"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Şekerin fazlası bunama yapar mı

Önce kanda şeker yüksekliği ile başlayan sonra da yaygın ve ciddi bir metabolik bir hastalığa dönüşen şeker hastalığının damar ve sinir sisteminde önemli sorunlara yol açtığı biliniyor.

Örneğin şekere bağlı böbrek yetmezliğinin, görme kayıplarının, kalp problemlerinin arka planında damar harabiyeti sorunu, fazla şekerin damarlarda yarattığı tahribat (diabetik vaskülapati) var.
Kan şekerinin uzunca bir süre yüksek kalması uç sinirlerde de hasar yapar. Çoğu şeker hastasının ayaklarında hissettikleri yanma, uyuşma, karıncalanma, kramp gibi sorunların arka planında da işte bu şekere bağlı sinir hasarı (diyabetik nöropati) yatar.
Şeker hastalığının ve onun değişmez işareti kan şekeri yüksekliğinin sinir sisteminde yaptığı harabiyet yalnızca uç sinirlerle sınırlı kalmaz. Kanda şeker birikimi beyinde de önemli sorunlara sebep olur. En başta da beyinde, özellikle hipokampal bölgedeki küçülme ve neticede gelişen bellek sorunları, bilinçsel kayıplar gelir. Sözü daha fazla uzatmanın gereği yok: Kan şekeri yükseliği uzun süre devam ederse belleğin de canına okuyabilir. Zaten bu nedenle “bunama” sorunu diyabetli yaşlılarda diğer yaşlılara oranla daha sık görülüyor. Şeker hastalarının, hatta “gizli şekeri” ve “insülin direnci” olanların belleklerini güçlü tutma konusunda daha dikkatli ve gayretli olmaları şart.

DİKKAT! HAFİF ŞEKER YÜKSELMELERİ BİLE ÖNEMLİ
Bu önemli bilgi birçok çalışmayla da teyit edildi. Örneğin ünlü tıp mecmuası New England Journal of Medicine (NEJM) dergisinin 2013 ağustos ayında yayınladığı bir çalışmada açlık kan şekerindeki hafif yükselmelerin bile bellek kaybı riskini “dramatik” denecek oranda arttırabildiği gösterildi. Aynı bilgi daha sonra başka çalışmalarla da doğrulandı.
Konu çok önemli. Önemli çünkü kan şekeri yüksekliğinin beyin harabiyeti ile ilişkisi şekerin kanda az mı çok mu yükseldiği ile de bağlantılı değil. Çoğu doktor ve hasta için güvenli sayılabilen şeker değerlerinde bile problem çıkabiliyor. Örneğin şeker seviyeleri 105-110 aralığında seyreden hastalarda bile demans riskinin arttığını gösteren bulgular var.
Bilindiği gibi insülin direnci olan çoğu hastada ve bunun bir sonraki aşaması olan gizli diyabetli pek çok kişide açlık şekeri 120 mg rakamlarının altında seyreder. Bu rakamlar çoğu hasta ve hekim için güvenli sayılır. Oysa uzmanlar da hastalar da bu bilgiyi doğrulamıyor. Kan şekeri yüksekliğinin hafif değerlerinde bile beyin etkilenip bellek güç kaybedebiliyor.

BANA GÖRE NE YAPMALI?
İşte bu nedenle orta yaşlarda açlık-tokluk şekerleri ve beraberinde açlık-tokluk insülinlerinin değerlerini düzenli olarak izlemek en az kolesterolü, kan basıncını takip etmek kadar önemli. Hatta onlardan daha da mühim! Prensip olarak yaşı kırkları geçen herkesin, özellikle de göbek yapma ve bel çevresinden yağlanma eğiliminde olanların ileride oluşabilecek bellek sorunlarına karşı uyanık olmaları lazım.
Daha az rafine karbonhidrat (unlu besinler), nişasta zengini yiyeceklerle beslenmeleri ve şekerden uzak durmaları gerekiyor. Belki de ileri yaşlardaki hafıza sorunlarına karşı belleği korumanın yolu karbonhidrat tüketimini özellikle işlenmiş (paketlenmiş, rafine) karbonhidrat tüketimini abartmamaktan, özellikle de şekerden (bakkal şekeri), hatta doğal şekerler fruktoz ve glukozdan (meyveler, bal, pekmez) uzak durmayı zorunlu kılıyor.

BENİM ÖNERİM NASIL BESLENMELİ?
Önemli bir bilgi de şu: Erken dönem Alzheimer hastalarında diyabetli olmasalar bile bazı beslenme önlemlerinin işe yarayabileceğini gösteren bulgular var. Bunu yarın ki yazımda uzun uzun anlatacağım ama şimdilik şunu bir kenara not edin: Belleğinizi korumak istiyorsanız çayınıza, kahvenize şeker koymayın. Meyve sularından (gazlı-şekerli içeceklerden) ve tatlılardan uzak durun. Beyaz ekmeği azaltın. Pirinci bırakın.
Canınız pilav çektiğinde kepekli bulgur pilavını tercih edin. Ekmek tüketiminizi minimumda tutup tam tahıllı bir dilim ekmekle durumu idare edin. İnsülin direnci sorununuz var mı, yok mu öğrenin. Özellikle ailenizde diyabet eğilimi varsa gizli şekeriniz olup olmadığını araştırın. Böyle bir durum söz konusuysa rafine karbonhidrat tüketiminizi daha da sınırlayın.
Karbonhidrat kaynağı olarak sebzelerden, bakliyattan istifade etmeye çalışın. Alzheimer ile şeker hastalığı arasındaki ilişkiyi ise yarın anlatmaya çalışacağım.

BİR SORU/BİR CEVAP PGX NEDİR, NE İŞE YARAR?
PGX, konjak tozu, sodyum aljinat ve ksanthan sakızı adlı polisakkarid yapısındaki üç adet suda eriyebilen liften oluşan maddeye verilen PolyGlycopleX sözcüğünün kısaltmasıdır. Bu lifler, diğer bütün lif çeşitlerine kıyasla yapışkanlığı ve koyulaşmayı 3-5 katı daha fazla sağlayabilme becerisine sahiptir. İşte bu özellikleri sayesinde, kan şekeri ve kan kolesterolünün kontrolüne, kilo yönetimine destek olabileceği tezinden yola çıkarak çeşitli tıbbi araştırmalara konu olmaktadır.
Lifler, sebzelerde, meyvelerde ve tahıllarda bol miktarda bulunan karbonhidratlardır. Suda eriyen, erimeyen gibi farklı lif çeşitleri, değişik özellikleri sayesinde vücudumuzda farklı işler yapar. Söz gelimi yapışkan lifler, mide boşalmasını geciktirir, doluluk ve doygunluk hissini güçlendirir, kan şekeri ve kilo kontrolü sağlar, yağ emilimine müdahale edip kan kolesterolünü düşürür. Yapışkan liflerden bol miktarda içeren PGX’in etkinliği çeşitli araştırmalara konu oluyor.
Bir klinik çalışmada, deneklere, ilk hafta günde 5 gram, sonraki iki hafta günde 10 gram PGX verilmiş ve bu sürede üç kez “iştah baskılayıcı hormon” olan peptidYY düzeyleri ölçülmüştür. PGX kullananlarda anlamlı düzeyde peptidYY artışı saptanmıştır. Bu sonuçlardan sonra, hem doygunluk hissini artırarak hem de iştahı azaltarak kalori alımını düşüren PGX’in kilo yönetimine destek olabileceği görüşü çok güçlenmiştir.
Farelerle yapılan bir çalışmada da PGX verilen grupta trigliserid düzeyinde düşme ve karaciğer yağlanmasında gerileme gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın benzerinin klinik koşullarda, insanlarda yapılması yararlı bilgiler aktaracaktır. PGX’i 21 gün süreyle, günde 10 gram kullanan deneklerde önemli bir yan etki görülmemiş olması önemle altı çizilmesi gereken bir noktadır. Yalnızca birkaç kişide, kısa süreden geçen gaz ve şişkinlik yakınması olmuştur. Bu bilgiler PGX’in güvenle kullanılabilecek bir destek olduğu kanısını desteklemektedir.
DR. EVREN ALTINEL

X