"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Bugün bütün gözler Soçi zirvesinde

TÜRKİYE, Rusya ve İran cumhurbaşkanları, bugün Soçi’de Dördüncü Astana Zirvesi için bir araya geliyor. Bir önceki zirve 7 Eylül’de Tahran’da İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ev sahipliğinde düzenlenmişti.

Aradan geçen beş ay zarfında Suriye’de meydana gelen iki önemli gelişme bu zirveye birçok bakımdan kritik bir görüntü kazandırıyor.

Gelişmelerden birincisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın askerlerini Suriye’den çekme kararıdır ve bu durumda Fırat’ın doğusunda nasıl bir güç dengesinin belireceği, nasıl bir düzenin kurulacağı soruları bütün Ortadoğu’nun geleceği bakımından hayati bir önem kazanmıştır. İkincisi ise El Kaide uzantısı Heyet Tahrir Üş Şam’ın (HTŞ) ocak ayı başından itibaren İdlib’in neredeyse tümünü hâkimiyeti altına almasıdır. HTŞ’ye nasıl bir karşılık verileceği Suriye’nin en ivedi meselelerinden biri haline gelmiştir.

Bu iki ‘sıcak’ gündem maddesine Suriye sorununa çözüm arayacak anayasa komitesinin toplanması dosyasını üçüncü bir başlık olarak ekleyebiliriz.

Şimdi her üçünü de tek tek inceleyelim.

*

Önce güvenli bölge... Rusya’nın tutumunu değerlendirirken şu hususları dikkate almamız gerekiyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “en gerçekçi ve düzgün çözümün ABD’nin çekileceği topraklara Suriye hükümeti ve ordusunun girmesi olacağını söylüyor. Rusya lideri Vladimir Putin ise 23 Ocak’ta Moskova’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Türkiye’nin güvenlik kaygılarını Suriye hükümeti ile 1998 tarihli ‘Adana Mutabakatı’ üzerinden çözüme kavuşturmasını önermişti. Moskova cephesinden gelen ilk resmi açıklamalar güvenli bölge konusunda cesaretlendirici bir ton taşımıyordu.

Gelgelelim Türk tarafınca yapılan açıklamalar, ikili görüşmelerde Rusya’nın güvenli bölgeye aslında kategorik bir şekilde karşı olmadığını, belli bir esnekliğin bulunduğunu işaret ediyor. Bunun son örneği Milli Savunma Bakanlığı’nın önceki günkü basın brifinginde ‘güvenli bölge’ başlığında “Bu konuda gerek üst düzeyde gerek alt düzeydeki heyet çalışmalarında Rusya Federasyonu ile benzer düşünceleri paylaştığımız görülmüştür” denilmesidir.

Bu açıklama Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygunun hafta başında Ankara’ya yaptığı ziyaretin ertesi gününe rastlıyor. Zaten Şoygu da Ankara’da “Uzmanlarımız 31 Ocak ile 2 Şubat tarihleri arasında Moskova’da ciddi bir çalışma gerçekleştirdi ve kilit konulardaki hususlarda mutabakat sağlamayı başardılar. Özellikle İdlib ve Fırat’ın doğusuyla ilgili konuların üzerinde çalışma yaptılar” diye konuşmuştur.

Şoygu’nun bir ‘mutabakat’tan söz etmesinden her iki başlıkta da bir ilerleme sağlandığı sonucu çıkıyor.

Burada asıl büyük soru işareti taşıyan husus Rusya değil, İran’ın tutumudur. İran, güvenli bölge konusunda bugüne dek genellikle sessiz kalmayı tercih etmiştir. Soçi zirvesi İran’ın tutumunu ölçmek bakımından bir vesile oluşturacaktır.

*

Bugünkü zirvenin ikinci hayati konusu İdlib’dir. Kabul edelim ki, geçen eylül ayında İdlib konusunda varılan Türk-Rus mutabakatı ocak ayından itibaren HTŞ’nin sahada elde ettiği askeri kazanımlarla ciddi hasar almıştır. Sahadan gelen bütün haberler örgütün Türkiye’ye yakın muhalif grupların çoğunu İdlib’den çıkardığı gibi, burada yaşayan Esad muhalifi bazı etkili kanaat önderlerini de zorla Afrin’e sürdüğünü, bölgede faaliyet yürüten yardım kuruluşlarında da belirgin bir tedirginliğin yaşandığını gösteriyor.

Rusya, bir süredir Türkiye’ye İdlib Mutabakatı çerçevesindeki taahhütlerini yerine getirmesi, yani sahada harekete geçmesi beklentisini iletiyor. Şoygu, Ankara ziyaretinde İdlib konusunda da bir mutabakatın varlığına değinmiştir. Aynı gün Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında ise İdlib’de “alınabilecek önlemlerden söz edilmiştir.

Bütün bu açıklamalar İdlib’de yakında sahada bir hareketliliğin yaşanacağının habercisi gibi duruyor. Ancak hareketin aktörlerden birinin tek taraflı üstleneceği bir operasyon şeklinde mi yoksa ikili işbirliği içinde mi icra edileceği hususunda bu aşamada bir açıklık bulunmuyor.

Burada son derece hassas bir nokta var. O da düzenlenecek muhtemel bir harekâtın çok dikkatli bir şekilde planlanması gereğidir. Toplam 3 milyon insanın yaşadığı bir alanda toplu bir göç dalgasına yol açmadan böyle bir operasyonun nasıl icra edilebileceği bu işin planlamasının en zor sorusunu oluşturuyor.

*

Ve nihayet üçüncü konu, anayasa komitesinin oluşumuyla ilgili 150 kişilik anayasa komitesinde yer alacak isimlere ilişkin liste üzerindeki son pürüzlerin giderilmesidir.

Astana ortakları 150 kişilik listede mutabık kalmalarına rağmen bu listenin sivil toplum liderleriyle ilgili bölümünde sınırlı sayıdaki isim bazı Batılı ülkelerin itirazlarıyla karşılaşmıştı. Bu isimler üzerindeki anlaşmazlık aşılabilirse, BM çerçevesinde siyasi çözüm arayışlarının önü artık açılmış olacaktır.  

X