"Ünal Çeviköz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ünal Çeviköz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ünal Çeviköz

94 yıl önce bugün...

Bugün 24 Temmuz. Bugün 1923 yılında imzalanan Lozan Barış  Antlaşması'nın 94. Yıldönümü. Gururla, başımız dik olarak içinde yaşadığımız bağımsız ve egemen Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasının garanti belgesi olan Lozan Antlaşması'nın tarihteki yerini ve önemini genç nesillerin bir kez daha hatırlamasında yarar var. Zira son yıllarda Lozan'ı küçümseme, bir başarı hikayesi değil de bir başarısızlık belgesi olarak gösterme çabaları artıyor.

Bugünün verileri ve bilgisinden yararlanarak geçmişe bakan ve  geçmişin olaylarını bu şekilde değerlendiren bir tarih yaklaşımı objektif ve akademik olarak görülmediği gibi tarafsız bir yaklaşım olarak da kabul edilmiyor. Böyle bir yaklaşımla Lozan'ı eleştirmek veya küçümsemek de Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan ve adeta bir tapu belgesi gibi görülmesi gereken Lozan Barış Antlaşması'nı zayıflatan bir sonuca yol açıyor.

 

Bu açıdan bakıldığında, Lozan'ı anlamak için öncelikle Türkiye'ye Birinci Dünya Savaşı sonunda dayatılan Sevres (Sevr) Antlaşması'nı hatırlamak gerekiyor. 1914-1918 yılları arasında süren Birinci Dünya Savaşı'nı bitiren barış anlaşmalarının imzalanması öyle bir çırpıda kolaylıkla gerçekleşmemiştir. Savaşın "kazananlar"ı, "kaybedenler"e tek tek imzalattıkları barış anlaşmaları ile kendi isteklerini dikte ettirmeyi hedeflemişlerdir.

 

Versailles (Versay) Antlaşması Almanya'ya 28 Haziran 1919'da imzalattırılmış, Bulgaristan 27 Kasım 1919'da Neuilly'de, Avusturya 10 Eylül 1919'da St. Germain'de, Macaristan da 4 Haziran 1920'de Trianon'da imzaladıkları anlaşmalarla teslim bayraklarını çekmişlerdir. Hesabı kapatılamayan Osmanlı İmparatorluğu'na ise 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması imzalattırılmıştır.

 

Sevr'i Osmanlı İmparatorluğu, dolayısıyla Istanbul Hükümeti imzalamıştır. Ancak o sırada Mustafa Kemal'in başlattığı Kurtuluş Savaşı sürüyor ve bu savaşı sürdüren siyasi yapı da kendini 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Hükümeti olarak ilan etmiş bulunuyordu.

 

Osmanlı heyetinin Sevr Antlaşması'nın hükümlerini gönüllü olarak kabul ettiğini söylemek haksızlık olur. Ancak, bu anlaşmayı imzalamak istemeyen Osmanlı Devleti'nin topraklarının işgaline devam edilmesi, örneğin Yunanlıların Bursa, Balıkesir ve Edirne'yi işgali, İngilizlerin ise Bandırma ve Mudanya'ya asker çıkarmaları Istanbul Hükümeti'ni çaresizlik içinde bırakmış ve anlaşma bu şartlar altında imzalanmak zorunda kalınmıştır.

 

Sevr Antlaşması'nı Yunanistan dışında hiç bir ülke onaylamamıştır. Birinci Dünya Savaşı'nı bitiren anlaşma olarak anılan Sevr Antlaşması da bu yüzden hiç bir zaman uygulanmaya konamamıştır. TBMM Hükümeti Sevr Antlaşması'nı tanımamış, Kurtuluş Mücadelesi'ne devam etmiş, bu mücadeleyi kazanarak kendi muzaffer konumunu pekiştirmek için düşmanlarını kendi koşullarını kabul ettirecek bir barış anlaşması imzalamaya zorlamıştır. Lozan Antlaşması işte bu anlaşmadır.

 

İşgal kuvvetlerinin TBMM Hükümeti'ni bir muhatap olarak kabul  etmelerine yol açan en önemli gelişme 1922 yılında 26 Ağustos'u 27 Ağustos'a bağlayan gece Afyon'da başlatılan, Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak da anılan, Büyük Taarruz'dur. Bu muharebe 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar Meydan Muharebesi ve düşmanın tamamen imha edilmesiyle sonuçlanmıştır.

 

Muzaffer ordumuzun 9 Eylül 1922'de İzmir'i kurtarmasından sonra bu defa Boğazlar, Istanbul ve Trakya'yı kurtarmak üzere yönünü kuzeye çevirmesi işgal kuvvetlerinin ateşkes çağrılarına yol açmış, 11 Ekim 1922'de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. Bunu takiben de TBMM Hükümeti Lozan'da başlayan barış görüşmelerine davet edilmiştir.

 

İşgal kuvvetleri TBMM Hükümeti'ni 28 Ekim 1922 tarihinde barış görüşmelerine davet etmişlerdir. Ancak bu barış görüşmelerinin asıl hedefi aslında Sevr Antlaşması'nın hükümlerini olabildiğince kabul ettirmek olduğundan, TBMM Hükümeti'ni baskı altına almak gerekiyordu. Bunun da yolu barış görüşmelerine Istanbul Hükümeti'ni de davet etmekle sağlanabilirdi. İşgal kuvvetlerinin bu oyununa gelmeyen TBMM Hükümeti, 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması kararını aldı. Lozan görüşmeleri de 20 Kasım 1922'de başladı.

 

Lozan görüşmelerinde TBMM Hükümeti heyetinin başlıca hedefi  Sevr ile bağımsızlığı ve egemenliği ortadan kaldırılan bir ülke olmaktan çıkmak olmuştur. Bunu sağlamanın en önemli adımını  Sevr ile dayatılan kapitülasyonların kabul edilmemesi ve Anadolu toprakları üzerinde egemenliğin kayıtsız şartsız sağlanması oluşturuyordu. Sevr ile Anadolu üzerinde kurulması planlanan bir Ermeni yurdu da TBMM Hükümeti tarafından reddedilen temel unsurlar arasında yer alıyordu. Bu konularda önceleri taviz vermeye yanaşmayan işgal kuvvetleri savaşa devam edilmesi riskiyle karşı karşıya kalınca geri adım attılar.

 

Tarihi olaylara geriye dönerek bakarken, o günün koşullarını ve o güne giden süreçleri göz önüne alarak değerlendirmelerde bulunmak adil ve gerçekçi, objektif, taraf tutmayan bir yaklaşım olanağı sağlar. Lozan'ı iyi anlamanın yolu da budur. Lozan bağımsız, egemen ve kendi ayakları üzerinde başı dik olarak durabilecek bir devletin temellerinin atılması için müzakere edilmiş ve kurtarılan vatan toprakları üzerinde böyle bir devleti kurmak için imzalanmış bir anlaşmadır.

 

Lozan Antlaşması'nın bütün meseleleri çözüme kavuşturduğu söylenemez. Ancak bu anlaşma ile kurulması sağlanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ileride attığı yeni adımlar ve imzaladığı  yeni anlaşmalar çözümsüz kalan konuların da zaman içinde çıkarlarımız doğrultusunda çözüme kavuşturulmasına yol açmıştır.

 

Bugün 24 Temmuz. Temmuz'un en güzel günü. Son 94 yılımızla ilgili ne varsa tamamını borçlu olduğumuz ecdadımıza,  şehitlerimize, gazilerimize selam olsun.

X