Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye halkı korkuyor ve Batı’yı istiyor

TÜRKİYE halkı kaygılı. Kendini güvende hissetmiyor.

Bunu dolaylı olarak söyleyen, Kadir Has Üniversitesi’nin yaptığı “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması”. Dört yıldır yapılan araştırmanın sonuncusu, bu hafta açıklandı. Bizzat rektör Prof. Mustafa Aydın tarafından.


*


ARAŞTIRMAYA göre, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğini destekleyenlerin oranı bu yıl 20 puan artmış. 2013’te yüzde 51,8’ken, bu yıl yüzde 71.4’e çıkmış. “NATO üyeliğine devam” diyenler de yüzde 72’den 76.2’ye yükselmiş.
ABD’nin müttefik olduğunu düşünenlerde de müthiş bir artış var: 2013’te bu oran yüzde 14.4 iken, bugün 30,8.
En büyük sıçrama ise “ABD ile işbirliği yapılsın” diyenlerde. Bu yüzde geçen yıldan beri üçe katlanmış. Daha ilginci: ABD ile işbirliği, Müslüman ülkelerden çok daha fazla tercih ediliyor. ABD bugün en yakın partner olarak görülüyor.
Bununla birlikte, ABD’yi tehdit olarak görenler neredeyse yarı yarıya düşmüş. Yüzde 68’den yüzde 36’ya inerek.


*


PEKİ Batı’ya karşı teveccüh neden birden bire bu kadar arttı? Başlıca sebebi: Artan güvenlik kaygısı.
Bu kaygının bir ayağı, dışarıdan kaynaklanıyor. Yani Türkiye’nin çevresindeki, Avrupalı olmayan ülkelerdeki sorunlardan. Bölgedeki güvenlik riski yükseldikçe, Türkiye halkı bir teminat arıyor. Batı ittifakını da can simidi olarak görüyor.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Alman Marshall Fonu’nun (German Marshall Fund) “Transatlantik Eğilimler Araştırması” da bunu doğruluyor. Sonuçları 10 Eylül’de açıklanmış olan araştırmaya göre:
2010 yılında halkın üçte biri “NATO güvenliğimiz için gereklidir” diyordu. Yani “sıfır sorun” politikasının uygulanabildiği, bölgede “Arap Baharı” rüzgârının estiği o günlerde. IŞİD terörünün tavan yaptığı bu yıl ise, bu oran yüzde 49. Yani bugün halkın yarısı, çareyi Batı ittifakında arıyor.


*


GÜVENLİK kaygısının diğer ayağı ise içeride. Zira IŞİD tehdidi içeriye de nüfuz etmiş durumda. Bununla birlikte, son günlerde Cizre’de yaşananlar bir kez daha gösterdi: Kürt sorunu hâlâ şiddetten arındırılabilmiş değil. Yine Kadir Has Üniversitesi’nin araştırmasına göre halk, terörü Türkiye’nin 2’nci en büyük sorunu olarak görüyor.
Çözüm için en etkili yol olarak ise maalesef askeri yöntemler tercih ediliyor. Hem de halkın yüzde 39,2’si tarafından. Bu tercih de geçen yıldan bu yana yükselişte. Siyasi ve ekonomik yöntemleri yeğleyenler ise düşüşte.
Diğer yandan hükümeti terörle mücadelede ve Kürt sorunu politikasında başarılı bulanlar düşerken, başarısız bulanlar yükselmiş. “Çözüm sürecinde sonuç alınacağına inanmıyorum” diyenler de yüzde 24,7. “Daha çok gayret gösterilmeli” diyenlerle başabaş. Süreci başarılı bulanlar ise 19,4’te kalmış.


*


BU güvenlik açmazını aşmak ve şiddet diline ve kültürüne geri dönmemek için ise tek çözüm var: Çözüm sürecini bir an evvel hızlandırmak. Bunun için de kilit nokta, sürecin taraflarının iradesi.
HDP’nin gösterdiği iradeye, bizzat geçtiğimiz hafta şahit oldum. Bir grup gazeteci Parti’nin eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile sohbet etmek üzere buluştuğumuzda. Zira eşbaşkanların en çok vurguladıkları mesaj, sürece sımsıkı tutunacaklarıydı. 7 Haziran seçimlerinde barajı aşıp Meclis’e girseler de, giremeseler de.
Ancak diğer taraftan, sürecin şu anda sadece diyalogtan ibaret olduğunu da vurguladılar. Ve müzakerelerin bir an önce başlaması gerektiğini. “Gelinen noktada bir politik patinaj sözkonusu. Bunu aşmak için bir sıçrama olmalı” diye ekleyerek.


*


BU sıçrama ise acilen yapılmalı. Zira hem halkın askeri yöntemleri giderek daha fazla tercih etmesi, hem sürece olan inancın hızla zayıflaması, kırmızı alarm niteliğinde. Teyakkuza geçme vakti.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI