Türkstar kuyruğunda insan manzaraları

Güncelleme Tarihi:

Türkstar kuyruğunda insan manzaraları
Oluşturulma Tarihi: Şubat 23, 2004 01:16

Kapıda 5 bin kişi bizi bekliyordu. Televizyon işlerinde, herkesin görmediği gizli kahramanlar vardır. Onlar, çekimin başarıyla tamamlanması için gerekli hazırlıkları yapar ve ekran karşısındakilere ‘‘İşte sahne’’ derler.

Onların adı bizim aramızda yapım ekibi''dir. Çok eza ve cefa çekerler aslında... Türkstar'ın yapım ekibi de İzmir'e bir gün önceden gitmişti. Jüri üyeleri olan bizler, ilgiyi ölçmek için sürekli cep telefonlarından onları aradık. Saat 23.00 gibi telefonda İzmir Hilton Oteli'nin önünde yaklaşık 200 kişinin kuyruğa girdiğini öğrendiğimde çok heyecanlandım. Atatürk Havalimanı'nda yer hizmetlerinde çalışan işçilerin iş yavaşlatma eylemi dolayısıyla uçağımız İzmir’e rötarlı indi. Son gelen telefonda otelin önünde bizi tam 5 bin kişinin beklediği söylenmişti. Otele geçtik ve odalarımıza yerleşmeden elemelerin yapılacağı odaya alındık. Camdan bakıp kalabalığın bize söylenen boyutta olup olmadığını görmek istiyordum. Çünkü söylenenler, iş hızlı yürüsün diye söylenmiş bir ‘‘beyaz yalan’’ olabilirdi. Gördüğüm manzara karşısında hem çok şaşırdım, hem de yaptığımız iş adına çok gururlandım. Otelin önünden başlayan kuyruk, devam eden iki sokak boyunca uzanıyordu. Bayram yeri gibiydi otelin önü. Gerçekten de 5 binden fazla aday vardı.

Beni ağlatan aday Prenses

İzmir'de aklımda hiç çıkmayan, nereye kafamı çevirsem hálá gözümün önüne gelen bir aday var: ‘‘Prenses.’’ Evet İzmirlilerin çoğunun yakından tanıdığı Prenses. Elemelerin yapıldığı odaya ilk girdiğinde ‘‘İşte’’ dedim ‘‘yeni Ajdar...’’ Üzerinde mavi tüllü kıyafeti, saçlarını karavela yapmış, abartılı makyajı ile bize bakıyordu. İlk soruyu Ercan Bey sordu: ‘‘İsminiz nedir?’’

Karşıdan gelen cevap beni şaşırttı: ‘‘Ben Prenses'im efendim.’’

Toparlandım, sandalyemde doğruldum. Ahmet Bey sordu: ‘‘Ne iş yapıyorsunuz hanımefendi?’’

Prenses'ten cevap geldi: ‘‘Sanatçıyım efendim.’’

Bu cümleleri kurarken ellerini iki yana ayırıyor ve zaman zaman ışıklara dönerek poz veriyor ve öylece kalakalıyordu. Herkes çok gerildi, çünkü şimdi kim Prenses'e ‘‘Olmadı’’ diyecek ve onun hayallerini bir kez daha yıkacaktı. Hiç birimiz bunu yapmak istemiyorduk. Bir sessizlik oldu. Ahmet Bey'in salonda beni yeniden dünyaya döndüren sesi duyuldu: ‘‘Olmadı.’’

Prenses irkildi, hepimize tek tek baktı, o anda gözlerindeki kırgınlığı, umudunun bir kez daha yıkılmasını hepimiz gördük. ‘‘Niye... Peki ama niye?’’ dedi. Bize doğru yürüdü, ellerimizi sıkmak istedi. Önce Zerrin Hanım'a yaklaştı. Çünkü Zerrin Hanım ağlıyordu. ‘‘Ağlamayın’’ dedi ve ellerini uzatarak Zerrin Hanım'ın gözyaşlarını sildi. İşte o an, o görüntü beni de olaydan koparttı. Ben de ağlamaya başladım. Elini bana uzattı, tokalaştık. Gözlerimin ta içine bakarak sordu bana; ‘‘Niye olmadı? Ben Prenses'im’’ dedi bir kez daha.

KEMERALTI'NIN STARI

37 yıllık hayatımda yaşadığım en zor anlardan biriydi. Ne demeliydim? Onu kırmadan ne demeliydim? Hemen toparlandım ve sordum: ‘‘Prenses sen nasıl geçiniyorsun?’’

‘‘Bana esnaf bakıyor Kemeraltı'nda efendim’’ yanıtını verdi. Onu kırmadan cevap vermenin yolunu bulmuştum. ‘‘Biz seni İstanbul'a götürürsek, esnaf bakmaz, aç kalırsın, hayatın zorlaşır. Prenses sen burada kalmalısın’’ dedim. Kemeraltı esnafının kendisine sahip çıkmasının ne kadar büyük bir şans olduğunu, hayatta bu şansın çok az insana nasip olacağını anlattım. Durdu gözlerime baktı, ‘‘Peki efendim’’ dedi. Hepimizin gözleri dolmuştu.

ESNAFA TEŞEKKÜRLER

Akşam eski bir arkadaşımın evine yemeğe gittim. Hemen bana döndü ve ‘‘Prenses de gelmiş bugün elemelere’’ dedi. İzmir'de Prenses'in çok sevildiğini ve esnafın ona sahip çıktığını anlattı. Arkadaşımdan öğrendiğime göre Konyalı imiş Prenses. Adı da Derya Aslan. Evinden kaçıp İzmir'e gelmiş, ailesi arayıp sormamış. Prenses, Belediye Başkanı'na giderek kendisine bir ev tutmasını istemiş. Başkan da Kadifekale'de küçük bir ev tutmuş. Prenses her gün Kemeraltı'na gelip kulağında radyosu ile şarkılar dinleyip, şarkılar söylüyormuş. Sanırım Prenses adına buradan Kemeraltı esnafına teşekkür etmem gerekiyor. Teşekkürler Kemeraltı esnafı...

Son yarışmacı Hilton’un garsonu Uğur

Elemeler sırasında jüri üyelerine içecek servisi yapan bir garson çocuk gözüme battı. Çok sevimliydi. Gülümseyince insanın içini ısıtan bir yüz ifadesi vardı. Verdiğimiz ilk arada Ercan Bey'in çocuğu yarışmacı olmak üzere ikna etmeye çalıştığını gördüm. İsmi Uğur'du. Daha sonra Ahmet Bey ve ben Uğur'u ikna etmeye uğraştık ama olmadı. ‘‘Bak’’ dedim ‘‘şans belki de ayağına geldi, star olmak biraz da şans işidir iyi düşün.’’ Ertesi gün çok yoğun geçti. Saat 21.30 olmuştu. Hepimizi yorgunluktan ölüyorduk. ‘‘Son yarışmacı’’ dediler ve içeriye birden Uğur girdi. Hepimizin ikna etmeye çalıştığı ama başaramadığı garson çocuk!.. O da star olmanın büyüsüne karşı koyamamıştı anlaşılan. Şarkısını söyledi. İnanılmaz sevimli yüzü, çok derin bakan gözleriyle etkiledi hepimizi ve odada bir ses yankılandı: ‘‘Oldu.’’

Birden alkışlar koptu salonda, bütün ekip alkışlıyordu, Hilton personeli alkışlıyordu... İkinci gün mutlu sonla bitmişti. Bir tek mutsuz olan İzmir Hilton'un müdürüydü. Bana döndü ve sitemli gözlerle ‘‘En iyi elemanımı götürüyorsunuz İstanbul'a’’ dedi. Ama sonra da ekledi: ‘‘Yarından itibaren otelin orkestra şefi, Uğur'a özel ders vermeye başlayacak.’’

Tekerlekli sandalye ile geldi, yürüyerek çıktı

35111 numaralı Ahmet, İzmir'den aklımda kalan diğer bir aday. Tekerlekli sandalyesi ile odaya girdi. Ercan Bey dayanamadı ve sordu: ‘‘Ne oldu ayaklarına?’’

‘‘Polis memuru vurdu’’ dedi Ahmet ve anlatmaya devam etti. Çok zor şartlarda yaşıyormuş. Hayatını kurtarmak için star olmak istiyormuş. Polis memurundan şikayetçi olmamış, çünkü avukatı onu kandırmış...

LÜTFEN ORTAYA ÇIK

Ne kadar zor bir çelişki yaşıyor insan böyle zamanlarda.... Ben bunları düşünürken Ercan Bey ‘‘Armağan nedir kararın?’’ diye sordu. ‘‘Olmaz’’ döküldü dudaklarımdan. Çünkü ciddi bir iş yapıyorduk ve Ahmet'te ‘‘star’’ nitelikleri yoktu. Hepimiz ‘‘Olmadı’’ dedik. Ahmet çıktı odadan. Diğer adaylar gelmeye devam etti. İlk verdiğimiz arada yapım ekibinden Gülümsün yanıma koşarak geldi ve şunları söyledi:

‘‘Armağan, o tekerlekli sandalyedeki aday, dışarı çıkınca yürüyerek gitmiş. Güvenlik görmüş.’’

İçimden bir kırgınlık ve kızgınlık duygusu aynı anda geçti. Kendime kızdım bu kadar kolay etkilendiğim için; kendime kızdım, amiyane tabirle ‘‘kazıklandığım’’ için. Kırıldım, adayların bizi etkilemek için bu yollara başvurduğu için. Sevgili Ahmet!.. Bu yazıyı okuyorsan ve eğer senin için söylenenler, yani tekerlekli sandalyeden kalkıp yürümediysen, lütfen ortaya çık ve ‘‘Hayır yalan’’ de. Ya da gerçekten evine yürüyerek gittiysen yine ortaya çık ve ‘‘Özür dilerim, ben çok büyük bir hata yaptım. Ben bir yalancıyım’’ de. De ki ben de rahatlayayım. Artık diğer adaylara kuşkuyla yaklaşmayayım...
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!