"Tuba Şatana" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tuba Şatana" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tuba Şatana

Ortak dilimiz, yemek…

Terör, savaş, geçim derdi, gelecek korkusu, bilinmezlik birçok insanı memleketinden eder. Bazısı zorunludur, bazısı da daha iyi hayatlar kurabilme hayali…

Bazen kendi ülkemizde yabancı oluruz, bazen başka ülkede, dilini bilmediğimiz… Ezberimizde olmayan topraklarda, sarıdan maviye, yeşilden griye göçeriz, evden apartman dairesine, komşuluktan, vurdumduymazlığa…

 

İzmir, Basmane bölgesi de memleketini terkendelere ev olagelmiş yıllardır. Seksenlerin başında Mardinliler ve Diyarbakırlılar gelmeye başlamış, son yıllarda da Suriyeliler. Hatta Mardinlilere, İzmirli Mardinliler deniyor. Onlar öncü olduğundan, takiben başka illerden gelenler de itibar görmek için Mardinliyim diyor, bir çeşit devre.

 

Kadifekale’ye zamanında tandır fırınlar inşaa etmeye başlamış Mardinliler. Zamanla bu tandır fırınlarında pişirdikleri ekmekler ünlenmiş ve her yerden alıcı bulmuş. Haliyle de dikkat çekmeye başlamış bu durum. Fırıncılar Odası da bu durumdan rahatsız olmuş, haliyle emek veren, vergi veren fırıncıları korumak lazım. Emekse, herkesin emeği. 

 

Yakıp yıkmak yerine, İzmir Belediyesi bu işi nasıl yasallaştırırım diye düşünüyor, bölgedeki halka bunu olumlu bir şekilde nasıl dönüştürebileceğinin çalışmasını yapmaya başlıyor.

 

2015 yazında mimarları, akademisyenleri bir araya topluyor Belediye’nin İzmir Tarih Tasarım Grubu ve Semi Hakim ve Shirley Kaston da Kök Projekt olarak kendilerini proje içinde buluyorlar. Semi’nin aşçı olması ve saha tecrübeleri olduğu için, platformda çalışan arkadaşı sayesinde platforma dahil ediliyorlar. İyi ki de ediliyorlar.

 

Saha gezisinin ve konuşmaların sonucunda iş şuraya geliyor; burası birinci dereceden arkeolojik bölge olduğu için zaten yıkılacak ve tüm hop, konuşmalar da boşa gidiyor.

 

Kök Projekt de İstanbul’a dönüyor. Semi, Souk Berlin’deki United Street Food’dan ilham alarak bir fikirle gidiyor İzmir Tarih Tasarım grubuna, topluluk liderleri bir araya toplansa, bir üretimhanede ürünler üretilse ve ürünler burada bir pazar kurulup satışa çıkartılsa, hali hazırda zaten Basmane’de olan pazar yeri kullanılsa.

 

Tasarı beğeni görüyor ve Kök olarak projenin koordinasyonunu, eğitim programını, markalaşma süresinin takibini de yapmak üzere çalışmaya başlıyorlar Semi ve Shirley.

 

Bölgedeki hanelerde saha çalışması yürütüyor, kısa da olsa onların günlük hayatlarına dahil oluyorlar. Ev hayatları nasıl, ne pişiriyorlar, ne satabilirler, hangi konularda eğitim verilmesi gerek… Zira ev kadını hep evde, kocalar çalışıyor, günlük işlerde.

 

Arada kullandığım bir terim vardır, kayıp jenerasyon diye. Oradaki Mardinli ailelerde de Suriyeli ailelerde de, göçen her ailede de yaşanan bir süreç bu, ne geldikleri şehrin kültürüne kendilerini dahil ediyorlar, ne de kendi kültürlerini tam olarak o şehre getirebiliyorlar. Konar göçer onlar. Ama gidemiyorlar.

 

O geldikleri mahallelerden de çıkmıyorlar, kendi memleketlerinden gelen ahbaplarının olduğu mahalleye yerleşiyor. Bazı evlerde birkaç aile kalıyorlar… Bazı evler iyi, bazıları viran.

 

Tarih Tasarım Atölyesi, kadınların birlikte çalışabilmesi, birbirlerine alışabilmeleri için her ay sonunda onları sofra etrafına topluyor, kadınlar yemek yapıyor, beraber yiyorlar.

 

Eğitimler Eylül’de başlayacak, önümüzdeki yaza kadar da üretimhane olacak binanın ve pazar yerinin hazırlanması programda. Yasal olunca da herşey, yordamıyla yapılınca, sürdürülebilir olması daha da kolaylaşacak.

 

Basmane İzmir’de büyük yatırımların yapıldığı bir mahalle bu son senelerde. Birkaç seneye eminim ki çok değişecek. Semi diyor ki, o mahallenin bu kültürel mozaiğini kaybetmeden birçok şey yapmaya çalışıyorlar. Kimseyi dışarıda bırakmadan.

 

Semi ekliyor, “Basmane’ye gelen göçmenlerin bir kapısı var, ırk gözetmeksizin, bu işe bir girizgah yapıp, eğitimi alıp, üretip satmak istiyorsan, sana kapı var. Sosyal entegrasyon üzerinden topluma giriş yapabilirler.”

 

Kadınların kooperatifleşmesi giderek yayılıyor, günlük yaptıkları işlerin karşılığında evlerini geçindirecek para kazanabiliyorlar ve toplumda görülmeyen, farkına varılmayan işlerin bir karşılığı, ederi olduğunu farkediyorlar. Kendilerine güvenmeye başlıyorlar ve toplumdaki yerlerini anlıyorlar.

 

Malzeme konusunda henüz bir sponsorları yok iş oraya gelmemiş ama, ben yazmış olayım, ucundan tutmak isteyen olur belki.

 

Sosyalleşebileceğimiz ilk alan yemek. Ne dil konuşulursa konuşulsun, ortak dilimiz yemek. Ve ilk lokma ekmekle başlıyor, ateşle, tandır ekmeğiyle.

 

 

İLLA Kİ!

 

Limon!

 

Ekşi olsun, benim olsuncular toplaşın. Nereden çıktı bu limon demeyin, herşeyi limonlu pişirmek ve sadece limonlu yemek istiyorum. Limon atağı içindeyim.

 

Her yemeğin içinde dilim dilim limonlar. Ama öyle mumlu filan değil, mis gibi Osman Amca’nın limonu onlar, teee Yalıkavak’tan.

 

Bamyaya bir tanesinin suyu, bir bütünün dilimleri ekleniyor.

 

Balığın altına dilim dilim, yanık tarafları benim olsun, balığı siz yiyebilirsiniz.

 

İyi tavuk buldum, benim ailede meşhur limonlu tavuğumu pişireyim dedim. Hemen altına dizdim diş diş sarımsaklar, dilim dilim limonlar. Karnına da doldurdum.

 

Sonra, tavuk piştikten sonra da o limonlu sarımsaklı tavuk yağıyla bulgur pilavı pişirirsin de, yiyen aklını oynatır! Ben de öyle yaptım zira.

 

Yaz turşuları kavanoz kavanoz boy gösteriyor evde, hepsinde dilim dilim limon ve salamura sadece, gene sarımsak ve tohum baharatla…

 

Bu yaz instagramda nereye baksam limon ızgara sahnede, yazın yükselen meyvesi oldu, benim limon.

 

Limonatanın yüz türlüsünü yapıyoruz, ama ya limon kreması? Peki ya limonlu sorbe? Limonlu granita?

 

Neyse, illa ki limon işte, onsuz olmuyor!

 

 

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI