Nasıl karar vereceğim?

Güncelleme Tarihi:

Nasıl karar vereceğim
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 25, 2016 09:00

Önümüzdeki aylar içerisinde başvuracağınız programları ve üniversiteleri belirleyeceksiniz. Peki, sağlıklı sonuç verecek tercih yöntemleri hangileri, nelere dikkat edilmeli? Önce şunu vurgulamak isterim: karar sürecinde öğretmenlerinizden, ailenizden, arkadaşlarınızdan, birçok kişiden fikir alacaksınız. Herkesi, onları kırmadan, gücendirmeden dinleyin, sonra kararınızı kendi başınıza, ‘Ailemin ne istediğini anladım, arkadaşlarımın neye heves ettiklerini öğrendim, peki ama ben ne istiyorum?’ diye düşünerek, kendinizi sorgulayarak oluşturun.

Haberin Devamı

Son kararı siz vermelisiniz. Bu sizin hayatınız, sizin geleceğiniz, dolayısıyla sizin kararınız olmalı. Üniversite tercihi, size yeteneklerinizi geliştirme olanağı tanıyan, başarılı bir geleceğin kapısını açan, ama aynı zamanda tarzınıza uyan, sizi mutlu edecek, dört yılı dolu dolu yaşatacak bir tercih olmalı. Zorla üniversite okunmaz. Babanız size, “Oğlum mühendis ol” diyebilir. Ama siz kararınızı verirken, “Ben sahiden mühendis olmak istiyor muyum acaba? Ne olmak istiyorum?” diye kendinizi sorgulamalı ve vereceğiniz yanıta göre tercih stratejinizi belirlemelisiniz.

Üniversiteye gitmekte iki farklı amaç, iki farklı yaklaşım var. Bunların birincisi, meslek sahibi olmak. İhtimal ki ailenizin ve çevrenizin sizi yönlendireceği yol bu. İkinci amaç ise, eskilerin tabiriyle, ‘adam olmak’, bugünkü ifade biçimiyle, kişinin kendini geliştirmesi. Tabii ki bu amaçların ikisini aynı anda, birlikte gerçekleştirmek mümkün. Sizin öncelikle belirleyeceğiniz temel husus, bu yol ayrımında kendinizi hangi yöne konumlandıracağınız olmalı. Eğer meslek sahibi olmak sizin için daha önemliyse, işverenlerin, şirketlerin hangi alanda eğitim almış insan kaynaklarına ihtiyaç duyduklarını araştırmalı ve tercihinizi ona göre yapmalısınız. “Ayşe Soysal nasıl karar vermişti acaba?” diye merak ediyorsanız söyleyeyim: Ben iş dünyasına pek ilgi duymadım, ikinci yolu, yani kendimi geliştirme yolunu hedefledim; bu tercihimle her zaman barışık yaşadım.

Haberin Devamı

TERCİH YAPARKEN MEZUNİYET SONRASINI DÜŞÜNÜN

O kadar uzun süre boyunca okula gidiyoruz ki, okul bittikten sonra bizi nasıl bir yaşam bekliyor, bunu tahayyül edemiyoruz. Üniversite öğrenciliğin son aşaması, deyip geçiyoruz. Bu tanım yetersiz kalan bir ifade. Aslında üniversite, öğrencilik bittiğinde, yani mezuniyet sonrasında sizin nasıl bir birey olarak hayata atılacağınızı şekillendiren kurum. Etkisi, katkısı ilerideki yıllarda ortaya çıkar. Onun için tercih yaparken ileriyi, yani mezuniyet sonrasını göz önünde tutmalısınız. Eğer sizin için meslek sahibi olmak önemli ise, bugünün mesleklerine değil, yarının mesleklerine yönelmelisiniz. Sizler yarının çalışma hayatında kariyer yapacaksınız. Onun için kendinizi, aynı alandaki diğer kişilerden daha yetkin, donanımlı, daha çok aranan, istenen, daha az bulunan bir mezun olarak yetiştirmenin yollarını aramalısınız. Herkesin yaptığını değil, az kişinin yaptığını tercih etmek, daha iyi bir fikir olabilir.

Haberin Devamı

Mezuniyet sonrasını düşünürken, işsizlik meselesi, mutlaka değerlendirmeniz gereken bir başlık. Şu anda ülkemizde bazı Bölümlerin mezunları iş bulamıyor. Yaygın işsizlik yaşanan diploma türleri hangileri? Bu konuda doğru bilgiye erişmeye çalışın. Ciddi boyutta işsizlik yaşanan alanlardan uzak durun.

KARARINIZI VERİRKEN MESLEĞİ DE ÖĞRENİN

Peki, diyelim ki, ‘Ben ne istiyorum?’ sorusunun cevabını belirlediniz. Kafanızda öncelikli tercih olarak bir bölüm adı oluştu. Bunun ardından kendinize soracağınız yeni bir soru var, o da “İstediğim mesleğin nasıl bir şey olduğunu acaba biliyor muyum?” sorusu. Mesela, “Genetik mühendisliği okuyacağım” dediyseniz, bu kez “Bir genetik mühendisi ne iş yapar? Hangi sektörlerde, nasıl firmalarda çalışır? Nasıl bir çalışma ortamında bulunur? Kaç para maaş alır?” diye soracaksınız. Peki, bu soruyu kime soracaksınız? ‘Rehber öğretmenime’ derseniz, yanlış olur; rehber öğretmeniniz bu soruların cevabını bilmez, çünkü o genetik mühendisi değil, genetik mühendislerinin çalışma koşullarını incelememiştir. Siz bu soruyu, o mesleğin erbabına yani bir genetik mühendisi bulup ona soracaksınız, başkalarının söylediklerine ise kulak asmayacaksınız. Tercih etmeyi düşündüğünüz mesleğin eğitimini almış, o meslekte bizzat çalışmış kişilerle konuşmak, sağlıklı tercihin olmazsa olmazıdır. Bunu mutlaka yapmalısınız.

Haberin Devamı

BÖLÜM MÜ SEÇMELİYİM, ÜNİVERSİTE Mİ?

Hepinizin karşısına çıkacak önemli bir başka soru, “Bölüm mü seçmeliyim, üniversite mi?” Diyelim ki gönlünüz, bir üniversitenin siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünde. Puanınız burayı tutmayacaksa acaba başka bir üniversitedeki uluslararası ilişkiler bölümünü mü yazmalısınız, yoksa aynı üniversite bünyesinde, mesela sosyoloji gibi, girmek istediğiniz bölüme yandaş bir tercihi mi işaretlemelisiniz? Şüphesiz, farklı kişiler bu soruya farklı cevaplar verecek. Benim tavsiyem ise şu: Bölüm değil, üniversite seçin. Birbirine yakın disiplinlerin lisans eğitimleri aslında birbirinden o kadar farklı değil. Birinde okurken diğeri hakkında, ileride o diğer konuda master yapabilecek düzeyde bilgi edinirsiniz. Yakın bölümler arasında mezuniyet sonrasında hayli esnek bir geçirgenlik vardır. Onun için puanınızın sizi yerleştirebildiği en iyi üniversiteye girin, derim.

Haberin Devamı

Bu bağlamda bir şehir efsanesine dikkatinizi çekmek isterim. Size tavsiyelerde bulunan rehber hocalarınız veya izlediğiniz TV programcıları, “Önce bir bölüme girersiniz, sonra öbürüne yatay geçiş yaparsınız” diyeceklerdir, sanki bu iş kolay yapılırmış gibi. Bu lafa inanmayın. Bölümlerin yatay geçiş kontenjanları her dönem üniversitelerin web sitelerinde ilan edilir. Herkesin girmek istediği bölümlerin yatay geçiş kontenjanları kısıtlı; 3-5, bilemediniz 10 tanedir. Bu 5-10 kişiden biri olmak için, birinci sınıftaki tüm öğrencilerin en azından ilk yüzde 10’una girebilmeniz gerekir. Yok, eğer bir bölüm “Çok miktarda yatay geçiş öğrencisi alacağım” diye ortalıkta reklam yapıyorsa ve bol kepçe kontenjan ilan etmişse, anlayın ki o bölümde iş yoktur. Muteber bir bölüm olsaydı, zaten ilk yerleştirmede dolup taşmış, yatay geçişle adam alacak yeri kalmamış olurdu.

Haberin Devamı

Başka bir şehir efsanesi de, “İstediğiniz ama giremediğiniz bölümün eğitimini çift anadal programı yoluyla alırsınız” lafı. Buna da inanmayın. Çift anadal her babayiğidin harcı değil. Çift anadal programlarının kredi yükü normal programlardan daha fazla, programa kabul edilebilmek için yüksek ortalama getirmek gerekir. Çift anadal yapmak ihtirasıyla genel not ortalamanız dibe vurursa, master başvurularında iyi yerlerden kabul almanız güçleşir. İki şeyi vasat bir performansla tamamlamak yerine, tek bir konuya odaklanın, ama onun en iyisi olun. Kısacası, yatay geçiş veya çift anadala bel bağlayarak tercih yapmak, hüsran getirebilir. Siz baştan doğru karar verin, gerçekleşme ihtimali düşük olan işlerin peşinde koşmayın, geleceğinizle kumar oynamayın.

KAMPUSLARI ZİYARET EDİN, SORULAR SORUN

Peki, üniversite seçeceksem, nesine göre seçeceğim? Sapla samanı nasıl ayıklayacağım? Bu bağlamda da ortalıktaki şehir efsanelerine kulak asmayın. Kendi değerlendirmenizi yapın. Kampusları ziyaret edin, kendi gözünüzle üniversitenin dersliklerini, bahçesini, kütüphanesini, laboratuvarlarını, spor olanaklarını, ortamını değerlendirin, sorular sorun. Bunlar reklam broşürlerinde yazılan sorular değil, işin özüne yönelik, özgün ve cesur sorular olsun. “Alıcı gözle üniversiteye bakarken nelere dikkat etmeliyim? Nasıl sorular sormalıyım?” derseniz:

•              Öğretim kadrosu: Bölümde kaç hoca var? Daha önemlisi, kaç tam zamanlı öğretim üyesi bulunuyor? Doktoralarını nereden almışlar? Bölümde sadece 3 tam zamanlı hoca varsa, hemen “Niye bu kadar az?” diye sorun.

•              Eğitim programı: Lisans eğitim programları, bölüm dersleri ile diğer disiplinlerden alınan seçmeli derslerin harmanlanmasıyla oluşturulur. O dönem kaç bölüm, kaç seçmeli ders açılmış, diye üniversitenin web sayfasına bakın. Ders açma bağlamında zenginliği olan yerleri tercih edin. Onlar donanımlı üniversitelerdir. Az ders sunan yerler, eğitimi ucuza mal etmeye çalışanlardır, onlarla ilgilenmeyin.

ÜNİVERSİTENİN MARKA DEĞERİ MEZUNLARIN TOPLUMDAKİ YERİDİR

•              Kampussuz üniversite olmaz. Apartman katında eğitim veren yerlerden uzak durun.

•              Üniversite kütüphanesini gezin. Kitap okumaya meraklı değilseniz bile görün. Bir üniversitenin üniversite olma iddiası, kütüphanesine ayırdığı kaynakla ölçülür. “Bu kütüphanede kaç kitap var? Her sene kaç yeni kitap alınıyor? Üniversitenin kütüphane geliştirme stratejisi, hedefi nedir?” diye sorun. İhtimal ki bunları yanıtlamayıp, “Kütüphanemizden falan adet online veritabanına erişim mümkündür” diye övünecekler. Bu lafa kulak asmayın: O veritabanlarını TÜBİTAK satın alır ve üniversitelere bedava olarak kullandırır, yani üniversite, sahip olmakla böbürlendiği o veritabanlarına para ödemez. Onun için siz, “Bu üniversite kendi özkaynaklarından kütüphanesine kaç para harcıyor?” diye sorun. Tatmin edici bir yanıt almazsanız, o üniversiteyi tercih listenizden düşün.

•              Mezunlar: Üniversite ne üretir derseniz, mezun üretir. Sizler şu an adaysınız, dört yıl sonra ürün olacaksınız. Bir üniversitenin marka değeri, mezunlarının toplumdaki yeri ile belirlenir. Üniversiteleri değerlendirmenin en sağlıklı yöntemlerinden biri, mezunlarını incelemektir. Öndegelen şirketlerin yöneticileri hangi okullardan, hangi programlardan mezun? Önde gelen üniversiteler, yeni öğretim üyesi istihdam edecekleri zaman nereden diploma almış akademisyenleri tercih ediyor? Eleman aranıyor ilanları hangi üniversitelerin mezunları bize başvursun diyor? Başarılı araştırmacılar hangi üniversitelerde eğitim görmüşler? Bunların cevapları sizleri doğru tercihlere yönlendirecektir.

Umarım hepiniz gönlünüzdeki bölümlere yerleşir ve üniversite ortamının tadını doya doya çıkarırsınız.

Hepinize başarılar dilerim.

 

 

 

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!