"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Ölümsüzlük mü yoksa kanser mi?

Yaşlanmanın biyolojisi hakkında bildiklerimiz sürekli değişiyor ve neredeyse her gün yeni bir şey öğreniyoruz. Özellikle “telomer” ve “telomeraz” enziminin keşfi yaşlılığa ilişkin stratejilerimizde mühim değişikliklere yol açtı.

 İsterseniz önce telomer konusunu yeniden bir hatırlayalım:
“Telomer”, DNA materyalinin uç kısımlarını kaplayan ve koruyan, DNA’da saklanan kalıtımsal/genetik materyalin/bilgilerin/varlıkların yıpranmasını önleyip azaltan, kısacası “her şeyimiz” diyebileceğimiz
kromozomlarımızın sabit ve
sağlam durmasını sağlayan çok özel yapıdır.
Ayakkabı bağlarımızı DNA gibi düşünürsek eğer, telomerler o bağların ucundaki sert plastik yapılı koruyucu uç materyaller gibidir.
Normal halde hücrenin her bölünmesinde o materyalin yani telomerin ucu biraz kısalır.
Kısalma kritik bir düzeye geldiğinde de hücre gücünü, kuvvetini, fonksiyonunu yürütemez, bölünüp çoğalamaz
hale gelir.
“Peki telomer meselesiyle yaşlanmanın ilişkisi ne hocam?” diyorsanız buyurun ama önce bir karar verin:
Uzun ömür -veya ölümsüzlük mü- yoksa artmış kanser riski mi?
Çünkü telomerle çok fazla oynadığınızda, hele hele telomeraz enzimini devre dışı bıraktığınızda belki ömrünüzü bir süre uzatabilirsiniz ama farkına varmadan kanserlere de davetiye çıkarabilmeniz mümkündür.
Seçim sizin!

Telomerle oynamak neden çok riskli?

“Madem telomerimiz kısaldıkça biz daha hızlı yaşlanıyoruz, o zaman bu kısalmayı önleyelim de yaşlanmayı yavaşlatalım. Bu mümkün değil mi?” gibi bir sorunun sizin de aklınıza geldiğine eminim. Aynı soru yıllardır bilim insanlarının da aklını gıdıklayıp duruyor.
Telomerlerin kısalmasına yol açan enzimin “telomeraz” olduğu biliniyor. Bu enzimin faaliyetlerini yavaşlatarak telomerin ömrünü, dolayısıyla insan ömrünü uzatmak üzerine de tonla çalışma yapılıyor ama konu bu kadar basit değil.
Çünkü “yaşlanmayan ve ölmeyen hücre” denince akla anında “kanser hücresi” geliveriyor. Kanser hücrelerinde telomer yapısı bölünme sonrasında asla kısalmaz.
Bir kanser hücresi ne kadar bölünürse bölünsün telomeri aynı kalır ve bu nedenle de kanser hücresinin bölünme sayısı sonsuz ve sınırsız kanser hücresi “ölümsüz!” olur.
Kanserle mücadelede de temel sorunlardan biri budur. Kanser hücrelerini “ölümsüz” kılan şey bir ölçüde işte o “mucize enzim” yani telomerazdır.
Bu enzimle oynadığınızda başınız fena halde belaya da girebilir. Ömre 3-5 yıl daha ilave edeyim derken kansere yakalanabilirsiniz. Kısacası biri size telomerinizle oynamayı önerdiğinde daha bir dikkatle düşünmenizde fayda var.

Neden detoks?

Kalbimiz hiç ara vermeden 24 saat güm güm çarpıyor. Akciğerimiz biz uykudayken bile nefes alıp veriyor. Beynimiz her gün milyonlarca bilgiyi depoluyor, ayrıca tonla mekanik fonksiyonun da emirlerini verip algılarını yönetiyor. Dahası gece uykuda bile faaliyetine ara vermiyor. Yürürken kaslarımızda, sindirim süresince bağırsak ve karaciğerimizde, idrar süzerken böbreklerimizde müthiş metabolik faaliyetler oluyor.
Ve bunların hepsi için sürekli enerjiye ihtiyacımız var.
Enerjiyi yiyip içtiğimiz gıdaları bedenimizde yakarak üretiyoruz ve biz de bir tür makine gibiyiz. Yakıt alıyor, o yakıttan enerji oluşturuyoruz.
Peki, bu enerji oluşumu sürecinde ortaya çıkan “atık ürünler” ne oluyor? Yanıtı aşağıdaki kutuda.

Detoks sistemleriniz sizden ilgi ve yardım bekliyor

Toksinlerin bedenimizden uzaklaştırılması önemli bir konu. Çünkü hem yiyip içtiklerimizin yapısı ve içerikleri zehirli toksinler meydana getirmeye müsait hale geldi, hem de bedenimiz sigaraydı, alkoldü, hava kirliliğiydi, yiyeceklerdeki kimyasal maddelerdi derken birer kimyasal çöplüğe dönüştü.
“Peki, bu atıkları atma işini becerebiliyor muyuz?” İşte bu soru çok mühim ve yanıtı net ve açık değil. En temiz ve kaliteli gıdalarla beslendiğimiz zaman bile kazandığımız kalorilerin atıklarını atmakta zorlanabiliyoruz.
Mesela günlük kalori tüketimimizin büyükçe bir bölümünü karbonhidratlardan kazandığımızda bunları karbondioksite dönüştürüp nefesle kolayca uzaklaştırabiliyoruz. Bedenimize fazla miktarda protein ve yağ yüklediğimizde ortaya çıkabilecek toksik maddeleri etkisizleştirmekse bu kadar kolay olmuyor. Kalıntı maddeler, sağlık sorunlarına sebep oluyor.
İşte bu nedenle detoksun, toksinlerden arınma işinin hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi lazım. Doğal detoks sistemlerimiz çok şükür oldukça yeterli. Ama bu sistemleri güçlendirmekte hatta takviye etmekte fayda var.
Özeti şu: Modern yaşam bedenimizi de, ruhumuzu da “toksin çöplüğü” haline getirdi. Bu toksinleri temizlemekse zorlaştı. Beynimiz ve bedenimizi bu çöplerden kurtarmanın yolu onlara yardımcı olmaktan geçiyor.

X