Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yılmaz Ozdil’i hala okumadınız mı

O, halkın içinden çıktı geldi.. O, Ege’mizin, İzmir’in bir halk çocuğudur...

Hürriyet Gazetesi’nin 3. sayfa yazarı Yılmaz Özdil, genç yaşında ve kısa sürede sevilen bir “halk yazarı” haline geldi.. Bu işin sırrı neydi acaba?

GEÇENLERDE bir çerçeveciye gittim. 35 yıl öncesinden kalma altı askerlik fotoğrafımı çerçeveletmek istedim. Tank üzerinde, taburuma komuta ederken, Atatürk Anıtı’na kolordum adına çelenk koyarken çekilmiş fotoğraflarıma, çerçeveciyle oğlu ilgiyle baktı. Şu günlerde ordumuza yapılan saldırılara karşı tepki koyarak bu çerçeveyi yaptıracak ve asteğmenlik fotoğraflarımı evime asacaktım.
İki saat sonra çerçeveyi almak için döndüm. Çerçeveciyle oğlu, beni dikkatle süzüyordu. Çerçeveyi kağıda sardılar, sonra ülke sorunlarıyla ilgili sorular sormaya başladılar. Sohbet uzadı. Adamla oğlunu çözememiştim. Aniden adam ağzından kaçırıverdi:
- Biz yalnızca Yılmaz Özdil okuruz.. Ona inanırız..
Ben de bastım kahkahayı:
- Yahu, şunu baştan söyleseniz ya!..
ALBAY  İLE  KIZI
Aynı gün bir pastanede, İstanbul’da hocasının önerisiyle beni “tez konusu” almış olan üniversiteli bir kıza randevu vermiştim. Genç kız, beni bekliyordu. Yan masada ise onu arabalarıyla İstanbul’dan getiren anne ve babası vardı. Onları da masamıza davet ettim. Kızın sorularını yanıtladıktan sonra sohbete başladık. Baba, halen görevde olan  kurmay albay çıktı. Anlamlı bir şeyler sordu, anlattım, sonra ben sordum. Ketum bir adamdı. Yüzü duvar gibi sessizdi. Aniden anne, söze karıştı:
- Biz, Yılmaz Özdil okuruz. Gerisi boş laf!../images/100/0x0/55eabaa2f018fbb8f892f582
İçimden derin bir “Ohhhhh..” çektim.
KUMRUCUDAKİ  GENÇ
Akşamüstü kumrucuya gittim. Bir kumru-çayla gecemi idare ederim diye düşündüm. Girdim oturdum. Kumruyu ısmarladım. Yan masada , televizyondan haberleri izleyen bir genç vardı. Kandil’den dönenlerin şovlarını sessizce izleyen genç, sonra televizyonu kapattı, bana dönerek, “Yarın Yılmaz Özdil’i okumalı. Bunlardan ancak o hesap sorar!..” dedi ve çıktı gitti.
Sevincimden kumru boğazıma düğümlenmişti.  Çıktım dışarı,  yürürken Yılmaz’ı aradım, “-Çok okunuyorsun, aman kendine dikkat et..” derken, yanımdan geçen bir kadın hışımla beni durdurdu ve bağırdı:
- Yılmaz Özdil’le mi konuşuyorsunuz?.. Ona söyleyin, onu çok seviyoruz..
Dondum kaldım.. Koca Türkiye’de bu kardeşimizin yarattığı sinerjiyi düşündüm. Bu sevgi, bu güven, bu inanmışlık hangi yazara nasip oldu acaba? Şu meşhuuur yandaş medya maymunlarına mı?..
Geçiniz efem, geçiniz..
GAZETECİ  HİKAYESİ
1940’lı yıllarda Yeni Asır’ın iki külüstür cibinden birinin şoförü Süleyman Özdil idi. Hem habere ve gazete dağıtımına koşturur, hem de patron Şevket Bilgin’in şoförlüğünü yapardı. Daha sonra oğlu Veli Özdil ikinci cipin şoförü oldu. Gazetecilik savaşında baba-oğul yıllarca direksiyon salladı..
Yılmaz Özdil, dedesinin ve babasının çalıştığı gazeteye 1982’de adım attı. Ege Üniversitesi Basın Yayın Okulu Gazetecilik Bölümü’nü bitirmişti, yazı işlerinde en alt düzeyden emek harcamaya başlamıştı. Kısa sürede genel yayın yönetmeni oldu. Çalışkan, sağlam karakterli, yakışıklı, çok zekiydi.. Birlikte yıllarca çalıştık..
1994’te İstanbul’a gitti, Milliyet, Sabah ve Star’da yazı işleri müdürlüğü yaptı. Sabah’a dönünce köşe yazarlığı, atv Genel Yayın Yönetmenliği ve Murahhas Azalığı üstlendi. TMSF gazeteye el koyunca istifa etti. 12 Ağustos 2007’de Hürriyet’te başladı, hem de Star TV Haber Koordinatörlüğü’nde Uğur Dündar ile kader birliği yaptı. İzmirli olmak üzerine milyonları büyüleyen o ünlü yazyı yazdı..
BÜYÜK BAŞARI
Bu hikaye önemlidir. Çünkü İzmirli yazar Tayfun Er’in, “Erguvaniler – Türkiye’de İktidar Doğanlar” isimli kitabındaki 1374 köken şanslısı, yüksek burjuva seçkin sağ-sol kaymak tabaka ismin içinde Yılmaz  ve ailesi geçmemektedir. Türkiye’de birbiriyle akraba ve girift ilişkili bu soylu sınıfın içinden gelip yükselmek çocuk oyuncağıdır.Listede yoksanız, hapı yuttunuz demektir. (Ben de yokum!)
Listede yok ve hayatta başarmışsanız, bilek hakkıyla yükselmişsiniz demektir.Boğaziçi yalılarından, Nişantaşı apartmanlarından gelmiş bir post-modern yazar değilseniz, tozlu yollardan, gariban polis-adliye muhabirleriyle cinayet ve yangınlara kan ter içinde yetişilen zamanlardan, matbaa kokularından, gazete kağıdının aşık edici selüloz büyüsünden kopup gelen bir “emek hikayesinin” 3. kuşak üyesi iseniz, size helal olsun denmez mi?..
YA  YURTSEVERLİK?
Zeki ve hicivli bir dile sahip olan Yılmaz Özdil’in, bu başarısında en büyük enerjinin “temiz yurtseverliğinden” kaynaklandığını düşünüyorum. O, bir Atatürk savaşımcısı, bir Türk yurtseveri, bir kuvayı milliye silahşörü.. Bu tür bir yazar, Türkiye medyasında mutlaka var olmalıdır. Neden mi?..
Çünkü örneğin, Taraf gazetesi yazarlarından Ermeni kökenli Sevan Nişanyan, 29 Ekim 2009’de, “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” ile açıkça alay etmiştir. 5 Ağustos 2009’da, “İstanbul’un her yerine iki-üç seneden beri eşek çükü gibi diktikleri o bayraklar” diyerek Türk bayrağını aşağılamıştır. 21 Eylül 2009’da, “Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla bir takım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan çarpılırmış. Bu hikayelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığnı açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış!” diyerek, Allah’ımızı, peygamberimizi, kitabımız Kuran’ı, meleklerimizi  makaraya almıştır.
İşin özünü sunuyorum..
Demokrasi, insan hakları, basın özgürlüğü gereğince bu ülkede Sevan Nişanyan’lar varsa, aynı demokratik özgürlükler doğrultusunda Yılmaz Özdil’lerimiz de olacaktır.
Hem de sapına kadar!..
Tanrı, onları ve vatanımızı korusun..

Atatürk’ün yılmaz savunucusu

Hürriyet yazarı İzmirli Yılmaz Özdil, Atatürk Devrimleri’nin medyadaki yılmaz bir savunucusu olarak kısa sürede halkın gönlüne yerleşti..

Örnek aile babası Yılmaz Özdil, kızı Pelin ve eşi Hülya ile.. İzmir’i özleyerek İstanbul’da yaşamanın hüznü içindeler. Yazarımız, “İzmir kötü yönetildiği için İstanbul’dayım” diyor.

Manisa Dağları’nda eşkıya peşinde 1965’te Kara Mehmet isimli bir cezaevi kaçkını eşkıyayı takip etmek için dağa çıkan polis ve askeri izleyen gazeteciler, dağda yemek molası vermişler. Hikmet Çetinkaya, Erhan Ünver, gazeteci ekibinin şoförü Veli Özdil (Yılmaz Özdil’in babası), Levent Bimen ve Güngör Mengi..

Facebook’ta “Yılmaz Özdil’i Okumadan Güne Başlamam Diyenler” grubu bulunmakta.

5 bin 800 genç üyesi var.

X