"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Güldürürken yüzleştiren psikolog

Tanınmış bir terapist olmayı hayal ederken insanların terapinin ne olduğunu bilmedikleri için gelmediğini fark eden Psikolog Ferhat Aydın namıdiğer Bar Psikoloğu, psikolojiyi keyifli bir dille anlatmayı kendine dert edindi. Mesleki depresyonu, ilham verici bir girişimcilik örneğine evrilten Bar Psikoloğu ile tam da sahnesindeki gibi derinlikli bir sohbet gerçekleştirdik.

Güldürürken yüzleştiren psikolog

-24 Kasım’da Bursa’da “Erkek Diliyle Şiddeti Konuşuyoruz” etkinliğinde de konuşmacı olarak yer alacaksınız.
Evet, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği’nin düzenlediği etkinlikte, farklı alanlardan değerli konuşmacılarla birlikte olacağız. Şiddet aslında insanın çok ciddi bir problemidir. Kolay çözülecek bir mesele değil ama minimize edebiliriz. Özellikle konuşulması gereken cinsiyet rolleri, sıkıntıları var; ancak küçüklüğünden itibaren yüklenen sorumluluklar nedeniyle, bence erkeğin durumu pek de iç açıcı değil. Psikiyatrik bozukluk anlamında şiddet gören çocukların, yetişkin olduklarında psikiyatrik bir bozukluk yaşama ihtimalleri diğerlerinden daha fazla olduğunu biliyoruz. Ben devlet tarafından bütün çiftlere evlilik öncesi danışmanlığın zorunlu tutulmasını savunuyorum. Çünkü şiddet uygulayan kişinin mutlaka geçmişinde bir kalıntı oluyor. Sevildiğini hisseden bir insan kolay kolay şiddet uygulamıyor. Aileden, eğitimden başlıyor her şey. Yeni bir şey söylemiyorum ama önemli olan bu farkındalığı sağlamak. Eğitim ve toplum bunu ne kadar törpülerse o kadar faydamıza olacak.

Güldürürken yüzleştiren psikolog

Fotoğraflar: Cihan Atasever

 SEVİLMEYİ BİLMİYORUZ

-Şiddeti kabulleniş ya da yüzleşememek nerden kaynaklanıyor?
Bence birçok insan nasıl sevildiğini bilmiyor. İlişkisini anlatan kadına, niye çekiyorsun diye sorduğunda, yılda bir saçının okşanmasının yettiğini görüyorsun mesela! Sevginin nasıl bir şey olduğunu henüz tam idrak edememişiz. Niye dersek, yine çocukluğa ve kültüre geliyoruz. Çünkü öte yandan alttan alta verilen ve kabul ettiğimiz toplumsal cinsiyet görev ve sorumlulukları da var. Aslında kriminal bir durum olsa bile hadi barışın denilerek eve gönderilen, davaya taşınmayan birçok olayla da karşılaşıyoruz. İşin yasal süreçleri de ayrı bir boyut. Terapiye giden kadınların boşanma ihtimalleri bu yüzden artıyor, çünkü aydınlanıyorlar. Oysa evlilikten kimin ne beklediğini, cinsellik de dâhil daha baştan konuşmak gerekiyor. Çünkü ilişkilerin daha sağlıklı ve uzun süre devam etmesinde cinsellik de önemli konuların başında geliyor.
-ODTÜ Psikoloji mezunusun ve sonrasında mesleğinle ilgili pek çok hayal kırıklıkları yaşamışsın. Neydi beklentin ve seni arayışa iten şey?
Ben aslında hep terapist olmak istedim. Aklımda fularlı, aynı zamanda karizma, ofisine sürekli danışanları gelen bir terapist hayali vardı. Mezun olduktan sonra master yapmam, terapi eğitimleri almam ve de tecrübe kazanmam gerekiyordu ama bunların hiçbiri olmadı. Asgari ücretten hallice bir maaşla çalışır mısın dediklerinde, hayır ben bunun için okumadım deyip Ankara defterini kapattım. Bütün psikolojik danışmanlar İstanbul, Ankara ve İzmir’de yoğunlaşmıştı; bir arkadaşım çok iyi bir iş bulursun dediği için, hayatımda hiç gitmediğim Gaziantep’e gittim. En azından terapi eğitimi için de kenara para koyarım diye düşündüm. Altı ay kalırım derken iki sene yaşadım. Sonra askere gittim, bir yandan revirde psikolog olarak çalışırken bir yandan da terapi eğitimi almaya başladım. Bitirdikten sonra İstanbul’da bir danışmanlık merkezine girdim ama yine terapi yapamadım. Çünkü insanların terapiye gelmediklerini fark ettim. Bir yandan da üstüne, adımı Google’a yazınca hiçbir şey çıkmıyor, muayenem Etiler’de değil gibi sebepler de eklenince mesleki depresyon dediğim bir sürece girdim.

Güldürürken yüzleştiren psikolog

TERAPİYİ BİLMİYORUZ

-Kilit nokta da tam burası sanırım?
Evet, tecrübem ve terapi eğitimim vardı. Sosyal ağım gelişiyordu ama kendime niye gelişmiyor sorusunu sürekli soruyordum. Kendimi biraz daha iyi hissetmek ve de sadece sosyalleşmek için barlara fazla gitmeye başladım; çünkü orada tanıştığım insanlar, mesleğimi öğrendikleri andan itibaren “Ben normal miyim? Psikologa gittim bir işe yaramadı, ne yapmalıyım?” gibi sorular soruyordu. Bilmedikleri için gelmediklerini fark edince, ben de bir süre sonra mesleği anlatmaya başladım. Muhabbeti sevdiğim ve de mekânın sahibini tanıdığım için denemek maksatlı bir akşam oturdum sosyal medyadan etkinlik açtım. Sabah kalktığımda 100 kişi geliyorum derken, beş günün sonunda 500 kişi olmuştu. Oysa mekân 40 kişilikti.
-Beklemediğin bu ilgi sana nasıl bir yön çizdirdi?
Aslında derdim, sadece insanlara psikolojiyi anlatmaktı. Tabi çok teoriye girmeden, bilgiçlik taslamadan, anlaşılır bir şekilde nasıl anlatırımın yollarını denemeye başlamıştım. Bar konsepti, onlarca denememin ardından tuttuğunu gördüğüm; kendimi duyurabildiğim son iş oldu. İlgi görünce farklı şehirlerde de anlatmaya başladım; ancak bu süreçte psikolog olarak Marmaris’te 1 yıl çocuklarla ve anne babalarla çalıştım. BKM mutfakta çıkmak, benim hayalimdi ve bunu gerçekleştirmek için İstanbul’da bir kolejde çalışmaya başladım. Geçen yıl sadece sahne işi yapmalısın diyerek istifa ettim. Sahnenin dışında, seminerler, etkinlikler ve atölye çalışmalarında sadece psikoloji anlatıcısı olarak mesleğime devam ediyorum. En çok istediğim şeylerden biri de öğretmen ve ebeveyn seminerleri. “Hocam ne olacak bu çocuğun hali?” başlıklı yeni bir çalışmam da var
-Aslında tam da bir girişimcilik örneği sergilemişsin?
Kesinlikle! Yoksa bir fikrim var, barda da ne kadar dert anlatılıyor değildi olay. O yüzden ben şuna inanmıyorum; hedef koyacaksın, adım atacaksın ve ulaşacaksın... Sevdiğin ve kişiliğinin uyduğu şeyi yapıyorsan, başarı geliyor zaten. İşin hep eğlenceli taraflarını görmeye çalışan biriyim ama böyle bir şey çıkacağını çok da hayal etmiyordum açıkçası. Bu konseptin girişimcilik örneği olduğunu da sonradan fark ettim; çünkü ruh sağlığı gibi ciddi bir konuyu, bar gibi lakayt olmaya müsait bir ortamda anlatmaya çalışıyorsun.
-Mesleğini düşününce aslında risk de almışsın?
Çok düşünüp taşınsaydım böyle bir işe girişmezdim sanırım. Tecrübeli insan detaylara daha çok takılıyor. Benimki biraz cahil cesaretiyle oldu diyelim. Akıllı, düşünüp taşınırken deli varıp gelirmiş onu fark ettim. Sahnede zaten terapi yapmıyorum, bu bir psikoloji talk showu. İlk bölümde artık anlatma sırası bende diyorum, ikinci bölümde de soru alıyorum. Zaten herkes bambaşka kafa ve beklentiyle dinlemeye geliyor. Keyifli vakit geçirmenin dışında, sonunda problemini fark eden ya da aslında bir sorunu olmadığına karar veren de var. O yüzden ben artık şu noktaya geldim; anlattıklarımdan ben sorumluyum, anladıklarınızdan siz sorumlusunuz.
-Ortak sorular ya da sorunlarımız nelerdir?
Bence duyguları fark etmek ve ifade etmek konusunda bayağı geriyiz. Buna duygu okur-yazarlığı diyebiliriz. Beynimize düşünmeyi yeniden öğrettiğimiz için terapi süreci de çok uzun oluyor. “Ne hissediyorsun?” sorusu, Türkiye’de cevaplanması çok zor bir sorudur. İnsanlar genellikle düşüncesini söyleyerek cevap veriyor. Hayır, düşünceni değil hissini soruyoruz. Aile dinamikleri ve kültürel gelenekler nedeniyle hislerimizi hep bastırıyoruz. Ayıptır, idare edelim, tadımız kaçmasın derken içimize attığımız tüm duygular bir süre sonra başka bir yerden çıkıyor.
m Türkiye psikolojik kökenli fiziksel hastalıklarda (psikosomatik), dünyada ikinci sırada yer alıyormuş?
Evet, çoğumuzun anne babası fiziksel semptomlar nedeniyle hastaneye gider. Bir sürü film, tahlil vs.’den sonra doktor bir de psikiyatriye görünün der; çünkü artık psikosomatiktir. Sistem iç içe olduğundan, o kadar çok organ etkileniyor ki. Özellikle mide hem psikolojik hem fiziksel sindirim organıdır.

Güldürürken yüzleştiren psikolog

DEPRESYON ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI

-Depresyondayım sözünü de çok sık duyuyoruz?
Depresyon ile depresif mod çok karışıyor. Depresyon iştah bozukluğu, uykusuzluk, hayattan zevk alamama gibi semptomlarıyla uzun süre devam eden ciddi bir şeydir. Dünya Sağlık Örgütü depresyonu çağımızın hastalığı ve 2050 yılında ikinci ölüm sebebi olarak gösteriyor. Maalesef, bu kadar haz odaklı bir çağda yaşarken kaçınılmaz bir sonuç olarak görünüyor. Birçok insan ilaç kullanarak sorunu geçiştirmeye çalışıyor ancak benim bakış açıma göre ilaç son çare olmalı. İnsanı iyileştiren şey terapistiyle kurduğu, güvene dayalı, yargılanmayacağına inandığı ve onu güçlendiren ilişkidir. Terapide beynin birçok noktasının iyileşmeye yönelik değiştiğini biliyoruz. Yardıma ihtiyacım var diyerek el kaldıran kişiye hemen ilaç yazarsanız, uzattığı ellerini de kesmiş olursunuz.
-Peki neden terapiste gitmek istemiyoruz?
Terapiye giderek yüzleşmek zaten zor; ama ekonomik sebep de çok önemli. İstemesek de çok lüks bir şey oldu. Kültürel boyutta, bir güçsüzlük düşüncesi var. Oysa güçlü insan, güçsüzlüğünün farkında olan insandır. Duyguyu yönetmek, duyguyu fark etmek ve uygulamayla olacak şeylerdir. O yüzden kişisel gelişim furyasının verdiği 3 adımda mutluluk gibi hedefleri de sakat buluyorum. Kişisel gelişim saçmadır, çünkü kişisel değildir. Biz bütün insanların hikâyesini biricik ve ona özgü kabul ederek bu süreci yönetiyoruz.

DERİNLİĞİ OLAN SOHBET YAPIN

Öncelikle geleceği kaçırmamak adına Black Mirror izlemelerini tavsiye ederim. Soru sormanın ve merak etmenin önemini fark edin. Günlük hayatta “Nasılsın?”ın dışında, üzüntünüzü, mutluluğunuzu paylaşabileceğiniz derinlikli sohbetler yapın. Bol bol seyahat edin. Ayrıca meslektaşlarıma terapist olmak dışında hedefler koyun derim. Niye bu mesleği seçtik, derdimiz ne? Yaralı şifacılarız çünkü. İyileştirerek iyileşmeye çalışıyoruz bunu fark etsinler; ve “Ne için yaşıyoruz?” sorusu basit gibi görünse de buna varoluşçu psikolojiyi kurcalayarak cevaplar bulmaya çalışsınlar. Tam cevapları olan şeyler değil söylediklerim farkındayım ama zaten bilgiyi aramak, onu sevmek asıl hikaye.

X