"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

New York’ta gezersin gözlerini süzersin...

New York’ta insan çok yürüyor, çok yiyor, çok enerjik oluyor, ama aynı zamanda çok da yoruluyor. Ama değiyor mu? Değiyor!

Çünkü şehrin her bir köşesi başka türlü ilham veriyor. Asla sıkmıyor. Geçen hafta da öyle oldu. New York’taydım ve tam da bu hislerle dolup taşarak bir kez daha bu şehirde çok yürüdüm, çok yemek yedim, çok enerjiktim, ama bazen de kafam tabağa düşecek kadar yorgundum! İşte New York notlarım; gezip gördüğüm mekanlar ve daha fazlasıyla beraber...

New York’ta gezersin gözlerini süzersin...
DIAMOND HORSESHOE

* REZERVASYONUNUZ AKŞAM 23.30’DA!

Gecenin 23.30’una yemek rezervasyonu olur mu? Atina ya da Barselona’da filan yaşıyor olsak gayet normal, olurdu. Çünkü onlar yemeğe geç oturuyor.
Ama İstanbul’da öyle bir alışkanlık yok. Zaten popüler restoranlarımızın mutfakları da 23.00 gibi kapanıyor.
New York’taki Carbone ise coşmuş! Bizim rezervasyonumuzun olduğu saatte içeriye hâlâ akın akın insan geliyordu.
Peki ne yemek için? Makarna! Ama öyle güzel bir makarna ki, daha doğrusu öyle güzel soslu makarnalar ki, şu gün bile tadı damağımda.
Makarna dışında Carbone usulü başka yemekler de var tabii mönüde. Ama buranın esas olayı makarnaydı ve o saatte yedik!
Afiyetle de yeniyor hani, tecrübeyle sabit.

New York’ta gezersin gözlerini süzersin...
CARBONE

* İKİ AYRI GECESİNİ DE GÖRMELİ

1938’den 1951’e kadar NY’un en gözde revülerinden biriymiş. Sonra kapanmış. Ve 75 yıl sonra 20 milyon dolarlık bir renovasyonla kapılarını yeniden açmış. Paramount Otel’deki Diamond Horseshoe’dan bahsediyorum. Şu sıra burada hem partiler yapılıyor hem de Queen of The Night adlı gösteri sergileniyor.
Diamond’ın iki ayrı gecesine de gittim. Kulübün kendisi o kadar görkemli ki, “Vayy” oluyorsun. Tuvaletindeki duvar kağıtları da sürprizli. Işığa göre değişiyor!
Queen of The Night gösterisi ise meşhur Sleep No More’u yaratan prodüktörün elinden çıkma. Biraz Cirque du Soleil akrobatlığı, biraz Moulin Rouge şıklığı, biraz yemek, biraz kışkırtıcılık; ortaya karışık bir gösteri...


New York’ta gezersin gözlerini süzersin...
* KAHVALTIDA BARDA GİBİSİN!

Kabul edin, bizdeki kahvaltı olayı hep aynı.
Ortaya karışık, serpme kahvaltılar, arka arkaya tüketilen çaylar, menemene bandırılan ekmekler...
Tamam, bunlar çok güzel, çok leziz ama orijinal, yeni bir şeyler gerekiyor. Ben aradığımı Lower East Side’daki Egg Shop’da buldum.
Sırf yumurta üzerine kurulu bir yer. Yumurtalı çeşit çeşit sandviçi, hatta salatası var. Yanında isterseniz yine çay-kahve için.
Ama Egg Shop’un nefis bir de barı var! Nefis kokteyller yapıyorlar, kayıtsız kalamıyorsun.
Ve yumurtalı-avokadolu sandviçinin yanında sabah kokteylini yudumluyorsun!
Harlem’deki mekanlarda ise gospel brunch’lar şahane. Bir yandan kahvaltı ediyorsun bir yandan da kadınlardan oluşan gospel korosu sayesinde kilise atmosferine ışınlanıyorsun.
Bu türün en gözde iki mekanı Red Rooster ve Ginny’s Supper Club.


NEW YORK’TA BAŞKA NEREYE GİTMELİ?

* Whitney Müzesi’nin yeni binasında sergi gezdikten sonra Santina’ya...
* Akşam yemeği için Upland’e, Nomad’e, il Buco’ya ya da ince ince dilimlenmiş mantarına bayıldığım Dirty French’e...
Olmadı, Rus esintili Mari Vanna’ya...
* Öğle yemeği için Bar Pitti’ye, Locanda Verde’ye ya da biraz daha şık tipleri görmek için ABC Kitchen’a...
* İyi hamburger yemek ve barında takılmak için NY Times’ın dekorasyonu bakımından Paul’s Baby Grand’le Londra’daki Chiltern Firehouse’a benzettiği The Happiest Hours’a...
* Öğle yemeği gibi kahvaltı için Bubby’s’e...
* Nefis pancake için Friend of a Farmer’a...
* Meksika yemeği yemek ve tekilalı kokteyllerin dibine vurmak için Tijuana’s’a...
* Hem Frida Kahlo: Art, Garden, Life sergisini hem de devasa botanik parkı görmek adına üşenmeyip ta Bronx’taki New York Botanical Garden’a...
* Eğlenmek için Tribeca’daki Roxy Otel’in yanındaki Paul Baby’s Grand’e... Benim gittiğim gece David Beckham arkadaşlarıyla beraber orada eğleniyordu.
* Gizli Kalsın’vari eğlenmek için La Esquina’nın yanındaki gayet salaş taco’cunun mutfağından geçilerek ulaşılan yeraltı barına...

New York’ta gezersin gözlerini süzersin...

“ŞİMDİ NEREYE GİTSEK?” SORUSUNDAN BIKMADIK

New York’un tadı yeme-içmeden keyif alanlarla daha iyi çıkar! Benim yeme-içme çetem de öyleydi.
Daha öğle yemeği yerken “Akşam ne yiyeceğiz”i konuşuyorduk, öyle böyle değil.
İşte o grup; La Boom’u yakın gelecekte New York’ta açmayı hedefleyen Umut Evirgen, sevgilisi Cansu Ağar, ben ve Rengin Atik.
Karede tek bir eksik var, bir gün sonra Toronto’dan ışınlanan Merve Karahan.


New York’ta gezersin gözlerini süzersin...
SOHO HOUSE

TÜRK TURİST EN ÇOK NEREYE GİDİYOR?

Bar Pitti’ye, Indochine’e (Misal: Buraya uğradığımda Burcu Esmersoy ve kız arkadaş grubu orada takılıyordu) ve Meatpacking’teki Soho House’a...
Sonuncusu gayet normal.
Çünkü İstanbul’daki Soho House’a üye olanlar New York’a kadar gelmişken buradaki Soho House’un da tadına bakmak istiyor.
Bir de belleklerde hâlâ Sex and The City’nin o meşhur bölümü var (Hatırlayalım: Soho House’un havuzlu teras katı, başkasının kartıyla içeriye arkadaşlarını sokan Samantha ve komik olaylar filan...)
Lakin New York’lunun gözünde Soho House artık o kadar popüler değil.
İki yıl önce otel odasında işlenmiş cinayetin bunda etkili olduğu söyleniyor.
Bu tatsız olayın ardından
birçok kişi kendiliğinden üyeliğini iptal etmiş.

X