Bakan Güler ve İletişim Başkanı Duran 'Müttefikler Ankara'da' programında konuştu: 'Ankara'dan verilecek mesaj açık olmalıdır'

Güncelleme Tarihi:

Oluşturulma Tarihi: Temmuz 07, 2026 10:49

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "Avrupa'nın savunmaya daha güçlü katkı sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu katkı NATO'yla rekabet etmemeli, NATO'yu güçlendirmelidir." dedi. Bakan Güler, "Ankara'dan verilecek mesaj açık olmalıdır. 5'inci maddeye bağlılığımız sarsılmazdır ve siyasi taahhütler güvenilir askeri güçle desteklenecektir" ifadelerini kullandı. İletişim Başkanı Burhanettin Duran ise "NATO'nun güvenliğe yönelik 360 derecelik yaklaşımı doğrultusunda, ittifak artık doğu ve güney kanatlarını ayrı başlıklar olarak ele alamaz. Askeri ve askeri olmayan araçların nasıl birlikte çalışabileceğine dair tutarlı politika araçlarına ve ortak bir anlayışa ihtiyacımız var. Bence NATO 3.0 tam da bunu ifade ediyor." dedi.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Münih Güvenlik Konferansı (MSC) ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) işbirliğinde düzenlenen "Müttefikler Ankara'da" programına katıldı.

Burada konuşan Güler, NATO'nun, kuruluşundan bu yana bir askeri ittifaktan daha fazlası olduğunu, kolektif savunmanın, siyasi dayanışmanın ve transatlantik bağın kurumsal ifadesini teşkil ettiğini belirtti.

İttifakların, tarih boyunca ya kısa ömürlü olduğunu ya da değişen koşullara uyum sağlayamamaları nedeniyle işlevsiz hale geldiklerini hatırlatan Güler, NATO'nun ise temel amacını gözden kaçırmadan kendisini yenileyebildiği için varlığını sürdürdüğünü söyledi.

NATO'nun dönüşümünün genel hatlarıyla üç aşamada ele alınabileceğini dile getiren Güler, şunları kaydetti:

Haberin Devamı

"Birinci aşama, 'NATO 1.0' olarak adlandırılan, İkinci Dünya Savaşı'nı müteakip, Soğuk Savaş dönemini kapsayan ve gerçekçi tehdit değerlendirilmesinin yapılarak İttifakın misyonunu sürdürdüğü dönemdir. Bu kapsamda, hazır kuvvetler, muharebe hizmet desteği kapasitesi ve güvenilir yük paylaşımı ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde ittifakın temel önceliği, kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askeri yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrasında küresel sistemde yaşanan köklü değişim ile birlikte birçok Avrupalı Müttefik savunma harcamalarını, kuvvetlerini, stoklarını ve sanayi kapasitesini azaltmıştır. 'NATO 2.0' olarak tanımlanan bu dönemin odak noktası terörizm ve Balkanlar'daki savaşlar nedeniyle kriz yönetimi ve alan dışı harekatlar olmuştur."

Bakan Güler, 2014'ten bu yana konvansiyonel savaşın kademeli olarak NATO sınırlarına ulaştığını, yeni büyük güç rekabeti ve eş zamanlı bölgesel krizlerin ittifak üyelerini yeni bir aşamaya, yani "NATO 3.0" dönemine taşıdığını ifade etti.

"NATO, 360 DERECE BAKIŞ AÇISINI MUHAFAZA ETMELİDİR"

Bu sürecin temel sınamasının, NATO'nun krizleri yönetme ve her yönden gelen tehditlere karşılık verme kabiliyetini koruyarak, güvenilir kolektif savunmayı yeniden tesis etmesi olduğuna aktaran Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:

Haberin Devamı

"Bu durum, Avrupa'nın konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk üstlendiği, ancak transatlantik bağın ve ABD'nin genişletilmiş caydırıcılığının vazgeçilmezliğini koruduğu, daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir İttifakı gerekli kılmaktadır. Bu dönüşüm, olağanüstü karmaşık bir güvenlik ortamında gerçekleşmektedir. Ukrayna'daki savaş Avro-Atlantik güvenliğini şekillendirmeye devam ederken, İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan son çatışma, bölgesel krizlerin nasıl küresel sonuçlar doğurabildiğini göstermiştir. Füze ve insansız hava aracı saldırıları, deniz ulaşımındaki kesintiler, enerji arzının sekteye uğraması ve tedarik zincirleri üzerindeki baskı, tehditlerin birbiriyle ne kadar derinden bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle NATO, doğu ve güney kanatları ile Avrupa-Atlantik alanının ötesindeki sınamaları kapsayan kapsamlı bir 360 derece bakış açısını muhafaza etmelidir. Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı Müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu, yalnızca daha yüksek bütçe rakamları açıklamakla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları, hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir."

Bakan Güler ve İletişim Başkanı Duran Müttefikler Ankarada programında konuştu: Ankaradan verilecek mesaj açık olmalıdır

Haberin Devamı

Güler, ayrıca ittifaktaki külfet paylaşımında, operasyonel risk, coğrafi konum, hazırlık seviyesi, görev katkıları, sanayi kapasitesi ve kriz anında görev icra edebilme kabiliyetinin de dikkate alması gerektiğine işaret etti.

"TÜRKİYE'NİN TECRÜBESİ SON DERECE DEĞERLİ"

ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığına ilişkin düzenlemelerinin, ittifak içindeki sorumlulukların yeniden dengelenmesi ihtiyacını daha da belirgin hale getirdiğini dile getiren Güler, şunları kaydetti:

"Bu bakımdan Türkiye'nin tecrübesi son derece değerlidir. Avrupa'nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye, büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş, hazırlık seviyesini artırmış, savunma sanayisine yatırım yapmış ve zorlu ortamlarda harekat icra etme kabiliyetini korumuştur. Bu geniş imkan ve kabiliyetler ile sahip olunan devamlılık, bugün hem Türkiye hem de İttifak için stratejik bir avantaja dönüşmüştür. Bazı müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhal katkı sağlayabilmektedir."

Haberin Devamı

Bakan Güler, Türkiye'nin konuşlandırılabilir kuvvetleri, tecrübeli komutanları, yerleşmiş eğitim kültürü ve sağlam askeri temeliyle "NATO 3.0" sürecinde güçlü bir konuma sahip olduğunun altını çizdi.

Bu durumun, Türkiye'nin, hazırlık açıklarının kapatılmasına katkı sağlamasına, farklı kanatlarda caydırıcılığı güçlendirmesine ve krizlere süratle karşılık vermesine imkan tanıdığına işaret eden Güler, "Türkiye, 1952 yılında NATO'ya katılmasından bu yana yalnızca İttifakın coğrafi ön hattında yer alan bir ülke olmamıştır. Aksine Türkiye, risk üstlenen, sorumluluk alan, krizlerde sahada yer alan ve gerektiğinde caydırıcılığın fiilî yükünü taşıyan bir duruş sergilemiştir." diye konuştu.

Haberin Devamı

"TÜRKİYE, NATO GÖREVLERİNE ÖNEMLİ KATKILAR SAĞLIYOR"

Güler, Türkiye'nin, yüksek eğitim standartları, operasyonel tecrübesi ve güçlü müşterek harekat kapasitesiyle NATO'nun ikinci büyük ordusuna ve en yetenekli kuvvetlerinden birine sahip olduğunu hatırlatarak, "Yüksek hazırlık seviyesindeki komando birliklerimiz, geniş bir coğrafyada süratle konuşlanma ve krizlere etkili şekilde müdahale etme imkanı sağlayan önemli stratejik güç çarpanlarıdır." dedi.

Türkiye'nin, Kosova'dan Akdeniz'e, Baltık bölgesinden Karadeniz'e kadar, NATO görevlerine, harekatlarına ve tatbikatlarına önemli katkılar sağladığına dikkati çeken Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kapsamda hava polisliği, deniz güvenliği, kriz yönetimi ve eğitim alanlarında sorumluluk üstleniyoruz. Yakın dönemde icra edilen kapsamlı NATO tatbikatları, Türkiye'nin yalnızca yakın çevresinde değil, tüm Avrupa-Atlantik alanında güvenliği sağlayıcı kapasitesini bir kez daha göstermiştir. Türkiye'nin Afrika, Orta Doğu ve Asya'daki saha tecrübesi de boş bırakılan alanların rakip aktörler tarafından hızla doldurulduğu bir dönemde stratejik bir değerdir."

"SAVUNMA HARCAMALARININ ARTIRILMASI ÖNEMLİ"

Bakan Güler, mevcut dönemde NATO'nun önündeki temel sorulardan birinin, "NATO, siyasi taahhütlerini ne ölçüde ve ne kadar hızlı somut askeri kabiliyetlere dönüştürebilecektir?" sorusu olduğunu belirterek, "Savunma harcamalarının artırılması önemlidir. Ancak yapılan harcamalar, tek başına caydırıcılık üretmez. Caydırıcılık, eğitimli personel, hazır kuvvetler, mühimmat, güçlü lojistik, bütünleşik hava ve füze savunması, etkili komuta ve kontrol, siber dayanıklılık, sanayi kapasitesi ve siyasi kararlılık gerektirir." ifadelerini kullandı.

Ankara Zirvesi'nin temel mesajlarından birinin, taahhütlerin uygulamaya dönüştürülmesi olduğunu dile getiren Güler, "NATO'nun geleceği yalnızca bütçe oranlarıyla değil, bu bütçelerin hangi kabiliyetleri ne kadar sürede üretebildiğiyle belirlenecektir. Türkiye bu alanda da önemli kabiliyetlere sahiptir. NATO yetenek hedeflerini ve milli ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla önümüzdeki üç yıl içinde hava ve balistik füze savunması, uzun menzilli ateş sistemleri ve insansız sistemlerin tedarikine öncelik veriyoruz." dedi.

Bakan Güler ve İletişim Başkanı Duran Müttefikler Ankarada programında konuştu: Ankaradan verilecek mesaj açık olmalıdır

Güler, Türkiye'nin savunma sanayisi, insansız sistemleri, hava savunma sistemleri, elektronik harp, mühimmat, deniz platformları, havacılık ile komuta ve kontrol teknolojilerinde ileri bir seviyeye ulaştığını vurguladı.

Bugün, ihracat projeleri de dahil olmak üzere Türkiye'de 50 askeri geminin inşasına devam edildiğini hatırlatan Güler, şunları kaydetti:

"İnsansız ve yeni nesil hava platformlarımız da modern harbin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Bunlar yalnızca milli imkan ve kabiliyetler değildir. Doğru şekilde bütünleştirildiklerinde NATO'nun kabiliyet ve üretim açıklarının kapatılmasına katkı sağlayabileceklerdir. Türkiye savunma sanayi alanında rekabet yerine tamamlayıcılığı, dışlama yerine ortak üretimi ve kısıtlamalar yerine güvene dayalı işbirliğini savunmaktadır. Müttefiklik ruhu kısıtlamalarla değil, dayanışma ve ortak vizyonla güçlenmektedir."

"NATO-AB İŞBİRLİĞİ KAPSAYICI OLMALI"

Bakan Güler, bir diğer kritik meselenin ise Avrupa güvenliğinin gelecekte nasıl yapılandırılacağı olduğunu belirterek, "Avrupa'nın savunmaya daha güçlü katkı sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu katkı NATO'yla rekabet etmemeli, NATO'yu güçlendirmelidir." diye konuştu.

Daha güçlü bir Avrupa sütununun, transatlantik bağı güçlendirirken, NATO'nun, Avrupa'nın kolektif savunmasının temeli olan tek güvenlik sağlayıcı rolünü koruması gerektiğine vurgu yapan Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Avrupa güvenlik girişimleri, ilgili kabiliyetlere sahip AB üyesi olmayan tüm NATO müttefiklerine açık olmalıdır. Askeri kapasitesi, gelişmiş savunma sanayi, operasyonel tecrübesi ve jeostratejik konumuyla uluslararası güvenlik mimarisinin başat üyelerinden biri olan Türkiye'nin dışlanması Avrupa'yı daha güvenli hale getirmeyecektir. Beklentimiz açıktır. NATO-AB işbirliği kapsayıcı, bütünleştirici ve karşılıklı olarak güçlendirici olmalıdır. Daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir NATO için tüm Müttefiklerin eşit katılımı ve her Müttefikin kabiliyetlerinden tam olarak yararlanılması gerekmektedir."

Ankara Zirvesi'nin, yalnızca diplomatik bir toplantı olmadığına işaret eden Güler, zirvenin, NATO'nun birlik ve beraberliğini, savunma yatırımlarını, hedeflerini, savunma sanayi üretimini, Ukrayna'ya desteğini ve caydırıcılığının sürekliliğini ele alacak kritik bir eşik olduğunu söyledi.

"MÜTTEFİKLERİMİZLE İŞ BİRLİĞİ İÇİNDE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ"

"Ankara'dan verilecek mesaj açık olmalıdır. 5'inci maddeye bağlılığımız sarsılmazdır ve siyasi taahhütler güvenilir askeri güçle desteklenecektir." diyen Güler, şunları ifade etti:

"Bu kapsamda müttefikler savunma yatırımlarını, hazır kuvvetlere, dayanıklı altyapıya, sürdürülebilir mühimmat stoklarına ve modern kabiliyetlere dönüştürmelidir. Üretimi artıran, yeniliği destekleyen kapsayıcı bir savunma sanayi ekosistemi oluşturan iş birliği alanları da genişletilmelidir. Bugün ele alınacak yazılım tanımlı kabiliyetler, yapay zeka, bilişsel harp gibi teknolojik içeriklerle birlikte altyapı ve deniz güvenliği konuları ile NATO'nun güney kanadı, Karadeniz, Kafkasya, Körfez ve Hint-Pasifik gibi bölgelerdeki jeopolitik denklem, aynı stratejik gerçekliğin farklı boyutlarıdır. Günümüzde caydırıcılık, yalnızca tanklar, uçaklar ve gemilerle inşa edilemez."

Caydırıcılığın, aynı zamanda güvenli veri, etkili stratejik iletişim, güvenilir tedarik zincirleri, korunan altyapı ile dayanıklı toplumların varlığı ve hasımlardan daha hızlı görev icra edebilme yeteneğiyle inşa edilebileceğine işaret eden Güler, NATO'nun geleceğinin yalnızca silahlı kuvvetlerin değil, toplumların, sanayinin, teknolojinin ve siyasi birliğin gücüne de bağlı olduğu söyledi.

Türkiye'nin, NATO'nun yükünü paylaşan, sahada sorumluluk üstlenen, savunma yatırımlarını ciddiyetle ele alan ve geleceğin kabiliyetlerine yatırım yapan bir müttefik olduğunu ifade eden Güler, "Bundan sonra da NATO'nun savunma ve caydırıcılığına katkı sağlamaya, Müttefiklerimizle yakın iş birliği içinde çalışmaya ve NATO'nun dönüşümünü aktif şekilde desteklemeye devam edeceğiz. Bu etkinlikte gerçekleştirilecek tartışmaların ve yapılacak değerlendirmelerin İttifakın geleceğine ve önümüzdeki muhtemel sınamalara ilişkin ortak anlayışımıza katkı sağlamasını diliyorum." dedi.

İLETİŞİM BAŞKANI DURAN: TUTARLI POLİTİKA ARAÇLARINA VE ORTAK BİR ANLAYIŞA İHTİYACIMIZ VAR

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Münih Güvenlik Konferansı (MSC) ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) işbirliğinde Ankara Palas'ta düzenlenen "Müttefikler Ankara'da" programına katıldı.

Buradaki konuşmasında, Türkiye'nin bugün ve yarın müttefik liderlerin katılımıyla 36. NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapacağını belirten Duran, bunun 2004'te İstanbul'dan sonra Türk topraklarında düzenlenen ikinci NATO Zirvesi olduğunu anımsattı.

Uluslararası sistemin dinamikleri ve 2004'te karşı karşıya kalınan zorlukların bugünkünden farklı olduğuna işaret eden Duran, şunları kaydetti:

"Müttefikler olarak artık daha karmaşık, parçalanmış ve öngörülemez olan, büyük güç rekabeti, bölgesel çatışmalar, teknolojik dönüşüm, hibrit tehditler ve kurallara dayalı uluslararası düzene yönelik artan baskıların yeniden şekillendirdiği bir güvenlik ortamıyla karşı karşıyayız. Bu değişimler, NATO üyelerinin yeni tehdit algılarını ve yeni kolektif önceliklerini yeniden değerlendirmesini gerektirmektedir. Bu nedenle Ankara Zirvesi, NATO'nun tarihsel evriminde bir başka dönüm noktasını temsil etmektedir. Bu, ittifakın kendisine daha zor ve daha acil bir soruyu sorması gereken yerdir. Kolektif savunma, tehditlerin artık tek bir yönden, tek bir biçimde veya tek bir araçla gelmediği bir dünyada aslında neyi gerektirir?"

Duran, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın, savaşın değişen karakterini ve Avrupa'nın güvenlik ve savunma mimarisinin kırılganlığını gözler önüne serdiğine dikkati çekerek, İran ve Körfez çevresindeki gerilimlerin de enerji akışlarının ve deniz yollarının Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan şekillendirdiğini yeniden hatırlattığını ifade etti.

Orta Doğu'daki istikrarsızlığın bölgesel kalmayacağını, daha geniş güvenlik riskleri doğuracağını vurgulayan Duran, şunları kaydetti:

"NATO'nun güvenliğe yönelik 360 derecelik yaklaşımı doğrultusunda, ittifak artık doğu ve güney kanatlarını ayrı başlıklar olarak ele alamaz. Hürmüz Boğazı, Körfez, Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika ve Sahel aynı güvenlik denkleminin parçalarıdır. Bu, güvenliğin bizzat kendisini yeniden düşünmemiz gerektiği anlamına gelir. Bunun için askeri ve askeri olmayan araçların nasıl birlikte çalışabileceğine dair tutarlı politika araçlarına ve ortak bir anlayışa ihtiyacımız var. Bence NATO 3.0 tam da bunu ifade ediyor."

"TÜRKİYE, NATO'NUN İKİNCİ BÜYÜK ORDUSUNA SAHİP"

Türkiye'nin, 1952'den bu yana NATO'nun kararlı bir üyesi olduğunu anımsatan Duran, Türkiye'nin o tarihten bu yana ittifakın kolektif savunmasına, caydırıcılığına ve komuta yapısına katkı sunduğunu söyledi.

"Gelecek yıl NATO üyeliğimizin 75. yıl dönümünü anmaya hazırlanırken, Türkiye'nin rolü, stratejik özerkliği, operasyonel tecrübesi ve Avrupa-Atlantik güvenliğine yaptığı özgün katkı üzerinden anlaşılmalıdır." ifadesini kullanan Duran, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye, NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahiptir. Afganistan'dan Kosova'ya, Bosna'dan Irak'a kadar Türkiye, kriz yönetimi, barış desteği, eğitim ve çatışma sonrası yeniden yapılanma süreçlerine katkıda bulunmuştur. NATO'nun en büyük tatbikatı olan Steadfast Dart 2026'ya yaklaşık 2 bin personel ve milli üretim teçhizatla katılımı, Türkiye'nin kabiliyetlerinin hareketli, birlikte çalışabilir ve yakın coğrafyasının çok ötesinde geçerli olduğunu göstermiştir. Türkiye, hem Ukrayna hem de Rusya ile açık kanalları sürdürmüştür.

Aynı anda hem İran hem de Amerika Birleşik Devletleri ile temas kurabilen az sayıdaki ülkeden biridir. Hepinizin bildiği gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu ülkelerin liderleriyle aynı zamanda iyi ve samimi ilişkiler sürdürmektedir. Bu, büyük bir diplomatik fırsattır. Türkiye çoğu zaman doğu ile batı arasında bir köprü olarak tanımlanır. Oysa bugün karşı karşıya olduğumuz birçok krizde Türkiye, diplomatik erişim alanı ve gerginliği azaltmaya katkı sunma kapasitesi sayesinde batı ile batı arasındadır."

Bakan Güler ve İletişim Başkanı Duran Müttefikler Ankarada programında konuştu: Ankaradan verilecek mesaj açık olmalıdır


"ASIL MESELE YALNIZCA SAYISAL DEĞİLDİR"

Duran, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde milli bir savunma mimarisi ekosistemi inşa ettiğini vurguladı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin yakın tarihli ziyaretinde bu sistemi "savunma sanayi devrimi" olarak tanımladığını hatırlatan Duran, "Bugün Türkiye, NATO'ya muharebe tecrübesi kazanmış sistemler, hava savunma kabiliyetleri, yapay zeka destekli yetenekler ile mühendislik kapasitesi ve ölçeklenebilir üretimin birleşimini sunmaktadır." dedi.

Türkiye'nin, savunma harcamalarını yüzde 2 eşiğinin üzerine çıkardığını anımsatan Duran, 2021'de 13 milyar olan savunma bütçesinin 2025'te yaklaşık 32 milyar dolara yükseldiğini aktardı.

Duran, savunma ve uzay ve havacılık ihracatının 10 milyar dolar seviyesini aştığını, savunma sanayisindeki yerli üretim oranının ise yüzde 82'ye ulaştığını belirterek, şunları kaydetti:

"Ancak asıl mesele yalnızca sayısal değildir. Gerçek değer, savunma sanayisinde dört boyutlu derinlik diye adlandırılabilecek unsurlarda yatar. Kalite, nicelik, muharebede kanıtlanmış performans ve sürdürülebilirlik. Ölçekli üretim yapılamıyorsa, yüksek kaliteli sistemler tek başına yeterli değildir. Son savaşlar bize göstermiştir ki güçlü ordular bile sürekli ve dayanıklı bir üretim kapasitesinden yoksun olmaları halinde stratejik felç yaşayabilirler. Türkiye'nin savunma sanayisi, müttefiklerin kolektif caydırıcılığı açısından doğrudan değeri olan milli bir varlığa dönüşmüştür."

"KAMUOYU SİSTEMATİK MANİPÜLASYONA KARŞI KORUNMALI"

Bugün saldırıların yalnızca askeri tesisleri hedef almadığını, kamuoyu, iletişim ağları, finansal sistemler ve toplumsal psikolojinin de hedef alınabildiğini dile getiren Duran, siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları ve yapay zeka destekli manipülasyonun artık istisnai olaylar olmadığını söyledi.

Bunların artık stratejik rekabetin olağan işleyiş ortamının bir parçası olduğuna dikkati çeken Duran, bu nedenle caydırıcılığın topyekun dayanıklılıkla birlikte ele alınması gerektiğini kaydetti.

"Kamuoyu sistematik manipülasyona karşı korunmalıdır." diyen Duran, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türkiye bu alanda doğrudan tecrübeye sahiptir. Dezenformasyon, siber tehditler, göçün ve terörün araçsallaştırılması bizim için teorik riskler değildir. Bunlarla yüzleştik ve bunlara karşı kurumsal kapasite inşa ettik. Doğrulama mekanizmaları, stratejik iletişim ve kamu diplomasisi yoluyla Türkiye, bilgi bütünlüğünü ulusal ve kolektif güvenliğin temel bir unsuru olarak ele almaktadır. Siber güvenlik, yapay zeka ve kritik altyapının korunması gibi konular NATO için artık ikincil başlıklar olarak kalmamalıdır. Bunlar ittifakın savunma doktrinine entegre edilmelidir."

NATO'nun geleceğinin, stratejik fikirlerin sınandığı, geliştirildiği ve politikalara dönüştürüldüğü bu tür platformlarda şekilleneceğine işaret eden Duran, "Müttefikler Ankara'da" programının bir yan sohbet olmadığını, programın yeni güvenlik gündeminin karmaşıklığını yansıttığını aktardı.

Duran, Ankara Zirvesi'nin NATO'nun beyan ettikleriyle hayata geçirebildikleri arasındaki farkı azaltmaya yardımcı olmasını umduğunu ifade etti.

 

BAKMADAN GEÇME!