28 Şubat davasında müştekiler ifade verdi

Güncelleme Tarihi:

28 Şubat davasında müştekiler ifade verdi
Oluşturulma Tarihi: Eylül 27, 2013 17:19

28 Şubat davasında "müşteki" sıfatıyla ifadeye çağrılan isimler İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade verdi. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 28 Şubat davası kapsamında yaklaşık 100 kişinin ifadesinin alınması için İstanbul’a talimat yazıldı.

Haberin Devamı

İfadeye çağrılanlar arasında bulunan Merve Kavakçı, eski Başsavcı Reşat Petek ve Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun’un da aralarında bulunduğu bazı isimler Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na geldi.

KİMLİK TESPİTLERİ YAPILDI

Gelen isimler alfabetik sırayla okunarak duruşma salonuna alındı. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Canel Rüzgar, "Başkanımız izinde olduğu için bir hakimin komisyon tarafından atanmasını bekliyoruz. Gecikme bu yüzden" diye açıklama yaptı. Daha sonra söz alan Eski Başsavcı Reşat Petek, duruşmanın görüntülü ve sesli kayıt alınarak yapılmasını istedi. Mahkeme Başkanı, Tansu Çiller’in yazılı beyanda bulunduğunu ve 3-4 sayfalık bir dilekçe verdiğini söyledi. Duruşmada bulunan sanıklardan İlhan Kılıç’ın avukatı Arif Sarıkaya, Tansu Çiller’e sormak istediği sorular olduğunu ve hazırladığı bu 4 sorunun da Tansu Çiller’e sorulmasını istedi. Duruşmada daha sonra gelenlerin kimlik tespiti yapıldı.

HAKİM: DOKTORA, İMAMA VE HAKİME AYIP YOKTUR


Öte yandan duruşmada ilginç diyaloglar da yaşandı. Reşat Petek’in "duruşmanın görüntülü ve sesli kayıt" yöntemiyle yapılması talebine karşılık müştekilerden Ayşe Kaya, kayıt istemediğini söyledi. Başkan Canel Rüzgar da "Biz illa görüntünüzü alalım diye düşünmüyoruz. Ama bu dava önemli. İlerde eksik bir şey var denmemesi için kayıt alacağız. Bir laf vardır. Doktora, imama ve hakime ayıp yoktur" dedi.

"EŞİM ÖRTÜLÜ OLDUĞU İÇİN KAPIDAN ÇEVRİLDİK"

Duruşmada daha sonra ifadelerin alınmasına başlandı. İlk olarak İrfan Çalışkan ifade verdi. 28 Şubat sürecinde orduda görevli olduğunu söyleyen Çalışkan, "28 Şubat sürecinde farklı muamele görmeye başladım. Ailece orduevine alınmadık. Eşim örtülü olduğu için kapıdan çevrildik. Kurslara kabul edilmedim. Sonra da disiplinsizlik nedeniyle ilişiğim kesildi. Ben şimdiki sanıklar ve onların hazırladığı Batı Çalışma Grubu’nun faaliyetleri nedeniyle mağdur oldum. Bu nedenle o dönemki sıralı amirlerimden, Mesut Yılmaz’dan, Murat Başesgioğlu ve Süleyman Demirel’den şikayetçiyim" dedi.

"EŞİMİ LOJMANA SİLAH ZORUYLA SOKTUM"

Müştekilerden Abdurrahman Yıldırım, 1983 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun olduğunu anlatarak, "O dönemde sıralı amirlerim ‘istifa et, yoksa biz seni atacağız. Çocukların ordudan atılmış bir babanın çocuğu olur’ dedi. Ben de 1996’da Batı Çalışma Grubu tarafından aileme ve bana yapılan sözlü işkenceler nedeniyle istifa ettim. O dönemki tabur komutanım Yusuf Ziya binbaşı, bana Refah Partisi’nden eşimin başı kapalı olmasından dolayı 10 milyar aldığımı söyledi. Eşim örtülü olduğu için yaşadığımız lojmana alınmıyordu. O yüzden evden çıkamıyordu. O dönemde 3 aylık çocuğum vardı. Bir gün mecburen markete gitmesi gerekti. Çocuğu evde bırakıp markete gitti ve bir daha lojmana alınmadı. Çocuğum içerde kaldı. Ben eşimi silah zoruyla içeri aldım. Bu süreçte babam bile beni suçladı. ‘TSK peygamber ocağıdır. Seni namaz kılıyorsun diye neden kovsunlar?’ dedi. Çetin Doğan’ın cami bombalaması ile ilgili haberler çıkıyor. Çetin Doğan, cami bombalar mı, evet bombalar. Görev yaptığımız dönemde Kocatepe Camii’nde büyük bir kalkışma olacakmış, irticacılar devleti ele geçirecekmiş. Tanklara o yüzden mermiler yüklemek gerekiyormuş. Benim direnmem sonucu bu iş yapılamadı. O dönemde bunların çoğunun aklı başından gitmişti. Çetin Doğan, çok sert ve astını hakir gören, küfürbaz biriydi. 1984 yılında kendisine ‘Siz kurmay albaysınız, orgeneral olacaksınız, küfürlü konuşmayın’ dedim. Kendisi ise bana ‘Sizin kafanız ermez. Orgeneralliğim kesin. Ama kuvvet komutanlığını bilmiyorum’ dedi. Bu sohbet, bu işlerin çok önceden planlandığını gösteriyor. Silahlı kuvvetlere tekrar dönmek istiyorum ve bu insanların cezalandırılmasını istiyorum" diye konuştu.

Müşteki Ahmet Uçar ise şunları anlattı:

"17 Ağustos 1995’te Tuğgeneral Osman Doğu Silahçıoğlu atanana kadar bir olayla karşılaşmadım. O gelince maddi manevi baskılar görmeye başladım. Ailemiz başörtülü olduğu için lojmanlara girememeye başladık. Geceleri arabamın arkasına battaniye örterek lojmana giriyorduk. Rütbe alma sırasındaydım. Rütbe takma törenine eşlerinizle gelmemiz bildirildi. Ben de eşimle gittim. Kürsüye çıkınca ‘Bu annen mi?’ dedi. Eşim olduğunu söyleyince ‘TSK’ya böyle eş yakışmaz’ dedi. Yanındakilere de ‘Hanımefendiye nizamiyenin yolunu gösterin’ dedi. Orada kendimi zor tuttum. Ve şimdi çok pişmanım. Eşim çok kızdı, ‘Beni korumadın’ dedi, psikolojisi bozuldu. 28 Şubat sanıklarından özellikle de Osman Doğu Silahçıoğlu’ndan şikayetçiyim."

KAVAKÇI: DEMİREL’DEN ŞİKAYETÇİYİM

Merve Sefa Kavakçı İslam, "Ailem, yakınlarım ve seçmenlerimle beraber milletvekilliğimin fiili olarak engellenmesi nedeniyle mağdur edildim. Bu mağduriyetin askeri ayağı var. Aynı zamanda sivil ayağı da mevcut. O sivil ayağın da yargılanmasını istiyorum. Mağdur edilen 2 evladım, seçmenlerim, ailem ve hala mağdur olan başörtülü kadınlar adına talep ediyorum. Süleyman Demirel’den de konumundan dolayı şikayetçiyim." İfadelerini kullandı.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!