"Tuba Şatana" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tuba Şatana" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tuba Şatana

Balık!

Sezon açılıyor, bereketli ve adil olsun dilerim…

O zaman biraz kitap karıştırıp nostalji yapmak lazım… Balık kitabı çok evde, konu derin, deniz gibi. Zaten balıkçılık desen tek dişi kalmış canavar, bu girizgah olsun, daha çok konuşuruz bu sezon…

 

Sıtkı Üner’in Balık Avcılığı ve Yemekleri kitabına gidiyor ilk elim. Milliyet Kültür Kulübü’nün baskısı, önsözde Büyükada 1968 yılı olduğu belirtiliyor.

 

Sıtkı Üner'in, Milliyet Gazetesi Balıkçılık Yazarı ve İstanbul Balıkçılar Cemiyeti 2. Başkanı olduğu dönemde yazdığı kitap bu. Karekin Deveciyan’ın kitabı dahil şimdiye kadar yazılmış en önemli amatör balık kitabı olduğundan bahsediliyor.

 

Sayfaları sarı saman kağıdı, burmunda eski kokusu… Uzun bir palamut-torik bölümü var, mevsimi tabii. Arkasından yemekler, tatlı su balıkları, hem meraklısına hem balıkçıya hitaben… Balık tutma terminolojisine aşina değilim ama Sıtkı Üner’in kitabını okumaktan alıkoymuyor bu beni.

 

Sonra çoğumuzun bildiği o balık takvimine geliyorum, şu üç ayı paylaşıvereyim sizinle.

 

Ağustos ayı için; Çingene palamutu mevsimini açar, boyu uskumru kadar ve biraz daha iridir.  Zevk erbabı levreğe bile tercih eder. Sardalyanın en lezzetli zamanıdır (Ne boldu bu yaz, sardalyaya doydum neredeyse). Yine bu ayda kılıcın nefasetine doyum olmaz (1968 tabii, şimdi ne kılıcı!). Ancak pahalı olduğundan her keseye elverişli değildir. Mercan ve sinağrip aynı durumdadır (Mercan da artık çiftlik balığı olarak satılıyor). Kolyozun tavası, pilakisi yapılır. İzmarit lezzetini iktisap etmiştir. Kefal tavsiye edilmez. İstakoz ve pavurya yine nefistir. (Ah ah…)

 

Eylül ayı için; Sardalya kılıç nefasetini devam ettirir. Palamut irileşmiştir. Her türlü yemeği yapılır (Şimdi nerdee, yağlanmamış oluyor İstanbul’da tezgahtakiler, ancak tavaya geliyor, bakalım be sene nasıl olacak). Lüfer tufanda olduğundan pahalıdır (Artık herdaim pahalı, zira kalmadı, tükettik, bitti, bitirdik). Kolyoz, izmarit, kırlangıç bolca çıkar (Anılar, anılar).

 

Ekim ayı için; Geçici balıkların, yazın Karadeniz’de beslenip, Marmara’ya göçe başladıkları aydır. Bu sebeple bol miktarda tutulurlar. Uskumru tufanda olarak kendisini gösterir. (Norveç değil ayol bizim uskumru, nefistir, bulursanız tabii). Lüfer tüm nefasetini kazanmıştır. İstavrit de yağlanmıştır. Palamut eylül ayında olduğu gibi bolca çıkar. Tekir, barbunya, kılıç, levrek, sinağrit, mercan, sardalya, eşkina, minakop, torik, izmarit, istrongilos, aterna gibi balıkların nisbeten ucuz olarak pazarlardan temini mümkündür. (çoğunuzun adı bile unutuldu ne yazık kii pazarı bırak lüks tezgahta yok…).

 

Sonra günümüze dönüyoruz.

 

Senegal’den, Norveç’ten, Gine’den balıklar tezgahlarda yerini buluyor.

 

Sonra Hürriyet’in 23 Ağustos tarihli haberine gidiyoruz; Moritanya’dan haberler geliyor, oralarda avlanmaya gidiyor ve dev filolar kuruyor Türk balıkçıları ya hani, okumuşsunuzdur.

 

Ama tuttukları balıkları satmıyorlar, yemiyoruz yani o balıkları, ne biz ne de başkaları, o denizden tuttukları balıkları, balık çiftliklerindeki balıklara yem olsun diye una çeviriyorlar!

 

Hatta avlanma yasağı olan yerlerde de büyük cezalar ödüyorlar ve uluslararası avlanma yasağı dahi alıyorlar, ama balık tutmaya devam ediyorlar, yani balık unu yapmaya.

 

Hatta öyle ki dünyanın en büyük kültür balığı üreticilerinden olan Türkiye’nin balık unu ihtiyacını o balıkçılar karşılıyor hani Moritanya’da tuttukları balıklarla.

 

Yılan hikayesi gibi bir balık hikayesi…

 

Nostalji yapacaktım ama bu kadar oluyor!

 

Asaf Ertan’ın İstanbul Boğazı’nda Balıkçılık kitabındaki ithaf cümlesiyle bitireyim bu yazımı:

 

“Zarar vermeksizin, emeğini denizden kazanan ve kazanacak olan tüm deniz emekçilerine,  Rastgele”

 

 

İLLA Kİ!

 

Bayram yemeği!

 

Toplayın ailenizi, küçük, büyük farketmez. Kan bağı olması da gerekmez aile demek için,  bence insanın sevgiyle kurduğu bağdır aile dediği.

 

Sofranızda ne olursa olsun, oturun masanın etrafına, bırakın o cep telefonlarını kenara, yiyin, için, gülün, dedikodu yapın, atışın… Televizyonu da açmayın. Oturun uzun uzun. Arkada da bir müzik olsun tıngır mıngır. Masadaki tabaklar boşalsın yavaş yavaş, gece uzasın…

 

Yemekten sonra atın kendinizi koltuklara, için kahvenizi, sohbete devam edin, sonra o rehavetle belki koltukta biraz kestirirsiniz, birisi gelir üzerinizi örter.

 

Bayram güzeldir. Huzur dolu bir bayram diliyorum, sevdiklerinizle.

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI