Türkiye’nin yanı başında yeni bir insani kriz ihtimaline dikkat

HAFTA başında bütün dikkatler Vilnius’taki NATO Zirvesi’ne ve burada yürütülen Batı’ya dönük yoğun diplomatik trafiğe çevrilmişken, salı günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Türkiye üzerinden Suriye’ye yapılan BM yardımlarıyla ilgili yaşanan ve sonuçları itibarıyla Türkiye’yi ciddi bir şekilde etkileme potansiyeli taşıyan kriz yeterince dikkat çekmedi.

Haberin Devamı

Değindiğimiz kriz, Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde Türkiye’nin Hatay’daki Cilvegözü kapısı üzerinden bu ülkenin kuzeybatısına, özellikle İdlib bölgesine yapılan yardım faaliyetinin devam edebilmesi için gerekli uzlaşı sağlanamayınca patlak verdi.

BMGK toplantısında Brezilya ve İsviçre tarafından sunulan ve yardımın dokuz aylık bir süre için devamını öngören karar tasarısı 15 üyeden 13’ünün lehte oyuna karşılık Rusya’nın vetosuna takıldı. Çin Halk Cumhuriyeti ise çekimser kaldı.

Bunun üzerine Konsey’de Rusya’nın hazırladığı ancak yardımı yalnızca altı aylığına uzatan karar tasarısı oylamaya sunuldu. Bu tasarıya Çin ve Rusya ‘evet’ oyu kullanırken, ABD, Birleşik Krallık ve Fransa ‘hayır’ oyu verdi; 10 ülke ise çekimser kaldı. Yeterli çoğunluğu sağlayamadığı için bu karar tasarısı da kabul edilmedi. Sonuçta karar alınamadı.

***

Haberin Devamı

BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) yardımların devamı için en son bu yılın başında yaptığı yetkilendirmenin süresi 10 Temmuz günü dolmuştu. 11 Temmuz günü yapılan oylamalarda BMGK’dan yetki çıkmayınca Cilvegözü ve hemen karşısında Suriye tarafındaki Bab-el Hava kapıları üzerinden dokuz yıldır yürüyen yardım faaliyeti şimdilik durmuş oldu.

Konsey’de karşılıklı olarak ağır suçlamalar yapıldı. Gelinen noktadan en çok rahatsız olan kişilerden biri “hayal kırıklığı” yaşadığını açıklayan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’ti. Geçen şubat ayında bölgede meydana gelen deprem felaketinin etkileri hâlâ sert bir şekilde hissedilirken, insani ihtiyaçların da kendisini her zamankinden daha yüksek bir eşikte dayattığını hatırlattı Genel Sekreter.

Guterres, BM’nin sınır ötesi yardımlarının Suriye’nin kuzeybatısında yaşayan milyonlarca insan açısından “gerçek bir yaşam hattı” olmaya devam ettiğini vurgulayarak, “Milyonlarca insan bu yardıma muhtaç” diye konuştu ve Konsey üyelerine soruna çözüm bulmak için çabalarını artırmaları çağrısında bulundu.

***

BM’de yaşanan krizin ne anlama geldiğini görebilmek için önce kısaca sistemi hatırlamamız gerekiyor. BM’nin sınır ötesi yardım (cross-border) mekanizması, Suriye’deki iç savaşın şiddetlenmesi sonucu milyonlarca insanın özellikle kuzeybatıya göç edip burada yerleşmesi üzerine insani mülahazalarla başlatılmıştı.

Haberin Devamı

BMGK’dan ilk kez 2014 yılında çıkartılan bir kararın tanıdığı yetkiyle, BM yardımlarının Suriye içinde ihtiyaç duyulan bazı bölgelere Şam’daki merkezi hükümetin üzerinden geçmeden doğrudan ulaştırılmasına ilişkin bir mekanizma geliştirilmişti.

Bu mekanizma çerçevesinde Suriye’ye dört kapı üzerinden sınır ötesi yardım gidiyordu. İki kapı Türkiye sınırında açılmıştı: Biri Hatay’daki Cilvegözü, diğeri ise Kilis’teki Öncüpınar... Ayrıca Suriye’nin kuzeydoğusunda Irak sınırında Al Yarubiyah ile Ürdün sınırında Al Ramtha kapıları da bu yardımlar için seçilmişti.

2019’dan sonraki süreçte Rusya’nın BMGK’daki itirazlarıyla önce Ürdün, ardından Irak ve son olarak Öncüpınar kapıları aşama aşama BM insani yardım sisteminden çıkartıldı. 2021’den bu yana BM’nin “sınır ötesi” yardımları Suriye’ye yalnızca Hatay’daki Cilvegöz sınır kapısı üzerinden gidiyordu.

Haberin Devamı

Bu arada BM’nin Suriye’nin diğer bölgelerine de yardım yaptığını, ancak bu yardımların sınır ötesi mekanizmadan farklı olarak Şam’daki merkezi hükümet ile koordine edildiğini de hatırlatalım.

***

Şimdi işin siyasi boyutuna gelelim. Sınır ötesi insani yardımlar ağırlıklı biçimde Suriye’de muhalefetin son kalesi olarak kalan İdlib bölgesine gidiyor. BM raporları burada yaşayan 2 milyon 700 insanın büyük ölçüde bu yardıma ihtiyaç duyduğuna işaret ediyor. Bu raporlarda yardımların ulaştığı insan sayısının 4 milyona kadar çıktığı da belirtiliyor. İdlib’de nüfusun önemli bir bölümü, iç savaş koşullarında Suriye’nin başka bölgelerinden kuzeye kaçmak zorunda kalmış ve buradaki kamplarda çok zor koşullarda ikamet etmekte olan insanlardan oluşuyor.

Haberin Devamı

Hatay’ın hemen bitişiğindeki İdlib, bilindiği gibi, Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) isimli ve BM Güvenlik Konseyi belgelerinde ‘terörist’ olarak kabul edilen örgütün kontrolündeki bir bölge. Bu bölgedeki temel hizmetler HTŞ’nin ipleri elinde tuttuğu ‘Ulusal Kurtuluş Hükümeti’ tarafından sağlanıyor.

Peki bir çözüm bulunmazsa ne olabilir? Yardım mekanizması yeniden işletilemediği takdirde İdlib’de yaşayan insanların azımsanmayacak bir bölümü açısından gıda temini ve sağlık hizmetleri alanlarında tehlikeli sorunların baş göstermesi kaçınılmaz görünüyor.

Nitekim kriz bölgelerini izleyen bağımsız düşünce kuruluşu ‘Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Crisis Group) daha önce bu konuda hazırlamış olduğu kapsamlı bir raporda, sahadaki gözlemlere dayanılarak, BM yardımı kesildiği takdirde iç göçle İdlib’e gelmiş insanların çoğunun bölgeyi terk ederek, Türkiye’ye girmek isteyebilecekleri uyarısı yapılıyor.

Haberin Devamı

Özetle, konunun çözümsüzlük içinde kalması ve ciddi boyutlarda bir gıda sorununun yaşanması halinde Türkiye açısından sınırın hemen yanı başında yeni bir insani krizin patlak vermesi ihtimali hafife alınmamalıdır. Bu boyutlarda bir kriz Türkiye üzerinde yeni bir göç baskısı yaratabilir.

***

Peki bu noktaya nasıl gelindi?

Aslında BMGK’da yaşanan kriz konuyu yakından izleyenler açısından bir sürpriz değil. Esad rejiminin en önemli hamisi olan Rusya, sınır ötesi yardımların devamı konusunda uzun bir zamandır isteksizdi. Rusya, BM yardımlarının tümünün Şam’daki merkezi hükümet üzerinden geçmesi gerektiğini savunuyor, bu mekanizmayı Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü bakımından sakıncalı görüyordu.

Gelgelelim BMGK kararları ile uzatılan yetkinin süresi bittiğinde, BM’de yaşanan gerginlikler ve uzun pazarlıklardan sonra her seferinde bulunan formüllerle süre bir şekilde uzatılıyordu. İdlib’den gelebilecek yeni bir göç dalgasından endişe eden ve bunu caydırmak üzere bu bölgede azımsanmayacak büyüklükte bir askeri güç bulunduran Türkiye, her zaman sınır ötesi yardımın devamından yanaydı. Kuşkusuz, Astana sürecinde Türkiye ile Rusya arasında Suriye üzerinde yakın bir diyalogun yürümesi de bu yardımın sürmesinde bir faktör olarak hesaba katılabilir.

Ancak ABD ile Rusya arasında uzun bir zaman Suriye konusunda yürüyen diyaloğun da bu dosyada kilit bir faktör olduğunu belirtmeliyiz. Gelgelelim Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte ABD ile Rusya arasındaki ilişkiler çatışma ortamına girince, kaçınılmaz olarak Suriye meselesi de bu gerilimden etkilenmiştir.

***

Ayrıca, Esad rejiminin son zamanlarda Arap Dünyası ile ilişkilerini büyük ölçüde düzelttiği, Arap Birliği’ne dönüş sürecinin hız kazandığı bir dönemden geçiyoruz. Batı dünyası kendisine mesafesini korusa da, Esad rejimi uluslararası alanda her geçen gün zemin kazanarak yaşadığı dışlanmışlığı aşıyor. Artık Türkiye de Esad rejimi ile ilişkilerini normalleştirmek isteyen ülkeler arasında yer alıyor.

Dolayısıyla, Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde yaptığı bu kuvvetli veto hamlesi, Esad rejiminin yeniden meşru otorite olarak kabul edilmesi ve ülkenin tümü üzerinde egemenliğinin tesis edilmesi yönündeki politikasıyla uyumludur.

Bu gelişmenin son günlerde Türkiye’nin Rusya karşısında daha mesafeli bir çizgiye yöneldiği yolundaki tartışmaların sürdüğü bir döneme rastlaması da dikkat çekicidir. Ancak bu tartışmalar yaşanmasaydı da Rusya bu hamleyi yapacaktı muhtemelen. Yine de Rusya’nın insani yardımlar konusunda BM’deki vetosunun Türkiye’yi rahatsız edeceğini hesaplamamış olması düşünülemez. Her halükârda BMGK’daki adımın Rusya’nın eline Türkiye karşısında bir pazarlık kartı verdiğini teslim etmemiz gerekir.

***

Bu arada sürpriz bir gelişme, Suriye’nin önceki BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi üyelerine yaptığı bir bildirimle Cilvegöz kapısı üzerinden BM yardımının devamına izin verdiğini bildirmesi olmuştur. Gönderilen mektupta, “BM yardımına Suriye hükümeti ile tam işbirliği ve koordinasyon içinde hareket edilecek şekilde altı ay izin verildiği” belirtilmiştir.

Eski sistemde BM yardımı, rejimin itirazlarına rağmen Güvenlik Konseyi kararı ile Suriye sınırından içeri girebilmekteydi. Esad rejimi, bu kez izni kendisinin verdiğini vurguluyor. Bir başka deyişle Esad, “BM kararına gerek yok. Nasıl olsa ülkede meşru otorite benim, BM yardımı benim olurumla Türkiye üzerinden devam edebilir” demektedir.

Esad rejiminin önceki günkü diplomatik atağı aslında Rusya’nın BM’deki hamlesini tamamlayan bir adımdır. Muhtemelen birlikte planlanmıştır.

Şimdi en zor soru geliyor. Esad rejimi bu mesajı verdiği zaman uluslararası camianın “Hayır biz insani yardımı sürdürmeyeceğiz” deme marjı var mıdır? Ancak Batı dünyası bu öneriyi kabul ederse, Esad rejimini tanımak, muhatap almak durumuna girecektir.

Sonuçta, Esad rejimi ile normalleşme arayışında olan Türkiye açısından da ivedilikle el atılması ve yaratıcı bir diplomasi sergilenmesi gereken bir mesele var karşımızda.

Yazarın Tüm Yazıları