"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Muhasebecinin böylesi...

‘Hesaplaşma’, yeri geldiğinde acımasız bir ölüm silahına dönüşen otistik bir muhasebecinin hikâyesini anlatıyor. Film, abartılı yanlarının yanı sıra adrenalin yükseltici sahneleriyle dikkat çekiyor.   

Hey gidi hey... 1988’de ‘Rain Man’le otizmi popüler kültürle buluşturan Hollywood, 2016 itibariyle bu kez aynı sulara ‘Süper kahraman filmi’ formatında dönüyor... ‘Hesaplaşma’ (‘The Accountant’) rakamlar, gizemler, deha, mental problemler ve aksiyonun şahı sahneler etrafında biçimlenmiş bir yapım. ‘Pride and Glory’, ‘Warrior’ gibi yapıtlarıyla tanınan Gavin O’Connor’ın imzasını taşıyan filmin konusu kısaca şöyle: Christian Wolff, küçük çaplı ofisinde çalışan, büyük sulara açıldığında da matematik dehasını ortaya koyan tuhaf bir muhasebecidir. Son işi, Rita ve Lamar Blackburn kardeşlerin sahibi olduğu ‘Living Robotics’ adlı, çeşitli uzuvlarını kaybedenlere hizmet veren bir şirketin mali hesaplarını kontroldür. Kendisine yardımcı olan şirket çalışanı Dana’yla birlikte işe koyulur ve kısa bir süre içinde kaybın, yaklaşık 70 milyon dolarlık bir meblağa yakın olduğunu ortaya çıkarır. Lakin bu işin ardından ikilinin başına gelmeyen kalmaz.

 

Konuyu özetledik ama senaryo kuşkusuz bu kadar öz ve sarih değil. Özellikle öykünün otistik kahramanının gizli dünyası açıldıkça film fikri ve fiziki anlamda bambaşka yollara sapıyor. Wolff’un çocukluğu, sadist asker baba, ergenlik dönemi Jakarta’da alınan yakın dövüş sanatları dersleri, mapushane günleri, şimdiki zamanda da son derece korunaklı, modern bir sığınakta geçen hayat...

 

Yetmedi, öyküye eklemlenen tuhaf bir kiralık katil... Yetmedi, zaman içinde iki yalnızın bir limanda buluşması misali Wolff’la Dana’nın fiiliyata dökemediği hissiyatları. Ve bir başka kol ilerleyen Hazine Bakanlığı’na bağlı çalışan ve mali suçların peşine düşen Ray King’le işi aldığı, şiddetle örülü geçmişinden kaçmaya çalışan yardımcısı Marybeth Medina ikilisi. Onların yolu da elbette Wolff’la kesişecektir...

 

 

‘BATMAN’ İDMANI

 

Bill Dubuque’nin onca kenar süsüyle (arada Renoir, Pollock tabloları havada uçuşuyor) bezeli senaryosu, otistik bir karakterden seri katil gibi çalışan ama gönlü elbette adaletten yana atan bir ‘süper kahraman’ yaratmış. Bu metne göre atmosfer yaratmak, özellikle silahlı aksiyon sahnelerini estetize etmek, farklı açılar kullanmak, özenli kadrajlar yakalamak da yönetmen koltuğundaki Gavin O’Connor’a düşmüş. ‘Hesaplaşma’ bende şık paketi açılınca bir müddet sonra cazibesini kaybeden hediye hissi uyandırdı. Buna senaryonun giriftleşme gayretinin neden olduğu kanaatindeyim; oysa tıpkı hayattaki gibi bazı şeyler sade kalsa daha güzel ve etkileyici olacakmış.

 

Oyunculuklara gelince: Ben Affleck sınırlı yetenekleriyle yine aksiyon kahramanı olarak karşımızda. Bu filmde Christian Wolff karakterinde ‘Batman’ antrenmanı yapmış gibi. ‘Up In The Air’le keşfedilen Anna Kendrick benzeri karakterlerle karşımıza çıksa da her seferinde sanki farklı bir esinti sunuyormuş gibimize gelmeyi sürdürüyor. J. K. Simmons şov yapmaya elverişli bir karakter bulmuş ve Ray King rolünde ‘Whiplash’teki kadar olmasa da ışıltı saçmayı başarmış. Tuhaf kiralık katil Brax’te Jon Bernthal de kısa ama öz döktürmüş. Lamar Blackburn’ü canlandıran John Lithgow (De Palma’nın ‘Raising Cain’inden dolayı gönlümüzdeki yeri ayrıdır) ise kısa rolünün kurbanı olmuş, pek bir şey döktürememiş!

 

Sonuç olarak; kimi sayılarla yüklü kadrajları ‘A Beautiful Mind’ı çağrıştıran ‘Hesaplaşma’, izlemesi keyifli ama konusu hakkında şöyle bir durup düşünüldüğünde o keyfin hafiften kaçtığı bir film olmuş.

 

HESAPLAŞMA

 

Yönetmen: Gavin O’Connor

 

Oyuncular: Ben Affleck, Anna Kendrick, J. K. Simmons, Jon Bernthal, John Lithgow, Jean Smart, Cynthia Addai-Robinson, Jeffrey Tambor

 

ABD yapımı

 

 

HAKKÂRİ’DE BİRKAÇ MEVSİM...

 

Yılmaz Erdoğan yeniden Hâkkari’ye dönüyor. ‘Ekşi Elmalar’, tıpkı ‘Vizontele’de olduğu gibi 70’lerde geziniyor, sonrasında 12 Eylül’e uğruyor, Antalya’ya uzanıyor ve öyküsü, zaman içinde yerine oturuyor. Erdoğan, her zaman olduğu gibi senaryosunu kendisinin kaleme aldığı filminde Adalet Partisi’nden üçüncü kez aday olduğu belediye başkanlığı adaylığından eli boş dönen sert mizaçlı bir babayla (ismi Aziz Özay), üç kızının yörenin örf ve âdetleri arasında biçimlenen hayatlarını perdeye taşıyor.

 

Film Muazzez, Türkân ve Safiye’nin öykülerine kulak kabartırken onlar için aşkın aynı zamanda baskıcı bir rejimden kurtulma yönündeki en önemli çare olma durumuna vurgu yapıyor. Lakin baba, kızlarının gönüllerince hareket etmelerine kendi iktidarının refleksleri gereği ket vuruyor.

 

Yılmaz Erdoğan, bir kez daha kendi köklerinde dolaşırken ‘Vizontele’den farklı olarak (hikâyeyi ‘Deli Emin’siz kurmanın dışında!) bir anlamda, aynı zaman diliminde kadınların yaşadıklarına dikkat çekmiş. ‘Vizontele’, o yılları ve yöreyi kendince bir cennet tasviri içinde önümüze atıyordu, ‘Ekşi Elmalar’ az biraz neşeli ve eğlenceli ton tutturuyor ama genel olarak dönemin, kadınlar için nihayetinde dramatik unsurlarla dolu bir hayattan ötesini sunamadığının altını çiziyor. Filmin belli bir bölümü sanki Deniz Gamze Ergüven’in ‘Mustang’iyle flört ediyor gibi (elbette ayakları daha gerçekçi bir şekilde yere basarak). Bir noktadan sonra da ‘Züğürt Ağa’ya selam gönderiyor sanki.

 

Filme adını veren ‘Ekşi Elmalar’ aslında bir metafor. Asiliğin, daha da öteye gidersek asimilasyonun simgesi. Öte yandan Aziz Önay’ı da dönemin ‘Devlet baba’sının bakışı, kızları da özgürlükleri, hayatları ellerinden alınan kitle olarak mı görmek lazım, bilemedim (hele hele işin ucunda bir ‘hafızasızlık’ olduğu da düşünülürse). Lakin film açıldığı ‘siyasi’ sularda bize tatmin edici veri ya da iz sunamıyor, tıpkı Özgür karakterinin ‘devrimciliği’ gibi. Ben filmde en çok ziraat mühendisi Hatip’le Safiye’nin yürek burkan aşkını beğendim. Keza oyunculuklarda da kadrodaki herkes standartları tutturuyor, lakin Hatip’te Fatih Artman performansıyla bir adım önde.

 

Sonuç itibariyle ‘Ekşi Elmalar’, Yılmaz Erdoğan filmografisinde ‘Vizontele’yle birlikte ele alınması gereken ve tablonun eksik parçasını tamamlayan bir adım olmuş sanki.

 

 

EKŞİ ELMALAR

 

Yönetmen: Yılmaz Erdoğan

 

Oyuncular: Yılmaz Erdoğan, Songül Öden, Farah Zeynep Abdullah, Şükran Ovalı, Devrim Yakut, Ersin Korkut, Fatih Artman

 

 Türkiye yapımı

 

 

KIZIM HAKKINDA BAZI ŞEYLER...

 

Sevgilisiyle birlikte Lizbon’a taşınmaya karar veren ama bu planından vazgeçip Madrid’de kalmayı tercih eden bir kadın. Eskiden yaşadığı eve taşınıyor ve yazdığı mektuplarla geçmişe uzanıyor. Adını ana karakterinden alan ‘Julieta’, Pedro Almodóvar’ın kariyerindeki 20. film. İspanyol usta, alamet-i farikası kabul edilen melodrama yine göz kırparken bu kez abartıya kaçmamış (hoş, ben abartıya kaçtığı filmlerini de hep sevdim).

 

Alice Munro’nun üç kısa hikâyesinden sinemaya uyarlanan ‘Julieta’, kızıyla problem yaşayan ve onu uzun süredir görmeyen bir kadının hayatındaki farklı dönemlerde geziniyor. Filmi tanımlamak için suskunluk, suçluluk duygusu, yitip gidene ağıt, geçmişin muhasebesi gibi ifadeler kullanmak mümkün ama ben kısaca ‘keder’ demekten yanayım. Öte yandan öykünün başında trendeki gizem de Hitchcock’vari tatlar içeriyor.

 

Sonuç? Bu incelikli dram bence sezonun en iyi yapımlarından biri, kesinlikle kaçırmayın derim.

 

JULIETA

 

Yönetmen: Pedro Almodóvar

 

Oyuncular: Emma Suárez, Adriana Ugarte, Daniel Grao, Inma Cuesta, Rossy de Palma / İspanya yapımı

 

 

SAKİN VE DESTANSI...

 

Ve Hz. Muhammed’in hayatından kimi kesitler, ikinci kez büyük yapım olarak beyazperdede. 1976 tarihli ünlü klasik ‘Çağrı’dan sonra bu kez İranlı Majid Majidi ‘Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’nde (‘Muhammad: The Messenger of God’), İslamiyet’in doğuşuna ama asıl olarak peygamberin yaşadıklarına odaklanıyor.

 

İki yıllık araştırma süreci dahil toplam yedi yıllık bir emeğin ürünü olan yapım, daha çok Hz. Muhammed’in çocukluk dönemi eşliğinde İslam’ın temel felsefesini perdeye taşıma derdinde. Film, ilk kez geçen yıl Montreal Film Festivali’nde gösterilmişti. Organizasyon dahilindeki basın toplantısında yönetmen Majidi, yapıtına ilişkin, “İçinden geçtiğimiz şu dönemde dünya yüzeyindeki kimi şiddet olaylarının ve eylemlerin yarattığı algının aksine İslam barış, dostluk ve sevgi dinidir; filmde bunu göstermeye çalıştım” şeklinde konuşmuştu. Ayrıca Majidi’nin de altını çizdiği gibi bugüne kadar Hz. İsa hakkında 200’e, Hz. Musa hakkında da 100’e yakın film çevrilmiştir. İranlı yönetmenin çalışması, Hz. Muhammed hakkındaki ikinci büyük yapım olarak sinema tarihine geçecek.

 

Toplam süresi 178 dakika olan ‘Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’, Mekke’de Müslümanlığı kabul edenlere zulüm yapıldığı dönemde başlıyor ve geçmişe uzanarak Hz. Muhammed’in doğumundan çocukluğuna kadar uzanan dönemi annesi Amine, dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip ve süt annesi Halime karakterleri etrafında anlatıyor. Görüntü yönetmenliğini İtalyan büyük usta Vittorio Storaro’nun (‘Kıyamet’, ‘Kızıllar’, ‘Son İmparator’) üstlendiği yapımın müziklerini de ünlü Hintli besteci A. R. Rahman yapmış.

 

 

YENİ ‘ÇAĞRI’ MI?

 

40 milyon dolara mal olan ve Tahran’ın 70 km. güneyindeki Allahyar Köyü’nde kurulan sette çekilen film, destansı bir anlatım tuttururken Majidi, ele aldığı son derece hassas meselelerde bence dertlerini aktarmayı başarmış. Peygamberin çocukluğunu yüzünü göstermeden sırt çekimleriyle perdeye taşıyan filmde Hz. Muhammed’in sesi kullanılmamış, konuşmaları altyazı olarak perdeye yansımış. Öte yandan bir sahnede çocukluk dönemindeki Hz. Muhammed’in suya hükmetmesini ve açlık çeken bir topluluğa bereket getirmesini izliyoruz. Bu bölüm, kadrajları, draması ve müziğiyle filmin sinematografik açıdan en etkili yanı olarak dikkati çekiyor.

 

Salondan çıktıktan sonra elbette şu soru akıllara geliyor: ‘Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’, şimdiki zamanın ‘Çağrı’sı olur mu? ‘Rahmetli’ Mustafa Akkad’ın yapıtı ele aldığı dönem itibariyle aksiyonel özelliklere sahipti, dolayısıyla aynı etkiyi yapmaz ama Majidi’nin yapıtı da sakinliği ve dertleri itibariyle farklı bir yeri tarif ediyor ve bu yanıyla ilgiye değer. Filmin bir yerinde, farklı inanç toplulukları arasındaki meseleler konuşulurken sarf edilen “Komşuluk hakkı, kaderlerini birbirlerine bağlıyor” cümlesi de, o dönemlerden günümüze, ait olduğumuz zamana dair hatırlatmalar içinde, bence en kıymetlisiydi.

 

 

HZ. MUHAMMED: ALLAH’IN ELÇİSİ

 

Yönetmen: Majid Majidi

 

Oyuncular: Mahdi Pakdel, Alireza Shoja Nouri, Mohsen Tanabandeh, Dariush Farhang, Seyed Sadegh Hatefi, Sareh Bayat, Mina Sadati 

 

İran yapımı

 

 

HER YAŞTAN ÇOCUKLARA

 

Haftanın animasyon seçeneği ‘Kubo ve Sihirli Telleri’ (‘Kubo and the Two Strings’), Travis Knight imzalı bir animasyon. Filmin Türkçe seslendirme kadrosunda Ege Gürel, Kadir Çermik, Burcu Başaran ve Bedia Öztep gibi isimler görev almış.

 

Muhasebecinin böylesi...

X