"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Sezen Aksu’dan aşk mesajı: “Aşk sana rağmendir”

Pazar günü “Aşk için denemeli aşk o zaman” başlığıyla günümüz aşklarına dair minik gözlemler yuvarlamıştım ortaya karışık.


Önce o yazıdan birkaç kuple hatırlatma:
◊ Nasıl şu dönemin anahtar kelimesi deneyim ise yaşanan her ilişkiye de bir deneyim gözüyle bakılıyor.
“O da öyle bir deneyimdi, geldi geçti” deniliyor, yeni deneyime yelken açılıyor.
◊ Çünkü günümüzün kazandıran şeyi deneyim.
“Oraya gittim, o yemeği yedim, şununla takıldım, şu sporu yaptım, ha bir de hafta sonu acayip bir sevgili yaptım” deniliyor.
◊ Şu cümle yükselişte: “Instagram profiline baktım, hiç açmadı beni, sıkıcı galiba.
Çıkmam ben onunla.” Tüm bunlar şımarıklık mı? Yeni dünya hali mi?
◊ Tek görünen köy şu: “Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk” cümlesi sadece şarkıda dinlerken güzel.
Artık aşk için denemeli aşk o zaman aşk...

“DUYGUYU DA MAHVEDER İNSAN”

Yazıdan sonra Sezen Aksu’dan mesaj geldi.
Şöyle diyordu:
“Aşka bir şey olmaz. Olan insana oluyor.
Değişen insan, insan aklıyla bulunan değişimle değişen insan.
Aşk için ölmeli, o kadar.”
“İyi ama” dedim
Sezen’e, “Aşk için ölmek de insanın yarattığı bir şey
değil mi?
Ve insan kendi yarattığı şeyi değiştiriyor.
Yoksa ben de aşk için ölmeli hissiyatındayım.”
Sorum üzerine hâlâ üzerinde düşündüğüm şahane bir yanıt verdi Sezen.
Bakalım siz ne düşüneceksiniz? Buyurun:
“İnsanın kendi yarattığı şey olur mu aşk?
Aşk sana rağmendir.
Her şeye rağmendir.
Evet, azalıyor.
Kendi değerini
başkalarının gözüyle
ölçme tuzağına düşen her insanın öncelikli konusu vitrindeki görüntüsü olduğu için azalıyor.
Doğayı mahvetmek gibi duyguyu da mahveder insan.”

Hale Soygazi bu alternatif gerçeklikle nasıl baş etsin?

Grip dolayısıyla bir günlüğüne kanepeye mahkum olunca insan ister istemez gündüz kuşağının alternatif gerçekliğine şöyle bir dadanmadan duramıyor.
Bakınız: “Seda ve Uğur’la” adlı program.
Hale Soygazi’nin 70’lerden kalma fotoğrafını sürekli ekrana koymak suretiyle hafızalara kazıyan program meğer über çılgınmış.
40’larında bir adam var. Diyor ki; “Ben Hale Soygazi’nin yıllardır gizlediği oğluyum.”
Sonra onun yanında bir adam daha var.
Bir tür basın sözcüsü.
Acayip teatral, İsmet Ay yahut Zeki Müren karışımı tondan “Kamera bana dönsün” deyip ekliyor: “Kabul et Hale, kabul et evladını!”
Derken stüdyodaki dudular giriyor devreye.
Hep bir ağızdan saydırıyorlar. Yetmiyor, 70’li yıllarda Hale Soygazi’yi taksisine alan bir şoför “tanık” sıfatıyla konuşuyor: “Hamileydi, gördüm!”
Şimdi Hale
Soygazi bu alternatif gerçeklikle nasıl baş etsin ki?
O gayet kibar, efendi efendi “Yok öyle bir şey” diyor ve ekliyor:
“O insanlara da üzülüyorum.”
Karşısında ise “Gerçeğe Çağrı” filminden daha kabus bir inanmışlar ordusu var.
Coştukça coşuyor, reyting için Soygazi’nin üzerinde tepinmeye devam ediyorlar.
Neredeyse saçından tutup sürükleye sürükleye DNA testine götürecekler Soygazi’yi, o derece.

X