Elini Üsküdar’dan çek diyen müftüye 5 kurşun

Elini Üsküdar’dan çek diyen müftüye 5 kurşun

Geçtiğimiz ay, emekli imam Bayram Ali Öztürk’ün İsmailağa Camii’nde bıçaklanarak öldürülmesiyle gündeme gelen tarikatlar, bir yanıyla da türlü çekişmelerin, entrikaların hatta zaman zaman cinayetlerin yaşandığı yerler. Tarikat cinayetlerinde rekor, "Mektubatçı" lakaplı Öztürk’ün de mensubu olduğu İsmailağa’da. Son 20 yıl içinde su yüzüne çıkan 20’ye yakın cinayetin 6’sı bu cemaatin adının karıştığı olaylar.

İsmailağa’daki ilk önemli cinayetin tarihi, Temmuz 1982.

Üsküdar İlçe Müftüsü Hasan Ali Ünal’ın cansız bedeni, Üsküdar Namazgah Camii yakınlarındaki bir inşaatta bulunduğunda, ilk akla gelen isim, İsmailağa’nın lideri Mahmut Hoca oldu. Çünkü kafasına 5 kurşun sıkılan Ünal, tarikat üyelerinin Üsküdar’a girmesine izin vermiyordu. Hiçbir faaliyetlerine göz yummuyordu. Bu yüzden, hakkında "Dövülmesi caizdir" diye fetva çıkmıştı. Savcı, Mahmut Hoca için idam istedi.

Hasan Ali Ünal, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın "Şehitlerimiz Albümü"ne geçecek kadar önemli bir din adamıydı. Öldürüldüğünde, 4 yıldır Üsküdar Müftülüğü görevinde bulunuyordu. Tarikatları "din sömürüsü" olarak gören Ünal’ın kimseye minneti yoktu. Tarikat örgütlenmelerine yönelik eleştirilerini her ortamda çekinmeden dile getiriyordu. Eleştirilerinin en önemli muhatabı ise İsmailağa Cemaati’ydi. Cemaatin Üsküdar ve çevresindeki hákimiyetini kırmak için büyük bir çaba harcıyordu.

BURADA VAAZ VEREMEZSİN

Cemaat lideri "Mahmut Hoca" olarak bilinen emekli imam Mahmut Ustaosmanoğlu’na bile kafa tuttu. Şeyh Ustaosmanoğlu’nun Üsküdar sınırları içindeki camilerde vaaz verme talebine olumsuz yanıt verdi. Sadece şeyhin vaazlarını değil, cemaatin Üsküdar’ın bütün camilerdeki faaliyetlerini engelliyordu. Diyanet İşleri Başkanlığı onayı almadan Kuran kurslarının açılmasına izin vermiyordu.

Sonunda Mahmut Hoca’ya "Elini Üsküdar’dan çekmesi" mesajını gönderdi. Bu, bir tür meydan okumaydı. Ünal’ın geçmişinde de bu tür tavizsiz çıkışlar vardı. Askerliğini jandarma asteğmen olarak yaparken, makamına kravatsız
/images/100/0x0/55eb3035f018fbb8f8b11002
gelen Diyanet personelini azarladığı dilden dile dolaşıyordu. Zaten ilçesinde, özellikle İsmailağa cemaatine mensup Diyanet imamlarının şalvar giymelerini de yasaklamıştı.

DÖVÜLMESİ İÇİN FETVA

Elbette şeyh de bu meydan okumayı karşılıksız bırakmadı. Ünal, birkaç gün sonra İsmailağa cemaati mensuplarına, hakkında "Dövülmesi caizdir" fetvası verildiğini duydu. Üzerinde durmadı. Daha önce de benzer tehditler almıştı.

Bildiğini okumaya, görevini yapmaya devam etti. Ancak çok geçmeden cemaatin bu kez fetvanın gereğini yapmaya kararlı olduğu ortaya çıktı. Ünal, bir meslektaşıyla beraber oldukları bir sırada, tanımadığı bir grubun zincirli saldırısına maruz kaldı. Bereket çevreden insanlar yetişti de hafif sıyrıklarla atlattı saldırıyı...

Fakat bu zincirli saldırı, Ünal’ın durup bir an düşünmesine neden oldu. Bir yaşam muhasebesi yaptı; kendisiyle hesaplaşma da denebilir o sırada yaşadıklarına. Çünkü İsmailağa cemaatine karşı mücadelesinde yapayalnız
/images/100/0x0/55eb3035f018fbb8f8b11004
hissediyordu kendini. Üstelik biri 5, diğeri henüz 1 yaşında iki erkek çocuğu vardı. Cemaatle uğraşmak da gün geçtikçe zorlaşıyordu.

Bir karar aldı. Memleketi Bursa’ya dönecek ve Bursa İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik yapacaktı. Bu kararını gecikmeden uygulamaya koydu. 1982-1983 öğretim döneminde öğretmenlik yapabilmek için gerekli başvurularda bulundu. O kadar tedbirli davranıyordu ki, hazırlıklarını gizli yürütüyordu. Saldırıyla gözünün yıldığı görüntüsü vermemek için de cemaatin faaliyetlerini engelleme çabasını ara vermeden sürdürüyordu. Cemaat, giderken arkasından "Gördünüz mü? Bizimle baş edemedi" diyemesin diye.

KATİLLE BOĞUŞTU

Bir gün, Üsküdar’ın Namazgáh semtinde yaşayan yaşlı bir adamın, tüm mülkünü vakfa bırakmak istediğini bildiren bir telefon aldı. Ünal, memnun olduğunu söyleyerek, adamın müftülüğe gelmesini istedi. Fakat karşı taraftan, adamın çok yaşlı olduğu ve evinden çıkamadığı cevabı geldi. "Bağış işlemi adamın evinde yapılabilir" dedi telefondaki kişi.

Bu durumda Ünal’ın belirtilen adrese gitmesi gerekiyordu. Çünkü aynı zamanda Diyanet Vakfı yönetimindeydi ve bu konuda yetkili olan kişi kendisiydi. Teklifi sorgulamadan kabul etti ve ertesi sabah belirtilen adreste olacağını söyledi.

5 Temmuz günü, sabah verilen adrese gitmek üzere çıktı evden. Şoförünü de almadı yanına. Ancak akşama kadar, Ünal’dan ses çıkmadı. Ailesi, müftülük görevlileri merak etmeye başlamışlardı. Ertesi güne kadar da beklediler. Baktılar hálá yok, polise haber verdiler. Eldeki tek bilgi, Namazgáh yakınlarında oturan ve bağış yapacak yaşlı birinin evine gittiğiydi.

Aramalara başlayan polis, birkaç saat sonra Namazgáh yakınlarındaki bir inşaatta buldu Müftü Ünal’ın cansız bedenini. Kafasına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştü. Katilleriyle de uzun süre boğuşmuştu. Vücudu yara bere içindeydi.

ŞEYHE ÖZEL MUAMELE

Suçlanan ilk kişi, İsmailağa cemaatinin şeyhi Mahmut Ustaosmanoğlu oldu. Polis, ilk olarak Ünal’ın öldürülmesi için fevta verdiği gerekçesiyle onu gözaltına aldı. Fakat ilginç bir gözaltıydı bu. Müftü Ünal’ın akrabaları bilgi almak için Emniyet’e gittiklerinde, Mahmut Hoca’yı gözaltı bölümünde özel hazırlanmış bir yatağa uzanmış gördüler. Böyle ağırlanması, Ünal’ın yakınlarının kuşkulanmasına neden oldu. Nitekim çok geçmeden tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Dava, 3 Aralık 1984’te, İstanbul 1. No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde aralarında Mahmut Hoca’nın da bulunduğu 7 kişi hakkında idam cezası istemiyle başladı. Askeri savcı, sanıklar Mahmut Ustaosmanoğlu, Ömer Arlı, Turgay Taş, Abbas Çelik, Ahmet Vanlıoğlu, Ahmet Özer, İmdat Kaya ve İran’a kaçan Hamza Akdağ’ın Üsküdar Müftüsü Hasan Ali Ünal’ın engellenmesi amacıyla Fatih’teki İsmailağa Camii’nde toplantı yaptıklarını anlatıyordu. Suçları, "tasarlayarak devlet memurunu öldürmek ve öldürmeye iştirak"ti. İddianameye göre sanıklardan Fatih Çarşamba semtinde pazarcılık yapan Ömer Arlı, Müftü Ünal’ı öldürecek kişiye 2.5 milyon lira (yaklaşık 17 bin 500 dolar) vaat etmişti.

DİYANET’TE ÖRGÜT

Davada yargılanan diğer isimler ise cemaatin Diyanet teşkilatındaki örgütlenmesi hakkında fikir veriyordu. Cinayet davasının sanıklarından yıllar sonra cemaate bağlı "İmam Muturudi Araştırma Vakfı" başkanlığını üstlenen Ahmet Vanlıoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı merkez vaiziydi. Vanlıoğlu, cemaatin önemli isimlerinden biriydi, dahası Mahmut Hoca’nın akrabasıydı.

Bir diğer sanık ise yakın zamana kadar Sultanbeyli Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’nde çalışan İmdat Kaya’ydı. Cemaatin, hac hutbeleriyle tanınan önemli hatipleri arasında gösteriliyordu. İmdat Kaya. "Çankaya-Ezankaya" tartışmasını başlatan kişi olarak cemaat içinde hızla sivrilmişti. Cinayetin işlendiği dönemde Ümraniye Camii imamı görevinde bulunuyordu.

Diğer sanıklardan Ahmet Özer Kuran kursu yöneticisi, Turgay Taş muhasebeci, Abbas Çelik keresteciydi. Tetiği çeken isim olduğu belirlenen Hamza Akdağ ise cinayetten kısa bir süre sonra İran’a kaçmıştı.

Ünal Ailesi, davanın peşini bırakmadı. Özellikle de öldürülen Müftü Hasan Ali Ünal’ın polis olan kardeşi Güngör Ünal. Davaya Ünal ailesi adına, o dönem aynı büroyu paylaşan iki genç avukat müdahil olarak katıldı. İkisi de yıllar sonra siyasete atılacak, Yahya Şimşek CHP’den, Ertuğrul Yalçınbayır da AKP’den Bursa milletvekili olacaklardı. Yalçınbayır, aynı zamanda müftü Ünal’ın akrabasıydı.

Davanın seyri sırasında ilginç olaylar yaşanıyordu. Mahmut Hoca’nın tüm duruşmalara son model beyaz bir Mercedes’le ve müritlerinden oluşan koruma ordusuyla gelmesi, Ünal ailesinin davanın seyriyle ilgili kaygılarını artırıyordu. Nitekim dava sonucunda Mahmut Hoca beraat etti. Çok sayıda sanıktan en ağır cezaya ise Ömer Arlı çarptırıldı. 30 yıl ağır hapis cezasına mahkum oldu.

Mahkeme kararı, Ünal Ailesi’ni tatmin etmedi. Emekli olan Güngör Ünal, kendi çabalarıyla olayı araştırdı. Elde ettiği bilgileri de Genelkurmay Başkanlığı’na kadar ulaştırdı ve gerçek sorumluların yakalanması için çalıştı yıllarca. Ancak bir türlü sonuç alınıp cinayet dosyası yeniden açılamadı. Güngör Ünal da kısa süre öldü.

AFLA ÇIKTI, ÖLDÜRDÜ

Ailesine göre, kardeşinin ölümünü aydınlatamamış olmanın üzüntüsüyle kahrından ölmüştü.

Bu arada 30 yıl yiyen Ömer Arlı, 1999’da afla hapisten çıktı. Çıktıktan sonra, kendi kızıyla birlikte bir kız Kuran kursu öğrencisini öldürdü.

Günümüzde yaşananlar müftümüzün vebalidir
/images/100/0x0/55eb3035f018fbb8f8b11006

Bilal Eser (Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı):

"İsmailağa cemaatinde günümüzde yaşananlar müftümüzün öldürülmesinin vebalidir. Müftümüz, bu cemaatin içindeki karanlık ilişkileri daha 80’li yıllarda fark etmiş ve onlarla mücadeleyi kafasına koymuştu. Bunu da canıyla ödedi. Hasan Ünal’ın ve ailesinin ahını aldılar bunlar. Şimdi bu ahın bedelini de İsmailağacılar ödüyor, birbirlerini hallediyorlar."

Yalçınbayır yıllar sonra ne yorum yaptı

AKP’den Bursa milletvekili olan Ertuğrul Yalçınbayır’ın akrabası Hasan Ali Ünal’ın davasına müdahil olarak katıldığı dönemde, Recep Tayyip Erdoğan da aynı cemaatin desteklediği Milli Görüş hareketinin parlayan isimleri arasındaydı. Yalçınbayır’ın, İsmailağa Camii’nde geçen ay işlenen son cinayetin ardından basında çıkan değerlendirmelere tepki gösteren Başbakan Erdoğan’la yaşadığı fikir ayrılığı, belki de o yıllara dayanıyor. Yalçınbayır, yıllar sonra "Ustaosmanoğlu’nun Ünal’ı öldürttüğüne inanıyor musunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi: "Biz mahkemenin kararıyla ilgili yorum yapamayız. Mahkeme kararını verdi ve Ustaosmanoğlu davadan beraat etti. Ancak Ömer Arlı’nın İsmailağa Cemaati lideri Ustaosmanoğlu’nun fikirlerinden fazlasıyla etkilendiği belliydi."
/images/100/0x0/55eb3035f018fbb8f8b11008

Fetva çıkarmışlar

Üsküdar Müftüsü Hasan Ali Ünal’ı fetva çıkararak öldürmekten sanık 7 kişi, İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. (Ön sıra soldan sağa) Abbas Çelik, Ömer Arlı tutuklu, (arka sıra soldan sağa) Mahmut Ustaosmanoğlu, Ahmet Vanlıoğlu, İmdat Kaya, Ahmet Özer tutuksuz yargılandı. En ağır cezaya 30 yılla Ömer Arlı çarptırıldı.

YARIN: VELİAHTLARIN ÖLÜMÜ
Haberle ilgili daha fazlası: