Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Omnivore Paris’in Ardından…

Art-deko cephesiyle göz kamaştıran bir bina, Maison de la Mutualité… Paris’te 4-6 Mart tarihleri arasında, Omnivore’a ev sahipliği yaptı, ufak bir şehir gibiydi neredeyse Maison de la Mutualité, yemek, içecek, sohbet, kitaplar, neye ihtiyacımız varsa içinde barındırıyordu…

15 senedir düzenlenen Omnivore Paris’in programı ise baş döndürücüydü. Bir kere programa önceden çalışmak gerekiyor. Kahve, kokteyl, tatlı, tuzlu, avangard, artizan sahneleri üç gün boyunca doluydu. Henüz mutasyonla bölünemediğim için ya birini ya diğerini seçmek zorunda kaldım. Üç kat çık, iki kat in, sağa dön sola dön baya bir koşturmalı geçti. 

Tuzlu yani Salé sahnesi, büyük tiyatro sahnesiydi bu 1700 kişilik salonda tam bir şef panoraması izledik. Sabahın erken saatlerinden başlayan programda her şef hem kendine özgü tabaklar hazırladı, hikayelerini anlattı, ve yemeklerini, restoranlarını  anlatan sunumlar izlettirdi seyircilere, arada alkışlar, gülüşmeler, samimi, yemek dolu bir sahneydi. Balkon katından izlemek de ayrı keyifti doğrusu. Bu sene de malzeme, yemeğin hikayesi ve basitlik gene ön plana çıktı sunumlarda.

Her sene olduğu gibi, Fransa dışından da şefler katılmıştı, Türkiye’den de Maksut Aşkar sahne aldı. Şöyle bir bakacak olursak tekrar programa, Sebastien Bras, Anne-Sophie Pic, Laurent - Vincent Folmer, Ceaser-Michel Troisgros, Gregory Marchand, Pascal Barbot - Christophe Rohat, Claire Heitzler, Jessica Prealpato gibi gibi liste uzuyordu… 

Artizan sohbetleri pek keyifliydi. Değişik peynir, mantar, şarküteri, ekmek, balık, cider -elma birası- gibi üreticilerinin katılımı ile gerçekleşti. 

Avangard salonda ise çoğunlukla restoratörlerin sohbetleri vardı. İyi malzeme, ekosistem, müşteriler, yemek politikaları ve gıda, restoran etrafında birçok konu dile getirildi. Lavazza salonunda soğuk kahveden, Arabica ve Robusta çekirdeklerine, latte art, moka kahve, Chemex, kahve tarihine ve sosyolojisine birçok konu konuşuldu, tadımlar yapıldı.

Üç gastronomi okulundan öğrenciler ise tüm organizasyonda her yerde koşuşturdular. En başta Le Cordon Bleu öğrencileri. Onlar olmasa olmazdı zaten, en eski, en köklü gastronomi okulundan bahsediyoruz haliyle. 

Tadım salonlarında Fransız coğrafi işaretli ürünler, bölgesel ürünler, tadım salonu içinde tadım odalarından ise şeflerin hazırladığı ürünlerin değişik kokuları yükseliyordu. Fransa dışında İspanya ve İtalyan şarküteri ve peynir ürünleri, ekipman firmaları da yerlerini almışlardı.

İçki firmaları ayrı standlarda, bira köşesi ise ayrı bir salondaydı, başka katta.  Aralarda ise master classlar ile hem tadımlar hem de kokteyle hazırlama konusunda sunumlar yer aldı.

Yunanistan’ın bile stand aldığı Omnivore’da mesela neden bizden bir ürün yoktu? Ya da Türkiye’deki firmaların haberi mi yok, bilemedim. Zira ürünlerimizi sergilemeyi severiz, expo’larda boy göstermeyi de.

Müthiş sponsorları vardı Omnivore’un. Kıskandım bildiğin. Badoit, Evian, Lavazza, Transgourmet ana sponsorlardı. Diğer sponsorların arasında ise Mauviel 1830, Cacao Barry, Bragard, Monin, Winterhalter gibi sektörün önde gelen firmaları dikkat çekiyordu. Tabii bunlarla ibaret değil, bu kadar büyük ve başarılı bir yemek festivali yapmak için çok sponsor gerek, vardı da, darısı Omnivore Istanbul’un başına!

Tüm yemek sektörüne sesleniyorum, Omnivore’u bu şekilde İstanbul’da gerçekleştiremez miyiz? Yok mu bizim mutfağımıza, üreticimizin kendini tanıtmak için ona yardım edecek sponsor? Yok mu? 15bin bilet satışından bahsediliyordu.

Omnivore Dünya Turu kapsamında her sene Sirha Fuarı’nda İstanbul’da gerçekleşiyor, hatta son iki senesinde benim de katkılarım oldu programa. Ama bir Omnivore Paris değil, olmaması için de bir neden yok!

İLLA Kİ!

Traji-Komedi!

Eldiven kullanımında son nokta bu mu! 

Geçen gün meşhur bir hamburgercinin önünden geçerken gözüme ilişti, ilişti demek az kalıyor, gözlerim yerinden fırladı. Bir müşteri hamburgerini eline almış yiyecek ama ellerinde siyah plastik eldiven var. Simsiyah eldivenle, yemeğini tutuyordu.

Siyah eldiven kimyasal ürün, mekanik ürün, iş güvenliği için gerekli olan bir eldiven tipiydi benim bildiğim. Ne zaman yemek yenilecek eldiven rengi oldu, siyah plastik eldivenle neden yemek yiyorsunuz ya!

Yemeğimizi elimize almak bu kadar itici ne zaman oldu? Ellerimiz yağlansa, kirlense ne olur ki? Hem ıslak mendil var bir sürü hem de çok güzel kokulular, bir de su ve sabun var, eski usul. 

Acaba o eldiveni müşteri mi getirdi, restoran mı müşterilene eldiven sunuyor. İnsan yemeğe giderken, çantasında plastik eldivenle mi gider?Aman! 

Zaten gıda sektöründe o plastik eldivenin kullanılması-maması ile ilgili ağıt yazacak kadar midem bulanıyor. Yemeyin hamburger madem elleriniz kirlenecek, kokacak, yemeyin. Her şeyin cılkını çıkartmakta üstümüze yok!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI