"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Fırat’ın doğusundaki ‘devletçik’in doğumundan kim sorumlu?

Türkiye ile ABD arasında Suriye’de Fırat’ın doğusunda kurulması tasarlanan ‘güvenli bölge’nin coğrafi olarak nasıl bir şekil alacağını, nasıl işleyeceğini, nasıl bir içerik kazanacağını ayrıntılarıyla müzakereler sonuçlandığında öğrenebileceğiz.

Genel hatlarıyla Fırat’ın Suriye topraklarına girdiği Karkamış’tan itibaren doğuya doğru Irak’a kadar uzanan 430 kilometreye yakın sınır hattının -en azından önemli bir bölümüne- bitişik bir şekilde uzanan bir koridor tasarlanıyor. Bu koridorda Türkiye ile ABD’nin birlikte koordine edip denetleyecekleri bir düzen kurulacaktır. Haberlerde YPG’nin silahlı unsurlarını ve ağır silahlarını bu şeridin uzağına çekeceği belirtiliyor.

Bu düzenleme, uygulamada ABD’nin Türkiye ile PKK’nın Suriye’deki uzantıları olan YPG (askeri kanat) ve PYD (siyasi kanat) arasında bir anlamda tampon işlevi görmesi anlamına gelecektir. ABD’li askerler uygulamayı yürütmek üzere Şanlıurfa’da kurulacak ortak komuta merkezinde Türk subaylarıyla birlikte çalışacaklar, ancak sahadaki durumu konuşmak üzere muhtemelen ayrı bir kanal üzerinden YPG ile de temas edeceklerdir.

 ASIL SORU BÖLGENİN NİHAİ STATÜSÜ

Türkiye ile ABD’nin denetleyecekleri bu hat, kısaca ‘Fırat’ın doğusu’ diye adlandırdığımız, Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini kaplayan büyük coğrafyanın yüzölçümü olarak çok küçük bir bölümünü oluşturuyor.

Türkiye’nin sınırla ilgili güvenlik kaygılarına ve beklentilerine en ideal çözümün bulunduğu bir senaryoda bile güvenli bölge dışında Fırat’ın doğusunda yayılan bu coğrafyanın Suriye’nin geleceğinde nasıl bir statüye oturacağı bugün için bir büyük sorudur.

REJİM FIRAT’IN DOĞUSUNA GEÇEMEYİNCE

‘Fırat’ın doğusu’ dediğimiz alanı bir üçgen gibi düşünelim. Bu üçgenin üst kenarını 430 kilometreye yaklaşan Türkiye sınırı oluşturuyor. Üçgenin kuzeydoğu noktasından güney istikametinde aşağı inen kenarı ise Irak sınırını çiziyor. Silopi’nin hemen güneyinden başlayan ve Fırat’ın Irak sınırına vardığı Al Qaim’e kadar inen bu kenarın uzunluğunu kaba bir hesapla 360 kilometre olarak tahmin edebiliriz.

Üçgenin Al Qaim’den başlayıp kuzeybatıya doğru Türkiye’ye kadar çıkan diğer kenarı Fırat Nehri boyunca uzanıyor. Girintili çıkıntılı bir güzergâh izlediği için uzunluğunu hesaplayabilmek zor ama çok kaba bir hesapla 500 kilometre gibi bir tahmin yapabiliriz. Karkamış ile Al Qaim arası düz bir çizgi halinde kuş uçuşu 380 kilometre tutuyor.

Üçgenin kuzey kenarında Türkiye/ABD/YPG aktörleri karşı karşıya geliyor. Üçgenin Fırat boyunca uzanan kenarında nehrin batısı büyük ölçüde artık Esad rejiminin kontrolündeki bir bölge. Yalnızca kuzeye çıkıldığında nehrin Menbiç’e kıyısı olan bölgesinde YPG ve ABD kontrolü, onun hemen üstünde Karkamış’a kadar dar bir alandaki Fırat Kalkanı bölgesinde TSK ve Özgür Suriye Ordusu’nun hâkimiyeti söz konusu. Ayrıca, Rakka'nın hemen batısında Fırat'ın karşı kıyısında kalan Tabqa yerleşiminin bulunduğu bir alan da yine YPG kontrolünde.

Nehir hattı boyunca Esad rejimi karşı kıyıda YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve onun müttefiki ABD askeri gücü ile karşı karşıya konumlanıyor. Rejim, egemenliğini Fırat’ın karşı kıyısına geçiremiyor.

DEAŞ YENİLİNCE İPLER YPG’YE GEÇTİ

Altını çizmemiz gereken nokta şu: Nehrin karşı kıyısındaki alan -kuzey bölgesindeki Kürt yerleşimleri hariç tutulursa- Irak sınırına kadar inen derinlikte başta Rakka olmak üzere ağırlıklı olarak Arap nüfusun yaşadığı topraklardır. Ancak DEAŞ’ın 2013 sonrasında bu bölgeyi büyük ölçüde eline geçirmesi buradaki denklemi tersyüz etmiştir.

ABD, DEAŞ’a karşı mücadeleyi YPG ile Arap grupları bir araya getirerek kurduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) üzerinden yürütmüştür. SDG’de Arap unsurlar da olmakla birlikte kadrolarda çoğunluk YPG’dedir, komuta kademelerinde özellikle YPG söz sahibidir. Örneğin SDG komutanı Mazlum Kobani, yani gerçek adıyla Ferhat Abdi Şahin, Türkiye’de aranan PKK’lı teröristler listesinde üst sıralarda yer alan bir isimdir.

SDG sonuçta 2018 sonu, 2019 başında DEAŞ’ın Fırat’ın doğusundaki alan hâkimiyetine son verirken, DEAŞ’tan geri alınan topraklardaki Arap yerleşimlerinde kontrol bu kez önemli ölçüde YPG kadrolarına geçmiştir. Bu durum, YPG ile Arap unsurları ve bölgedeki aşiretler arasında gerilimlere yol açmaktadır. Ayrıca, DEAŞ’ın uyuyan hücreleri üzerinden nokta atışı şeklindeki saldırılarını sürdürmesi Fırat’ın doğusunda tabloyu zorlaştıran bir başka sorundur.

YPG YÖNETİMİNDEKİ DEVLETÇİK NASIL DOĞDU?

Objektif çizgisiyle tanınan uluslararası düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Crisis Group) Fırat’ın doğusuna ilişkin son raporundaki verilere göre, Suriye’nin doğal kaynaklarının yüzde 80’i bu topraklar üzerindedir. Suriye’nin petrolünün yüzde 95’i bu bölgededir. Keza SDG artık Fırat üzerindeki Tabqa barajını da kontrol etmektedir.

Suriye’nin Kuzeydoğusunda İmkansızı Başarmaya Çalışmak’ başlıklı rapordaki en çarpıcı ifadelerden biri bu bölümde karşımıza çıkıyor:

“ABD, Suriye’de YPG’nin yönettiği özerk bir devletçiğin kuruluşuna katkıda bulunmak gibi bir niyetle yola çıkmamış olabilir. Böyle de olsa, ABD DEAŞ’a karşı yürüttüğü savaşın seyri içinde, bugün alan olarak Lübnan’ın beş kat büyüklüğünde, üzerinde milyonlarca Suriyelinin yaşadığı ve çıkış yeri olan Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerden bugün çok daha geniş bir alana yayılan bir devletçiğin meydana gelmesini (midwifing) sağlamıştır.”

Raporda kullanılan İngilizce “midwifing” fiili sözlük karşılığı olarak doğrudan “ebelik yapmak” anlamına da geliyor. Dolayısıyla metni bu şekilde çevirmekte de hiçbir mahzur yok.

60 BİN KİŞİLİK ORDU

 ICG raporuna göre, PYD’nin (siyasi kanat) kontrolündeki ‘özerk yönetim’ YPG’nin yönettiği SDG bünyesindeki 60 bin ‘savaşçı’nın maaşını ödüyor. Rapor, özerk bölgedeki yönetimin bordrosunda olan polis gücünün sayısını 30 bin, diğer ‘kamu görevlileri’nin sayısını ise 140 bin şeklinde veriyor.

Şimdi baştaki soruya dönelim. Suriye’ye bulunacak siyasi çözümde bu bölgenin statüsü ne olacaktır?

Yanıtı tartışmaya devam edeceğiz.

X