklar arası birer iletkendirler. Çarlık, kendi Müslüman nüfusunu kaybetmek istemezken, Osmanlı dini ve politik önceliklerle gelişi kolaylaştırma çabasındadır. James H. Meyer ‘İmparatorluklar Arası Türkler 1856-1914’ başlıklı çalışmasında; Kırım, Kazan ve Azerbaycan örneğinden hareketle, teba olarak Rus Çarlığı ama ideal olarak Osmanlı’ya bağlanmak isteyen entelektüellerden hareketle dönemin ruhunu yansıtmak istemektedir. Her ne kadar yazar ‘kimlik pazarlama stratejisi’ gibi tuhaf bir nitelemede bulunuyor olsa da meselenin özünde bir kimlik krizi olduğu açıktır. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu birer sembol özne şeklinde bu kimlik arayışının aktif aktörleri olarak öne çıkarılır. ‘İstanbul’un sadece bir sürgün yeri değil, aynı zamanda bir fırsatlar dünyası’ olduğunun altı çizilir. ‘Dönemleri içinde hem atipik hem de semptomatik kişiler’ olarak tanımlanan bu üç idealist aktör kendi içlerinde farklılıklar gösterirler.
Kırım, Kazan ve Kuzey Kafkasya öteden beri birer dini/kültürel merkezdirler. Kırım Savaşı’ndan sonra iyice gerginleşen Osmanlı-Rus ilişkilerinin dalgaları bu üç merkezde daha da şiddetli hissedilecektir. ‘Mobilite, devrim ve kimliğin siyasileşmesi’ temaları üzerinden ilerleyen Meyer, her üç entelektüelin Çarlık Rusya’sı ve Osmanlı arasındaki yer yer çelişkili gidiş gelişlerine de dikkat çekiyor. Halk ve duygular, Osmanlı’ya akarken, orada oluşacak düşüncenin neliği üzerine kafa yoruyorlar. Ayrıca, Çarlık içindeki yöneticiler kadar Müslüman aktörlerle (tüccarlar, sivil otoriteler) de irtibatı koparmıyorlar. Fiili gidiş gelişlerle tecrübe kazanıyorlar elbette ancak ruhsal yönden yer yer dilemmaya düşüyorlar. Hem doğup büyüdükleri yerde hem İstanbul’da dergiler ve gazeteler çıkararak öncü olmaya gayret ediyorlar.
‘Rusça okuyup yazabilecek bir Müslüman nüfus hayal eden’ Gaspıralı ile ‘Üç Tarz-ı Siyaset’ yazarı Yusuf Akçura elbette farklı düşünce yapılarına sahip aydınlardır. İttifak konusuna vurgu yapan Ahmet Ağaoğlu, mezhep yönünden farklı bir tona sahipti. Ne var ki 1908 Jön Türk Devrimi sonrasında hem üçü de çok aktif hale geldi hem de Kırım, Kazan ve Bakü arasında etkin bir kültürel iletişim hattı kuruldu. Türk Yurdu dergisi merkez oldu. Öğrenci dernekleri işin içine girdi. Rusya’daki varlıklı tüccarlar ve kültürel nüfuz sahipleri daha aktif hale getirildi.
Gaspıralı, biraz geride, Bahçesaray’da kaldı ancak Cumhuriyet’e geçişte Akçura ve Ağaoğlu birer kültürel aktör olarak var oldular. Şahsiyetler, devletler, düşünceler ve halk o vakitler daha geçişkendi birbirine karşı. Şimdiki gibi hiçbir şey olmamış, olmuyormuş gibi değildi.

İMPARATORLUKLAR ARASI Çar ile padişah arasında entelektüeller
TÜRKLER

1856-1914
James H. Meyer
Çeviren: Renan Akman
İş Kültür Yayınları, 2021
336 sayfa, 28 TL.

False