Şansölye Merkel’den İdlib’deki göç dalgasına

ALMANYA Şansölyesi Angela Merkel’i İstanbul’a getiren uçak geçen perşembe akşamı İstanbul’a inerken, Hatay’ın hemen bitişiğindeki İdlib’de binlerce Suriyeli, Rusya ve Esad rejimine ait uçakların bombardımanından canını kurtarmak üzere Türkiye sınırına doğru yollara düşmüş durumdaydı.

Haberin Devamı

Ve ertesi günü Merkel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ve bu göç hareketinin bütün sıcaklığının hissedildiği görüşmenin önemli bir ağırlık merkezi beklendiği gibi yine Suriyeli mülteciler meselesiydi.

Mülteci dosyası, Türkiye ile Almanya’yı 2015 yılında Suriyeli göçmen akınının durdurulması başlığı üzerinde ciddi bir pazarlığın içine çekmiş, sonuç Türkiye ile AB’nin 2016 yılında karşılıklı bir dizi taahhüt üstlenerek Geri Kabul Anlaşması’nı imzalamaları olmuştu. İki ülke arasındaki ilişki bu tarihten sonra mülteci sorununun önemli ölçüde belirleyici olduğu bir çerçeveye oturmuştur.

Almanya’nın Ankara karşısında izlediği politikanın başat önceliklerinden biri Türkiye’nin bu anlaşmayla Avrupa’ya mülteci akışını durdurmak üzere üstlenmiş olduğu disiplini korumasıdır.

Haberin Devamı

MÜLTECİ KARTININ SICAKLIĞI

Unutmayalım ki, 2016 anlaşmasını zorunlu hale getiren basınç, Türkiye’nin 2011’de patlak veren Suriye iç savaşıyla birlikte izlediği ‘açık kapı’ politikasının önünü açtığı göçmen dalgasıydı.

Türkiye’nin açık tuttuğu kapıdan geçen mültecilerin azımsanmayacak bir bölümü Ege üzerinden tehlikeli bir yolculuk sonucu ulaştıkları Avrupa kıtasında çoğunluk son durak olarak Almanya’ya ayak basıyordu. Bugün itibarıyla Almanya’ya yerleşmiş olan Suriyeli mültecilerin sayısı 750 bin dolayında tahmin ediliyor. Gelgelelim sayı faktöründen daha az önem taşımayan bir durum, mülteci akınının tetiklediği tepkilerin Alman iç siyasetinde aşırı milliyetçi popülist hareketlerin zemin kazanmasına yol açmış olmasıdır.

Türk yetkililerinin zaman zaman başvurdukları ‘Kapıyı açarız’ söyleminin de işaret ettiği üzere, mülteci meselesi Türkiye’nin elinde Avrupa’ya, Almanya’ya karşı önemli bir kaldıraç haline gelmiştir. Ancak kabul edelim ki, bu kartın sıcaklığını ‘elinde tutan taraf’ olarak Türkiye de artık fazlasıyla hissetmektedir.

SINIR BU KEZ KAPALI

Bu durumu sınıra hâkim olan değişiklikten de okuyabiliriz. Suriyeliler bir kez daha yeni bir göç dalgasıyla yollara düşmüş bulunuyor. Yalnızca aralık ayı sonrasında İdlib’in güneyinden evlerini terk edip kuzeye doğru gelenlerin sayısı Birleşmiş Milletler’in dün açıkladığı resmi rakama göre 358 bindir.

Haberin Devamı

İşte sınıra doğru yönelen bu hacimdeki bir göçmen baskısı sınırın hemen arkasında kuvvetle hissedilirken, arada 2016 yılıyla kıyaslandığında çok temel bir fark var. İç göç yaşayan Suriyeliler Türkiye sınırına doğru geldiklerinde bu kez karşılarında aşılması pek mümkün olmayan sıkı sıkıya örülü bir duvarla karşılaşıyorlar. Bir dönemin ‘Kapıları açık tutalım’ politikası yerini ‘Kapıdan kimse girmesin’ disiplinine bırakmıştır.

Kuşkusuz, Türkiye’nin -bu kez- seti çekmesinde sayıları 3 milyon 700 bine yaklaşan Suriyeli göçmenlerin Türkiye için yarattığı devasa toplumsal ve ekonomik sorunların, bu çerçevede yol açtığı siyasi faturanın da yüksek olmasının rolü çok büyük.

Haberin Devamı

MERKEL İDLİB İÇİN KENDİNİ BAĞLADI

Ancak sınırda tesis edilen disiplin yine de kuzeye doğru  bir göç dalgasını caydırmaya yetmiyor. Rusya ve Esad rejiminin bombardımanı altındaki binlerce Suriyeli uzun konvoylar halinde kuzeye, Türkiye sınırına doğru göç etmeye devam ediyor.

Geçmişe kıyasla arada önemli bir fark daha var. Bu kez sınıra doğru gelen mülteciler içeri kabul edilmezken, hazırlanan bir projeye göre, Türkiye sınırına yakın alanlarda inşa edilecek geçici barınaklarda iskân edilecektir.

Merkel’in gezisinin önemli bir sonucu, Türkiye’nin bu bölgede göçmenler için briket evler yapma projesine finansal destek sağlama taahhüdünü kamuoyunun önünde bağlayıcı ifadelerle yüklenmiş olmasıdır.

Haberin Devamı

Merkel, “İdlib’den Türkiye’ye doğru kaçan insanlar kış mevsimini çadırlarda geçirmeye çalışıyorlar. Onlar için barınabilecekleri birtakım sabit binaların yapılması söz konusu. Bu çabalara Almanya olarak destek vermeye hazırız” diye konuşmuştur.

Erdoğan’ın açıklamasına göre de Kızılay ve AFAD tarafından ilk etapta ısınma ve tuvalet gibi ihtiyaçların da karşılanacağı 10 bin briket barınak yapılacak, gerektiği takdirde sayı arttırılarak projeye devam edilecektir. Cumhurbaşkanı, bu yapılanmanın gerçekleştirileceği mesafeyi “sınırdan 30-40 kilometre” uzaklıkta diye tarif etmiştir.

Bu arada Merkel, 2016 anlaşmasıyla Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere üstlenilen toplam 6 milyar Euro mali yardıma  ek olarak AB’den yeni bir yardım paketi taahhüdünde bulunmuştur. Almanya, ayrıca Türkiye’nin sahil güvenlik imkânlarının güçlendirilmesine de katkı sağlayacaktır.

Haberin Devamı

İDLİB’DE FİİLİ BİR BÖLÜNMEYE DOĞRU

Şu önemli noktanın altını çizmeliyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Barış Pınarı’ harekâtı sonrasında Türkiye’nin kontrolüne geçen bölgede Suriyeli mülteciler için yeni yerleşim merkezleri kurulması yönünde uluslararası camiaya ısrarlı çağrılarda bulunuyor. Bu çağrılar beklenen karşılığı bulmazken, farklı bir bölgede İdlib’deki göç dalgasının yarattığı acil barınma ihtiyaçlarının karşılanması açısından en azından Almanya cephesinde olumlu bir karşılığın alındığı gözleniyor.

İlk aşamada 10 bin konutun yapımı söz konusudur. Gerçekçi olursak bu geçici barınakların İdlib içinde bir çekim merkezi yaratması halinde yol açacağı nüfus yığılmasıyla birlikte projenin genişlemesi kuvvetle muhtemeldir. Suriyelilerin iskân edileceği bu yerleşimlerde düzenin ve güvenliğin sağlanması gibi konular da kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.

Geçici olarak tasarlanan bu barınma merkezlerinin gözle görülebilir bir gelecekte kalıcılaşması ihtimali, İdlib’in Esad rejimi ile Türkiye’nin himayesindeki muhalif kesimler arasında fiilen bölünmesi gibi bir durumun önünü açabilecektir.

Yazarın Tüm Yazıları