Tarihi eser tamircisi Prof. Dr. Ahunbay, maziyi tedavi ediyor

Sene 1967… Bir grup mimarlık öğrencisi, hocalarının peşinde İstanbul’un sokaklarında keşifteler. Fatih’te, ahşap evlerle çevrili tarihi sokakların arasından ortaçağ yapısı Zeyrek Camisi’yle karşılaşmaları onları öyle heyecanlandırıyor ki… Gördüğü güzelliklerden etkilenen bir kız öğrenci bunun üzerine tarihi eser ‘tamirciliği’ konusunda uzmanlaşmaya karar veriyor. Bu öğrenci bugün, Türkiye’nin kültürel varlıkların restorasyonu konusunda en duayen uzmanlarından Prof. Dr. Zeynep Ahunbay…

Haberin Devamı

1- Türkiye bir kültürel miras ve tarihi eser cenneti… Bugün üzerinde oturduğumuz topraklarda, bizden önceki medeniyetlerden izler taşıyan yapılarla yaşıyoruz. Peki bu kültürel hazineye iyi bakıyor muyuz? Doğru restorasyon nasıl olur? Eski veya yıkılmış bir eser yeniden yapıldığında yine ‘tarihi’ midir? Depremle yok olan tarihi yapılar yeniden nasıl yapılacak? Hem bu soruların cevaplarını almak hem de kendi hikâyesini dinlemek üzere restorasyon ve mimarlık tarihi alanlarında ülkemizdeki en saygın isimlerden Prof. Dr. Zeynep Ahunbay ile buluştuk… Halen Ayasofya Bilim Kurulu üyesi olan Ahunbay, şu aralar Kız Kulesi’nin restorasyon projesinde de çalışıyor. ‘Kayıp kule’nin akıbetiyle ilgili açıklamaları ondan dinlemiş ve rahat etmiştik. Güncele gelmeden, önce onun kendi geçmişinde bir yolculuğa çıkıyoruz...

Haberin Devamı

Tarihi eser tamircisi Prof. Dr. Ahunbay, maziyi tedavi ediyor

BEŞ KARDEŞ BEŞ FARKLI ŞEHİR 

Hikâyesi 1946 yılında Ordu’nun Ünye ilçesinde başlıyor… Zeynep Hoca, hâkim bir baba ile ev hanımı bir annenin ilk çocuğu olarak ‘Zeynep Nayır’ adıyla dünyaya geliyor. Aile Ünyeli ama babanın görevi sebebiyle çocukluğu boyunca sürekli şehir değiştiriyorlar. Öyle ki kendisinden sonra dünyaya gelen dört kardeşin her biri başka yerlerde doğuyor; sırasıyla Yenice (Çanakkale), Terme (Samsun), Zara (Sivas) ve dört kız çocuktan sonra gelen en küçük erkek kardeş Giresun’da… Ahunbay, ilkokula Zara’da başlıyor. O dördüncü sınıftayken babası Giresun’a tayin oluyor. İlkokulu orada bitirdikten sonra yeni bir tayinle ortaokula Samsun’da devam ediyor. 

İSTANBUL’UN GÜZELLİKLERİNE TAYİN

Liseden sonra tayin bu sefer kendisine çıkıyor! Ailesi yabancı dil öğrenmesini istiyor. İstikamet İstanbul oluyor. Yatılı olarak Arnavutköy  Amerikan Kız Koleji’ne (bugünkü Robert Kolej)  yazılıyor. Devamını Ahunbay’dan dinleyelim: “Babam doktor olmamı istiyordu. Fen ve matematik derslerim kuvvetliydi ama sanata da merakım vardı. Lise ikinci sınıftan itibaren bu iki alanı birleştiren ‘mimar-mühendislik’ mesleğini istedim.” Okulun bulunduğu çevrenin de ilham verici olduğunu anlatıyor: “Arnavutköy zaten tarihi bir yer. Okulumuz Anadolu yakasındaki yalılara, Kuleli’nin, Çengelköy’ün olduğu pitoresk bir manzaraya bakıyordu. Boğaz’ın bozulmamış hali çok etkileyiciydi. Okulun Plato adlı yeşil alanı da Bebek ve Anadolu Hisarı’nı gören, geniş perspektifli bir yerdi. Hafta sonları da Tarihi Yarımada’ya, Beyoğlu’na sinemaya giderdik.” 

Haberin Devamı

Tarihi eser tamircisi Prof. Dr. Ahunbay, maziyi tedavi ediyor

SENE 1965: Lise mezuniyeti, Arnavutköy’de tüm aile bir arada.

2- DOĞAN KUBAN HOCA’NIN PEŞİNDE TARİHİ İSTANBUL’UN İZLERİNDE

Ahunbay, 1965 yılında aynı zamanda mühendislik eğitimini de alabileceği İTÜ Mimarlık Fakültesi’ne girdi. Yine tarihi bir mekândaydı; Taşkışla Kampusu… Burada ona yeni kapılar açan Prof. Dr. Doğan Kuban ile İstanbul sokaklarında yaptıkları yürüyüşler olmuş... Ahunbay anlatıyor:

“İkinci sınıftayken bir gün Doğan Hoca bizi Kariye’den Zeyrek’e kadar yürüttü. Bu, daha önce yürümediğim bir rotaydı. 1950’lerde İstanbul’da yeni yollar açılmıştı. Normalde araçla Atatürk Bulvarı’ndan geçer ve hep kübik binalar görürdünüz; ofis, çarşı ve apartmanlar…Yürürken daracık bir sokaktan ahşap evlerin arasından Zeyrek’teki ortaçağ yapılarını görmek beni müthiş etkilemişti. Doğan Bey’in dersleriyle İstanbul’u, Bizans ve Osmanlı eserlerini tanıdık. Doğan Hoca’dan aldığım restorasyon dersi beni koruma alanına yöneltti. Bir yandan Prof. Nezih Eldem ile yaptığım projeler ise tarihi çevreye duyarlı yeni yapılar konusunda bilinçlenmemi sağladı.”

Haberin Devamı

Tarihi eser tamircisi Prof. Dr. Ahunbay, maziyi tedavi ediyor

SENE 1983: Prof. Zeynep Ahunbay, hocası Prof. Dr. Doğan Kuban ve eşi ile..

ANAHTAR KELİME: SÜREKLİ BAKIM

Bir de yıkılmayan eserler var… Prof. Ahunbay, “Anahtar kelime; sürekli bakım” diyor: “Mesela Topkapı Sarayı, eski zamanlarda da bakımla yaşatılıyor; Osmanlı mimarlığında kenetler, demir elemanlar, gergi var. Kullanım da eseri yaşatmak için bir araç ama tarihi eseri sömürmemesi, onunla uyumlu olması, aşırı yüklenmemesi gerekiyor. ”

Tarihi eser tamircisi Prof. Dr. Ahunbay, maziyi tedavi ediyor

SENE 1976: Prag’da tarihi kentler sempozyumu gezisinde.

3- ‘KORUMA’ UZMANLIĞI

Türkiye’nin yetiştirdiği kıymetli mimarlardan Prof. Doğan Kuban, öğrencisini yalnız İstanbul sokaklarında gezdirmemiş. Restorasyon konusunda çalışması için de yönlendirmiş. Ahunbay, “Bize çağdaş koruma ilkelerini anlattıktan sonra, Türkiye’nin kültür varlığı zenginliğinin korunması için bu alanda yetişmiş insana ihtiyaç olduğunu söyledi. Bu bende etki yaptı” diye devam ediyor:

Haberin Devamı

“O dersi alan 15 kişiydik ama sadece ben restorasyon alanına yöneldim. Doğan Bey’in tavsiye ettiği kitapları okurdum. Güzel yazılmış metinler mimarlık tarihini sevdirdi. O dönem Türkiye’de kültür varlıklarıyla ilgili ‘Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’ vardı. Bütün koruma kararları burada alınıyordu. 1965’ten sonra ODTÜ’de restorasyon yüksek lisans programı açıldı. Ben 1970’te mezun oldum. Edirne’deki Selimiye Camisi’nde Doğan Hoca ile karşılaştık. Ona ODTÜ’de restorasyon okumak istediğimi söyleyince, ‘Gitme, bize gel, biz seni yetiştiririz’ dedi. Bu şekilde Doğan Bey’e asistan oldum. Onunla doktora yaptıktan sonra İngiltere’de ‘koruma uzmanlığı’ programına katıldım. Ardından doçentlik, profesörlük, eğitimler, yayınlar… Derken meslekte 53 yılı geride kaldı!”

Haberin Devamı

Tarihi eser tamircisi Prof. Dr. Ahunbay, maziyi tedavi ediyor

SENE 1993: Prof. Metin Ahunbay ve Prof. Dr. Zeynep Ahunbay

“İlk saha çalışmam Side’deydi. İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jale İnan orada yıkılmış bir tapınağın kısmen restorasyonunu istiyordu. 1977-1978’de proje hazırlığı yapıldı; uygulama 1991 yılına kadar sürdü. İstanbul’da eşim Prof. Metin Ahunbay’la birlikte surlarda, Ayasofya ve Zeyrek’te, Anadolu’da Hasankeyf’te, Dara’da çalıştık. Hasankeyf suya batmasın diye uğraştık ama ilgilileri ikna edemedik. Yüreğimize oturdu.”

YERE DÖKÜLMÜŞ TAŞLARLA İNŞA

Peki yapı tarih içinde birkaç defa müdahaleye uğradıysa onu tamir ederken hangi dönem referans alınmalı?

Ahunbay, “Uygunsuz müdahaleler yapılmışsa onlar düzeltilmeye çalışılabilir. Mesela Kız Kulesi’nde ahşap kısım 1940’lardaki yangın sonrasında betonarme yapılmış. Onun yenilenmesi için II. Mahmut Dönemi’ndeki ahşap form esas alındı” diyor. Deprem sonrası yıkılan tarihi eserlerden Gaziantep Kalesi’nin zamanında kötü restore edildiğini söylüyor. Bölgedeki tarihi yapıların yeniden inşasıyla ilgili şunları öneriyor: “Yapıların çizimleri muhakkak vardır. Bazıları kısmen yıkılmış. Yere dökülen taşlarını incelemek ve belgelemek gerek.”

ENDOSKOPİYLE TEŞHİS KONUYOR

Türkiye’de restorasyonun hem iyi hem de hepimizin hatırlayacağı Şile’deki ‘Sünger Bob Kalesi’ vakası gibi hoyrat örneklerine rastlıyoruz… Prof. Ahunbay, 1970’lerden bugüne nereye gelindiğini şöyle anlatıyor:

“Eskiden restorasyon düz mimarlık bilgisiyle yapılıyordu. Mimarlar Edirne’den Van’a kadar koşturuyorlardı. Olanaklar sınırlıydı. Harçları araştıralım, geleneksel malzemeleri bulalım gibi bir çaba yoktu. Şu anda bir sürü yetişmiş insanımız var. Tabii sadece bilgiyle olmuyor; yöneticiler ‘Hadi! Çabuk! Bitir!’ dediğinde, telaşeden bazı şeyler göz ardı edilebiliyor. Tarihi binalar endoskopi, geo-radar gibi tekniklerle inceleniyor. Sorunlar onarılmaya çalışılıyor.”

Tarihi eser tamircisi Prof. Dr. Ahunbay, maziyi tedavi ediyor

SENE 1999

MARİFET ÖZGÜNÜ YERİNDE KORUMAK

Eski bir yapı restore edildiğinde nesi ‘tarihi’ kalıyor? Zeynep Hoca yanıtlıyor:

“Tarihi’ eski demektir. Yenilediğiniz zaman o artık tarihi olmuyor. Onun için onarımlar ‘minimum müdahale’ ile yapılmalı. Bazen az müdahale ‘hiçbir şey yapılmamış’ olarak görülüyor. Halbuki korumanın özünde var olanı sürdürmek vardır. Ayasofya’nın altıncı yüzyılda yapıldığı hali yok tabii, ama bugünün Ayasofya’sına bakıp ‘Şurası çok kötü bunu yenileyelim’ denmiyor. İçinde değerli mermer kaplamalar, ortaçağda yapılmış mozaikler var. Bunlar bugün hiç dokunmadan yerinde tutmaya çalıştığımız özel ayrıntılar. Marifet özgün malzemeyi yerinde korumak.”

 

Yazarın Tüm Yazıları