"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Görselliğiyle uyuşturuyor!

Denis Villeneuve imzalı ‘Sicario’, Meksikalı bir uyuşturucu karteline karşı CIA’in düzenlediği operasyonlar üzerinden ahlaki ve hukuki meseleleri de tartışmaya çalışıyor. Filmin görselliği ve atmosferi çok başarılı.

Bazı filmler ilginç bir oluşumun eseri olarak karşımıza çıkıyor; açmak gerekirse mesela hikâyesi mükemmel ama rejisi problemli ya da rejisi çok güçlü ama görüntü çalışması yetersiz veyahut müziği unutulmaz ama film geneli itibariyle vasat bile olmayabiliyor. Bu ön parantezi, “Hepsinin iyi ve çizgi üstü olması durumuna ‘Başyapıt’ diyoruz” hatırlatmasıyla kapatalım. Haftanın mönüsündeki öncelikli durağımız olan, Denis Villeneuve imzalı ‘Sicario’, girişte altını çizdiğimiz tanımlar içinde gidip gelen, tuhaf bir sentezin ifadesi. Yerel bir operasyonla başlayıp ‘komşu’ya (tabii ki Meksika) sıçrayan geniş bir halkanın peşinde koşan öykü, seyirci nezdinde adrenalini hiç düşürmüyor, arada bir de ‘sosyolojik’ takılıyor.
Önce kısaca hikâye diyelim: FBI ajanı Kate Macer, çok sayıda ceset buldukları ve iki meslektaşlarını kaybettikleri bir operasyonun ardından meselenin gerçek faillerinin ortaya çıkarılması yolunda daha büyük denizlere açılmaya karar verir. İpin ucu Meksika’daki bir uyuşturucu karteline uzanmaktır. Macer, CIA’in yürüttüğü ‘deplasman’ operasyonlarına katılırken bütün bu süreçte gelişen birtakım ahlaki ve hukuki saptamalar yüzünden iç hesaplaşma yaşayacaktır.
‘Incidies’, ‘Prisoners’ ve ‘Enemy’ adlı filmleriyle tanıdığımız Kanadalı Villeneuve, öyküsünü Taylor Sheridan’ın kaleme aldığı ‘Sicario’da temel olarak atmosfere yükleniyor. Film boyunca üç operasyon sekansı var; etkileyici bir giriş olarak meseleye Amerikan topraklarında dahil oluyoruz, sonrasında Meksika’nın Juarez şehrine taşınıyoruz (ki burada görüntü yönetmeni Roger Deakins’ın kamerasının kent dokusundan yakaladığı sahneler muhteşem bir belgesel tadında) ve nihayetinde asıl darbenin vurulduğu tünel çatışmaları var.

Görselliğiyle uyuşturuyor


‘Meksika Sınırı’ aşılırken


Bütün bu çatı, genel olarak iyi çekilmiş bir aksiyon filmine hizmet ediyor. Operasyon sahneleri boyunca gerçekten seyirci olarak siz de olayın adeta canlı şahitlerinden biri haline geliyorsunuz. Bu elbette teknik açıdan bir yönetmenlik başarısı... Ama ne var ki eleştirmen dediğin biraz da o görsel örtü kaldırıldığında neler görünüyor, ona bakar ya da şöyle söyleyeyim: Bence bakmak zorundadır... ‘Sicario’da Deakins’ın görüntü yönetimi kadar İzlandalı Jóhann Jóhannsson’un müzikleri de üst düzeyde. Artı oyunculuklar da birinci sınıf; Kate Macer’da Emily Blunt belki de kariyerinin en iyi performansını ortaya koymuş (burada hemen ‘En iyi kadın oyuncu’da Oscar adaylarından biri olabilir notunu düşelim), keza operasyon şefi Matt’de Josh Brolin, CIA’e çalışan gizemli Alejandro rolünde de Benicio Del Toro gayet etkileyici.
Bütün bu güzelliklere rağmen itiraz noktası bence filmin sosyolojik takılıyormuş gibi gözüken ama aslında bildiğimiz yöntemlere göz kırpan, göz kırpmasa da “Ne yazık ki bu işin doğası bu” diyen yaklaşımında. Hele de işin içine mesela Alejandro karakteri üzerinden bir intikam unsuru eklendiğinde, “Zaten bu kartel dünyası zalimlerin elinde, onları yok etmek için zalim olmak lazım” noktasına götürüyor bizi. Bir adım sonrasında ise devlet eliyle gerçekleştirilen ‘yargısız infazları’ da savunmak gelebilir bence. Ayrıca FBI ajanı Kate Macer’ın, sanki çalıştığı kurum çok temizmiş gibi bu kadar saf, kirli yöntemlerden bihaber karakteri de fazla abartılı olmuş.
Sinemasal referanslara dönersek, dışarıdaki eleştirmenler filmi Kate’in son derece sert bir dünyadaki yalnızlığı ve tanıklığı itibariyle ‘Kuzuların Sessizliği’ ve ‘Zero Dark Thirty’ye benzetmişler. Genel çerçevesi itibariyle de Clint Eastwood ve Michael Mann filmlerinin havasını bulmuşlar.
Sonuç? ‘İsmini Meksika’da ‘Tetikçi’lere verilen ‘Sicario’ tanımından alan film, elbette bir ‘Traffic’ (Yönetmen: Steven Soderbergh) değil ama aksiyonseverler için son derece uygun bir seçim...

Sıcario

Yönetmen: Denis Villeneuve

Oyuncular: Emily Blunt, Josh Brolin, Benicio Del Toro, Victor Garber, Jon Berthal, Daniel Kaluuya, Jeffrey Donovan, Raoul Trujillo
ABD yapımı


‘Kartel’li en iyi beş film


TRAFİK (2000)
Yönetmen:
Steven Soderbergh

İKİ ESCOBAR (2010)
Yönetmen: Jeff ve Michael Zimbalist

VAHŞİLER (2012)
Yönetmen: Oliver Stone


END OF WATCH (2012)
Yönetmen: David Ayer


BLOW (2001)
Yönetmen: Ted Demme

Üstten bakmanın zorlukları...

Herkese üstten bakmanın da üzerinde bir tavır: Dünyaya en üstten, 8.848 m’den bakmak!.. Şaka bir yana, Himalayalar’ın zirvesi kuşkusuz insanoğluna bu hissi bizatihi yaşatmasıyla yeterince çekici, yeterince cazip... İzlandalı Baltasar Kormakur imzalı ‘Everest’, 1996 yılında söz konusu zirveye farklı nedenlerle ama aynı heyecanla ve şevkle çıkmak isteyen bir grup insanın öyküsünü anlatıyor.
Gerçek bir olaydan ve karakterlerden yola çıkan ‘Everest’, ait olduğu türün yani ‘Felaket filmleri’ kategorisinin klişelerinden elbette kurtulamıyor. Önce ana karakterler üzerinden kısa bir tanıtımla giriş yapan film, belli bir noktadan sonra zirve tırmanışına odaklanıyor. Bu aşamadan sonra da film adeta üç nokta etrafında dönüp duruyor; zirvede zorluk yaşayanlar, ana kampta bulunan ve problem yaşayanlara yardım için çırpınan bir grup uzman ve tırmanışa gidenlerin yakınları...
Daha önce benzer heyecanları perdeye taşıyan ‘K2’ ve ‘Dikey Limit’ gibi yapımları izlemiştik. ‘Everest’, zirve aşamasında kimi heyecan dolu sahneleri barındırsa da türünün en iyileri arasına girmek açısından orijinal bir yapıya sahip değil. Ama yine de çok sayıda yıldız isimden (bu arada Josh Brolin ‘Scario’dan sonra ‘Everest’te de karşımıza çıkarak ‘Haftanın oyuncusu’ olmayı başarıyor) oluşan kadrosu, yer yer yüksekliği ve dondurucu soğuğu gerçekçi bir biçimde hissettiren birkaç sahnesiyle sizi kendi içine kolayca çekiyor ve öyküsünü, zaman zaman gererek izlettiriyor. Lakin Kormakur’un daha mütevazı ama daha iyi ve etkileyici filmlerine şahit olmuştuk. Bu arada ‘Everest’in en iyi yanı bu türden bir zirve serüveninin de artık ciddi bir endüstriye dönüştüğünü ve insanoğlunun, Himalayalar’ı da giderek çöplüğe çevirdiğini hatırlatması olmuş. Filmi izlerken içinizden, “Bari oraları kirletmeseydiniz” diyorsunuz...

Görselliğiyle uyuşturuyor


Everest


Yönetmen: Baltasar Kormakur

Oyuncular: Jason Clarke, Josh Brolin, John Hawkes, Emily Watson, Jake Gyllenhaal, Robin Wright, Keira Knightley, Sam Worthington, Elizabeth Debicki
ABD yapımı


‘Yol’u komediden geçen herkese...


‘Leyla ile Mecnun’ dizisinin senaristi olarak tanınan ve yönetmenlik uğraşına ‘Bana Masal Anlatma’yla adım atan Burak Aksak, ikinci çalışması ‘Kara Bela’yla huzurlarımızda. Film, Yeşilçam’ın iflah olmaz masum karakterlerini andıran Kudret’in, rüyasında gördüğü ‘Rahmetli’ annesinin “Antep Kalesi’nde kurtarman gereken bir kız var” uyarısı üzerine yollara dökülmesi üzerine bir öyküye sahip. Bu yolculuk esnasında Kudret’in emektar arabası ‘Kara Bela’ya sırasıyla sevimli bir seyyar satıcı, güzel bir caz şarkıcısı ve intihar etmek isteyen bir genç dahil olur. Kudret’i canlandıran Cengiz Bozkurt’un bir önceki filmi ‘İyi Biri’nde çizdiği tiplemeyi de andıran ana karakterin yanı sıra öykünün sürekli yollarda geçmesi de Ali Atay’ın ‘Limonata’sının (bu kez iki kişilik yolculuk dört kişiye çıkmış) ikinci yarısına benzer bir efekt yaratıyor. Ya da şöyle söyleyeyim, ‘eleştirmen kafası’ böyle işliyor.
Birkaç tane (“Mafya, polis, zabıta... Bu nasıl bir üçgendir böyle...” gibi mesela) çok sıkı espri barındıran yapım, genel olarak güldürüyor ama çok da orijinal bir çalışma olmamış. Ama son dönemde salonlara uğrayan onca kötü komedinin yanında tabii ki farklı bir noktada duruyor. Oyunculuklara gelince Cengiz Bozkurt rolüne ‘cuk’ oturmuş, Erkan Kolçak Köstendil ise zaman zaman kullandığı diyalektten dolayı olsa gerek, nedense Ertan Saban efekti yarattı bende. Seda Bakan ve Cihan Ercan da idare ediyorlar.
‘Bana Masal Anlatma’nın da Ocak 2015’te vizyona çıktığı düşünülürse bir yılda iki uzun metraj; bence özellikle ‘genç bir yaratıcı’ için fazla bir üretim... Naçizane Aksak’a önerim, bundan böyle potansiyelini daha derin ve kalıcı yapıtlarda değerlendirmesi. ‘Beklemedeyiz’ diyerek önümüzdeki yapıtlara bakalım...

Kara Bela

Yönetmen: Burak Aksak

Oyuncular: Cengiz Bozkurt, Seda Bakan, Erkan Kolçak Köstendil, Cihan Ercan, Tarık Ünlüoğlu, Erdal Tosun ile İştar Gökseven
Türkiye

X