Osmanlı'da hızlı adalet

Güncelleme Tarihi:

Osmanlıda hızlı adalet
Oluşturulma Tarihi: Mart 27, 1999 00:00

Haberin Devamı

Yardımcı Doçent Fikret Yılmaz, 14 yılda Osmanlı dönemine ait 100 bin davayı inceledi

Fikret Yılmaz, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tarih Anabilim Dalı'nda iki yıldır yardımcı doçent olarak görev yapıyor. Çalışma alanı, 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu. Özellikle, Yeni Çağ diye belirlenen bu dönemde taşrada yaşayan halkın gündelik yaşamıyla ilgileniyor. Yüksek lisans tezi sırasında incelemeye başladığı Osmanlı davalarının sayısı 14 yılın sonunda yüzbine ulaşmış. Fikret Yılmaz ile Osmanlı adalet sistemi ve o dönemde en çok görülen davalar hakkında konuştuk.

Osmanlı davalarını incelemeye neden başladınız?

- Çalışma alanım gereği başvuru kaynağım kadı davaları idi. Osmanlı'da sıradan bir insanın bir gününü anlatmaya kalksanız başvuracağınız yegane kaynak kadı mahkemelerinde tutulan sicillerdir. Onun içinden insanların zihniyetini, neyi nasıl meşrulaştırdığını, hangi anlaşmazlıkları mahkemeye getirdiklerini, taraf olmalarına neden olan tavırlarını görürsünüz. Kadı defterlerine Şeriye Sicilleri denir. Bunlar mahkemede olan bitenin yazıldığı defterlerdir.

Osmanlı'da sistematik bir arşivcilik var mı?

- Osmanlı hem merkezde, hem taşrada çok sıkı bürokratik bir devlet olduğundan herşeyi üstelik birkaç yere kaydederek saklar. Yüzlerce yıl sonra bile bir davayı bulup, güncel problemi çözmek için geçmişini ortaya koyabiliyorlar.

Sizin örnek alanınız neresi?

- Benim üzerinde çalıştığım yerler 17. yüzyıl Amasya, Afyon, Balıkesir, 16. yüzyıl Edremit, İstanbul, 16. ve 17. yüzyıl Manisa.

Neler var tutanaklarda?

- Okudukça hiçbir zaman o canlılıkta ve benim kafamda yarattıkları Osmanlı imgesine uygun tarih yazamayacağımı anladım. Eksiksiz bir Osmanlı manzarası çıkartıyorlardı orada. Yaşayan birşeyler görüyorsunuz. Bizim tarih yazıcılığımızda insan yoktur, kurum vardır daha çok.

Hayata değen noktaları mı çekti sizi?

- Mesela ramazanda aşikar bir şekilde oruç yiyen ve hatta şarap içtiğinden şikayet edilen birisi var. Nasıl anlayacaklar içtiğini? Bugünkü gibi alkol kontrolü de yok. Ağzını kokluyorlar. Veya adam cariye almış. Bir iki gün sonra mahkemeye başvuruyor 'bu ayıplı' diye. Memesinin ucu körmüş. Çocuk olursa süt vermez diye kaygılanıp, geri vermek istiyor. Bunlar okuduğunuz tarihten çok farklı. Savaş yok, nal sesleri yok, davul sesi yok, anlaşma maddelerini ezberlemek yok.

Bugünkü mahkeme tutanaklarına benziyorlar mı?

- Osmanlı'da davalar başladığında biter. Gün verilmez. Yaşadıkları yerin ahalisinden haklarında bilgi alınır. Bu tam anlamıyla bir iyi hal sorgusudur ve referanstır. Davanın sonucundan memnun olmayan taraf İstanbul'a başvurabilir.

Davalar nerede görülüyor?

- Tanzimat'a kadar mahkeme binası yok, büyük davalar camide görülür. Diğerlerini de evinde görür kadılar.

Kadı'nın etkinliği nedir?

- Bence en tepede o var. Eğer bir sancak merkezindeyse askeri işler bakımından sancak beyi tabii ki önemli. Ama kaza bölgelerindeki kadılar oranın en önde gelen yöneticisidir. Bugünkü noterlik, belediye, yargı hizmetlerinin hepsi kadı'nın yetkisindedir; hatta birtakım askeri işlerin görülmesi de. Asker toplamak, lojistik hizmetlerin gönderilip gönderilmemesi gibi.

Cezalar bugüne göre farklı mı?

- İdam cezası var. Bazen işkence ile öldürürler. Devlete karşı işlenmiş suçlar dışındaki bireysel suçlar paraya çevrilebilir. Osmanlı Devleti bir İslam devleti. Ancak örfi hukuk olarak bilinen, padişahların kendi çıkardıkları, şerhen de uygun olan bir hukuk alanı var. Şeriat hukukunun, özellikle de ceza hukukunun birebir uygulandığını söylemek çok zor. Hanefi hukukunda zina yapan kadın taşlanarak öldürülür mesela. Osmanlı'da böyle birşey yok, bu suça genelde değnek cezası verilir. Kişinin zenginliğine göre bir değneğe bir akçe veya iki değneğe bir akçe hesabı üzerinden paraya çevrilir. Zenginliğin ölçütü bin akçedir. Osmanlı Devleti parayla halletmeyi sever birtakım şeyleri.

Neden?

- Cezalar, mahkeme harçları dışında kime gidecektir? O yerin görevlisine, yani sipahiye. Cezanın paraya çevrilmesi sipahinin geliri olur. Devlet, hazinesinden para çıkmadan maaş ödeyebiliyor. Cezaya müdahale etse, maaşına edecek. Kadı'nın maaşı da buradan çıkıyor. Tanzimat'a kadar kadılar devletten maaş almaz. Devlet sadece atanmaları ve tayinleri ile ilgili bir organizasyonu sağlar. Son derece bağımsız bir hakimle karşılaşıyoruz bu bakımdan. Ama rüşvete de açık bir kapı. Kadı'nın çalışanlarına maaşlarını ödemesi gerekiyor. Suç işlenmezse, mahkemeye kimse gelmezse nasıl ödeyecek? Bu yüzden çok fazla rüşvet yer Osmanlı'da kadı. İmparatorluğun kuruluşundan yıkılışına kadar rüşvetten her zaman şikayet vardır.

Cinayet paraya çevrilebiliyor mu?

- İlke olarak çevrilmez çünkü İslam hukukunun getirmiş olduğu kısas girer işin içine. Ancak taraflar genellikle mahkemeye anlaşarak geliyor. Yakını öldürülen, öldürenden para alıyor.

Paraya çevrilebiliyor olması suçu teşvik etmiyor mu?

- Etmiyor çünkü para çok değerli ve bol birşey değil. En azından 16. yüzyılın ortalarına kadar. Ondan sonra da yüzde 400-500'lük enflasyon başlıyor. İkincisi bunlar sıradan insanlar. 'Parasını verip adam öldüreyim' derdinde değiller. Sözkonusu olan kamu davası ise sürgün ediyorlar ya da küreğe gönderiyorlar.

Hapishane yok mu?

- Birkaç tane zindan dışında hapishane yok Osmanlı Devleti'nde. Bunlar devlete karşı işlenmiş suçlar veya belli bir süre tutulması gereken insanlar için. Hapishane 19. yüzyılın ürünü. Öncesini cezanın bedene ödettirilmesi ve bunun teşhir edilmesi gibi bir yöntem diye tanımlamak mümkün. İşkence bu dönemde Avrupa'da sistemli ve kurumsaldır mesela.

Osmanlı'da işkence o kadar rastgele yapılan birşey değil. İşkence var ama sistematik değil. İşkence yapmak için merkezden izin alınır.

Bütün bu davaları inceledikten sonra nasıl bir Osmanlı tebası portresi çıkıyor?

- Yan tarafındaki evde gece içki içildiğini, saz çalındığını, oynandığını biliyordur insanlar ama bunu kadıya şikayet konusu yapmıyorlar. Köylerde odalar var. İnsanlar burada Müslümanlar için yasak olmasına rağmen şarap içiyorlar. Saz çalıyorlar. Parasını aralarında toplayarak bir hayat kadını buluyorlar.

Peki tüm bunları nasıl biliyorsunuz?

- Bunlar kendi içlerinde kavga ediyorlar. Birisi yaralanıyor mesela ve mahkemeye gidiyor. 'Neredeydiniz' diye sorulunca, 'falanın odasında oyun oynardık' diyorlar. 'Şarap da içtiniz mi?', 'hayır şarap içmedik de acı boza içtik' diyor mesela. Bir saz var. Türkü söylemişler yani. Orada bir kadın da yakalanmış. Anlıyorsunuz aşağı yukarı neler olduğunu.

Davalardan örnekler verebilir misiniz?

- Mesela bir kadın bir akşam vakti evinde dövülüyor. Mahalleli yardıma koşuyor. Subaşı da geliyor o sırada. Zamanın polis şefi yani. Kadın hakkını arayan birisi olarak mahkemeye gidiyor. Kadının nasıl birisi olduğu soruluyor mahalleliye. Onu biraz evvel adamların elinden kurtaran şahitlerin verdiği ifadeye göre 20 yıldır fahişelik ile uğraşırmış. Ama 20 yıldır birarada yaşıyorlar ve o kadar zamanda kimse gidip şikayet etmemiş. Kadın suçlu durumuna düşünce, 'yaptıysam cezasını verin ama benim o gün üzerimde çok değerli bir kaftan vardı kayboldu ve ben subaşıdan şüpheleniyorum' diyor. Subaşı almadım diyor. Sonra ifade değiştirip, 'bana kendisi evimi açıp çalabilirler, sen al emanete bırak diye verdi' diyor. Kadın, bunun için bir izin vermiş olması gerektiğini, yok eğer vermediyse evine girmek için kadıdan izin almış olması gerektiğini söylüyor. Tabii subaşının elinde hiçbiri yok. Kadın bu tezlerle ortaya çıkınca subaşı getirip kaftanı teslim ediyor. Bu, fahişelik gibi bir konuda bile adaletin dağıtılma sürecini anlatan iyi bir örnek.

Birinin karısı hakkında falanca ile ilişkisi var diye bir dedikodu varsa, onun kapısına gece katran sürüyorlar veya boynuz takıyorlar. Bu bir işaret oluyor ve kamu hukuku gibi bir süreç başlıyor orada. Subaşı falancanın kapısı boyandı diye kadıya haber veriyor.

En çok hangi davalara rastlanıyor?

- Miras davalarına sık rastlanıyor. Kadıların insanlar öldükten sonra mallarını mirasçılarına taksim etmek ve değerlerini biçmek gibi bir görevleri var. Belli bir oran üzerinden bugünkü noterlik hizmeti karşılığında bir para alırlar. Zaman zaman piyasa değerinin çok üstünde takdirler yaparak kendi paylarını yükseltmeye çalışırlar.

Homoseksüellik çok yadırganan ve dışlanan bir durum mu?

- Homoseksüalite çağdaş bir kavram. 19. yüzyılda ortaya çıkıyor. Homoseksüalite iki tarafın iradesiyle ilgili zaten. Neden mahkemeye yansısın? Ama oğlancılık çok var. Enteresandır, çocuğu böyle bir olaya maruz kalmış aileler parayla şikayetlerinden vazgeçebiliyor. Ya da para aldığını belirtmiyor. ‘‘Müslümanlar araya girdi, sulh olduk’’ diyorlar. Birilerinin araya girmesi bu toplumda çok köklü bir gelenek ve hala da işe yarıyor.

Oğlancılığın cezası ağır mı?

- İslam Hukuku'na göre çok ağır. Öyle şeyler önermişler ki, Arap ülkelerinde bile pek uygulandığını zannetmiyorum. Yüksek bir kaleden ayaklarına ip bağlanıp tepe üstü atılsın diyor mesela. Üzerine duvar yıkılsın ölüme terk edilsin, yakılsın diyor. Osmanlı'da eğer müptela değilse uzun süreli hapis ya da azarlanmaktan 70-80 sopaya kadar varan cezalar veriyorlar. Müptela ise küreğe gönderiliyor.

ÊBir dava en fazla ne kadar sürüyor?

- 3 haftadan fazla sürmez. Ama suçlunun yakalanmasını da katarsanız 2 ay sürer. Aynı gün içinde başlayıp biten davalar da var.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!