2022 yılında siyaseti Alevi kimliği üzerinden tartışmak

Bazı konular üzerinde yazmanın güçlüğü, eleştirmek amacıyla da yola çıksanız ele aldığınız meseleyi gündeme getirdiğinizde, sizi rahatsız edici bir içeriği tekrarlamak gibi bir sıkıntının içine sokmasıdır.

Haberin Devamı

Ülkenin ana muhalefet partisi lideri olan siyasetçinin Alevi kökeninin kendisinin cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimaliyle ilgili tercihlerde aleyhine bir faktör olarak değerlendirilmesi üzerine patlak veren tartışma da böyle bir konu.

Cümleyi kuran kişinin içeriğini onaylamasa da, bir olgu olarak toplumun belli bir kesiminde böyle bir önyargının bulunduğunu belirtmesi bile problemli olan bir bakışı olağanlaştırma tehlikesini içinde barındırıyor. Onu bu söylemin taşıyıcısı durumuna getirebiliyor.

Son hadisede İYİ Parti Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral, yaptığı açıklamada cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kökeninin kendisi açısından bir engel olmadığını söylemiştir. Ancak ardından, toplumun “Sünni kesimi”nin Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğiyle ilgili ‘endişeleri’ni CHP Lideri’nin adaylığı konusunda hesaba katılması gereken bir durum olarak telaffuz etmesi, Oral’ı büyük bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya bırakmıştır.

Haberin Devamı

YAKIN TARİHTEN ÖRNEĞİ VAR

Aslında yakın tarihimizin tecrübesi Alevilik meselesinin seçimlerde pekâlâ konu edildiğini gösteriyor. Çok eskilerde de değil, 2011 seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kökeni, dönemin başbakanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim meydanlarında süreklilik içinde gündeme getirdiği bir temaydı.

18 Mayıs 2011 tarihinde yayımlanan “Erdoğan ve CHP liderinin Aleviliği” başlıklı yazımızda somut verilere dayanarak Erdoğan’ın 29 Nisan ile 13 Mayıs 2011 tarihleri arasında tam yedi ayrı konuşmasında Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini vurgulayan temayı tekrarladığını yazmışım, tarih ve şehirlerin isimlerini vererek.

Bu yazıyı kaleme aldığım gün Erdoğan’ın bizzat sahada izlediğim Malatya mitinginde de aynı durum tekrarlanmıştı. Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nun mezhebini gündeme getirmesinin hemen ardından meydandan yükselen CHP liderine dönük -biçimini burada tekrarlamayacağım- protestoyu da çok iyi hatırlıyorum.

Geçmişte konunun kendisi tarafından miting meydanlarında bu şekilde işlenmiş olması, önümüzdeki seçimde yeniden gündeme getirilebileceği hususundaki endişelerin de kaynağıdır.

Haberin Devamı

Unutmayalım ki kürsülerde dikkatli davranılsa da, Türkiye’de yerelde teşkilatlar düzeyinde geçerli olan siyaset yapma pratikleri de bu gibi konuların tabanda işlenmesini her zaman mümkün kılar.

ALEVİ ÇALIŞTAYLARI RAPORU ÖNYARGILARI KABUL ETTİ

Ayrıca, toplumun belli kesimlerinde Alevilerle ilgili önyargıların bulunduğu resmi raporlarda da kabul edilmiş bir olgudur. Dönemin başbakanı Erdoğan’ın talimatıyla 2009 yılında başlatılan Alevi çalıştayları sürecinin sonunda 2011 yılında açıklanan raporun en önemli tespitlerinden biri, “Toplumda önyargı ve dışlama stratejileriyle oluşturulmuş bir Alevi algısının bulunduğunu” teslim etmesidir.

Bu çalışma dönemin Devlet Bakanı Faruk Çelik’in koordinasyonunda yürütülmüştü. Çelik, açıkladığı raporda Aleviler hakkındaki “Bu algının dönüştürülmesi amacını” vurgulamıştı. Erdoğan da aynı rapor için kaleme aldığı yazıda, “Bu raporun Alevi vatandaşların sorunlarına çözüm getirecek bir vesile olmasını, kardeşliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştirecek bir adım olmasını diliyorum” diye yazmıştı.

Haberin Devamı

Söz konusu raporda getirilen öneriler Alevi kuruluşlar tarafından yetersiz bulunmuştu. Gelgelelim yetersiz bulunan önerilerin bile geçen 11 yıl süre zarfında çok büyük bölümü itibarıyla yerine getirilmediğini, boşlukta kaldığını söylersek hata olmaz.

Zaten 2022 yılında kendimizi içinde bulduğumuz tartışma bile, Aleviler hakkında önyargılara dayalı algının kırılamadığının bir teyidi değil midir?

AİHM’NİN ALEVİLİKLE İLGİLİ KARARLARI UYGULANMAYINCA

Bir bu kadar düşündürücü olan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) çıkan Alevilerle ilgili hak ihlali kararlarının uygulanmamasıdır. Geçen dönemde AİHM’den bu yönde bir dizi karar çıkmış, ancak biri dışında bu kararlar hayata geçirilmemiştir. AİHM’nin bu başlık altında Türkiye’nin bir kararı uyguladığına kanaat getirerek kapattığı tek dosya resmi kimliklerde din hanesinin kaldırılmış olmasıdır.

Haberin Devamı

Buna karşılık, AİHM’nin cemevlerinin ibadet mekânı olarak kabul edilmesi, elektrik faturalarının ödenmesi, Alevi çocukların zorunlu din derslerinden muaf tutulabilmesi için velilerin dini görüşlerini açıklamaları zorunluluğunun kaldırılması yönündeki kararları yerine getirilmemiştir. Bu nedenlerdir ki, AİHM’nin ihlal verdiği bu kararlar Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde “uygulanması beklenen” dosyalar olarak açık durmaktadır.

Bir başka deyişle, Türkiye, Alevi vatandaşlarına karşı evrensel hukuk normlarının gereği olan ve ayrıca kendisi açısından bağlayıcılık taşıyan bu kararların öngördüğü adımları atmaktan kaçınmaktadır. Bunun sonucu olarak, AİHM Büyük Daire’nin 2016 yılındaki “İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye” kararında belirtildiği üzere, Alevilere “ayrımcılık” yapıldığı tespiti geçerliğini korumaktadır.

Haberin Devamı

TOPLUMSAL BARIŞIN OLMAZSA OLMAZI

Bütün bu tartışmada olumlu görülebilecek bir gelişme, İYİ Parti milletvekilinin Kılıçdaroğlu hakkındaki sözlerinin ardından, bu partinin genel başkanı Meral Akşener’in kamuoyu önünde bu beyanla ilgili hem Kılıçdaroğlu’ndan hem de Alevilerden özür dilemesidir. Keza Saadet Partisi Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun bu ifadelerle ilgili eleştiride bulunmuş olması da kayda değer bir tutumdur.

Türkiye’de sağ kulvarda, muhafazakâr çizgide farklı noktalarda konumlanan bu siyasilerin Alevilik tartışmasında duyarlı bir tutum sergilemeleri, ülkemizdeki siyasetin geleneksel doğrultusunun evrimi bakımından önemli bir adımdır. Bu gibi çıkışların kimliklerin ötekileştirilmeyeceği yeni bir zihniyetin siyasete hâkim olması açısından bir başlangıç oluşturması temenni edilir.

Burada yol gösterici olan, Anayasa’nın bütün vatandaşların eşitliğini güvence altına almış olmasıdır. Anayasa’nın 10’uncu maddesi, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” hükmünü taşıyor. Hiçbir vatandaşımız, kimliği ne olursa olsun, bir diğerinden daha az eşit değildir.

Seçim tartışmalarında, siyasi rekabette mezhepsel aidiyetin bir olumsuzluk olarak vurgulanması her şeyden önce Anayasa’nın bu temel hükmünü de boşlukta bırakacaktır.

Son tartışma siyasette Alevilik meselesi üzerinde konuşurken daha özenli bir dil kullanılması gereğini herkese hatırlatmış olmalıdır. Önyargılara dayanan dışlayıcı, ötekileştirici bir dilin yalnızca yöneldiği siyasi şahsiyeti değil, ülkede yaşayan milyonlarca Alevi vatandaşımızı da rencide edeceği aklımızdan çıkmamalıdır. Bu, aynı zamanda toplumsal barışın korunmasının da olmazsa olmazıdır.

Yazarın Tüm Yazıları