GeriEğitim Pandemi döneminde çocuk ve ergenlerin ruhsal yapıları nasıl etkilendi?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemi döneminde çocuk ve ergenlerin ruhsal yapıları nasıl etkilendi?

Pandemi döneminde çocuk ve ergenlerin ruhsal yapıları nasıl etkilendi?
Abone Olgoogle-news

Pandemi döneminde çocuk ve ergenler önce yetişkinlerin yaşadığına benzer bir şok yaşadı. Sağlığı korumak adına getirilen tedbirlerin çeşitli ruhsal etkileri oldu. Çok uzaklarda yaşanan ve de ‘bize etki etmez’ diye düşünülen bu sağlık problemini enselerinde, yakınlarında hissettiler. Bu hissediş tahmin edileceği üzere sosyal ve görsel medya aracılığıyla öğrendikleri kısıtlamalarla oldu. Okullar kapandı. İlk dönemlerde tatil gibi algılandı. Kısa zamanda klasik bir tatil olmadığını çoğu hissetti. Ekşimsi-acımsı bir tatlıydı bu tatil.

Sınavlar ertelenmişti, okula gidilmiyordu ancak normalin dışında şeyler oluyordu. Okula dönüşen evdeki çok sayıdaki yetişkin, anne-baba, öğretmenler tedirgindi. Evlerde farklı bir yaşam tarzı başladı. Ebeveynler tatillerde bile olmadığı kadar uzun süreler evlerde geçiriyorlardı zamanlarını. Birçoğu işlerini, patronlarını, müşterilerini ekranlar aracılığıyla eve getirdi. Ev kalabalıklaştı. Evin içi, ‘çevrimiçi’ ile doldu. İzole ama kalabalık karantina sürecinde çocuklar ve de ergenler ihtiyaç duydukları alandan mahrum kaldı. Dışarı çıkamama, arkadaşlarıyla görüşememe, okula gidememe gibi kısıtlamalara, somut olarak kolay fark edilmese de bu alan kaybı da eklendi. Evde yeni rutinler oluştu. Günün belli saatlerinde evdeki herkes virüsle ilgili sayıların açıklanmasını bekler oldu. Uzaklarda olan tehlike yakınlara gelmişti. Bazı ailelerde gereğinden fazla dillendirilen bazı ailelerde ise adeta üstü örtülüp, saklanmaya çalışılan bu tehlike aslında her çocuğun adını bir şekilde duyduğu küçük bir mikroptu aslında. Küçük ama canavarlar kadar tehlikeli olabilen bu mikrop çocukları ve de gençleri okullarından, öğretmenlerinden, anneanne, babaanne, dedelerinden, akraba ve komşularından uzaklaştırdı. Ne olduğu ve bütün bunların neden yaşandığı kısmen bilinip anlaşılsa bile bundan sonra nelerin olacağı bilinmiyordu. Bilinmezlik, çocuk ve ergenlerin başlangıçta pek göstermedikleri kaygılarının katmerlenmesine neden oluyordu…

Somut bir tehdit nesnesinin olduğu durumlarda yaşanılan bedensel ve ruhsal tepkilere korku diyoruz. Bir yılan gördüğünde kişinin kalbinin çarpması, kaslarının gerilmesi ve ortamdan kaçması gibi tepkiler korkunun özellikleridir. Somut bir tehdit olmadan yaşanılan benzer bedensel ve ruhsal tepkilere kaygı, endişe ya da tıbbi adıyla anksiyet diyoruz. Anksiyete sıklığının, süresinin, şiddetinin kişinin hayatını belirgin düzeyde olumsuz etkilediği ve işlevselliğini bozduğu durumları ise anksiyete bozukluğu olarak tanımlıyoruz.

ÇOCUKLARDA ANKSİYETE BELİRTİLERİ ARTTI
Pandemi nedeniyle okulların kapanması, karantina kısıtlamalarıyla birlikte çocuk ve ergenlerin anksiyetesi arttı. Yapılan çalışmalar ve de klinik gözlemimiz doğrultusunda, çocuklarda anksiyete belirtilerinin arttığını söyleyebiliriz. Yaş gruplarına göre farklı belirtiler veriyorlar. Küçük çocuklarda dil becerileri yeteri kadar gelişmediğinden bedensel belirtiler gözleyebiliyoruz. Huzursuzluk, uyku sorunları, baş ağrısı, karın ağrısı gibi şikayetler görülebiliyor. Kimisi kötü bir şey olacak gibi hissediyor, nedensiz ağlamalar, davranım bozuklukları olabiliyor. Ergenlerde ise sıkıntılı hissetme, çabuk öfkelenme, izole olma, uyku sorunları sıkça rastladığımız belirtiler arasında.

4 FAKTÖR ÇOK ÖNEMLİ
Pandemi nedeniyle artan bu kaygıda dört faktörün önemli olacağını düşünüyorum. İlki pandemi sürecinin nasıl devam edeceği. İkinci dalga olacak mı ve de buna bağlı önlemler neler getirecek birlikte göreceğiz. İkinci faktör, çocuğun ruhsal dayanıklılığı. Rezilyans, esneklik, ruhsal elastikiyet de denilebilecek bu kapasiteye bağlı olarak çocuklar ve ergenler sorunlara uyum sağlayabiliyor. Rezilyans dediğimiz bu kavram nedeniyle çocuklar yaş ağacın esnemesi gibi esneyip, sonra doğrulabildi. Yetişkinlere göre daha az etkilenmediler ama ne iyi ki daha kolay adapte olup yaşama devam edebildiler. Edemeyenler de oldu, oluyor… İşte üçüncü faktör diyebileceğimiz şey de pandemi öncesinde çocuk ya da gençlerin ruhsal sorunları; önceden anksiyete bozukluğu, depresyon ya da başka bir ruhsal bozukluğu olan çocuklarda kaygı bozukluklarının daha şiddetli ve uzun yaşandığını gördük, görüyoruz. Bu çocukların tedavilerini düzenli olarak sürdürmeleri çok önemli. Gerek psikoterapi gerekse ilaç tedavileri düzenli olarak sürdürülmeli. Dördüncü faktör ise bu çocukların etrafındaki yetişkinler, yani ebeveynler. Ailelerin kendi kaygılarını nasıl yaşadıkları ve de yansıttıklarına bağlı olarak çocukların anksiyete belirtileri farklılık gösterecek.

ÇOCUĞUN NELER HİSSETTİĞİNİ ANLAMAYA ÇALIŞIN
Aileler, çocuklarda dönemsel sıkıntılar olabileceğini unutmamalı. Yani dalgalı bir seyir gözlenebilir. Biriken bazı ruhsal gerginlikler, belirgin bir neden görülmeksizin çıkabilir. Bu bağlamda çocukların neler hissettiğini anlamaya çalışmak önemli. Özellikle küçük çocukların kaygılarını anlamak adına önce dinlemeye çalışmak, sonra ifade edemediklerine tercüman olmaya çalışmak önemli. Bunun için oyun, resim, bazı masal kahramanları gibi araçlar kullanılabilir. Ergen yaş grubundakilere ise aileleri; hazır olup ihtiyaç duyduğunda kendileriyle konuşabileceklerini, bir anlamda kendi ruhsal kapılarının açık olduğunu hissettirmeli. Aileler, zaman zaman kendi yaşadıkları kaygıları abartmadan paylaşabilirler. Sıkıntılı bu süreçlerin insanlığın tarihinden beri yaşandığını, yaşamın devam ettiğini ve birlikte bu sürecin de üstesinden gelinebileceğini vurgulamalı.

PROF. DR. BURAK DOĞANGÜN KİMDİR?
1999’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra aynı fakültenin Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine başlayan Prof. Dr. Burak Doğangün, 2004 yılında çocuk psikiyatrisi uzmanı oldu. 2004-2006 yılları arasında gönüllü olarak aynı Anabilim dalında çalışmaya devam eden Prof. Dr. Doğangün, 2007’de GATA Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda tamamladığı askerlik görevinden sonra, kadrolu olarak görevine devam etti. 2010’da doçentlik, 2018’de profesörlük unvanını kazandı. Fakülte kurulu, Cinsel İstismarı Değerlendirme ve Eğitici Eğitimi Komisyonlarında görevli olan Prof. Dr. Doğangün, lisans derslerinin yanı sıra, İÜ Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümünde Yüksek Lisans ve İÜ Adli Tıp Enstitüsünde doktora dersleri verdi. Klinik ilgi alanı olarak Otizm-Reaktif Bağlanma Bozuklukları, Özgül Öğrenme Bozuklukları (Disleksi), ve Çocukların Psikanalitik Yönelimli Psikoterapileri konularında yoğunlaştı. Uzmanlık eğitimi ve sonrasında Kognitif Davranışçı Terapi eğitimi de alan Dr. Doğangün, 2007 yılında İstanbul Çocuk ve Ergen Psikanalitik Psikoterapi Derneği’nde yönetim kurulu üyesi olarak çalışmış, 4.5 yıllık bireysel psikanalizini ve dört yıllık kuramsal eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. Burak Doğangün, 2017’den beri Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürüyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle