"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Başkan Trump Büyükelçi’ye karşı

Başkan Trump “zerafet” ve “inceliğiyle” tanınan bir siyasetçi değil. Kendine göre, zaman zaman kabalaşabilen, bir yönetim şekli var.

Başkan Trump attığı “twitlerde” kabalaşabiliyor, hükümetinin üyesi bakanların işine yazdığı “twitlerle” son verebiliyor. Yabancı siyasetçi ve devlet adamları da arada sırada Başkan Trump’ın hedefine girebiliyor, “gazabına” uğrayabiliyor.

İlk Başkan seçildiği dönemlerde bir NATO Zirvesinde Karadağ Cumhurbaşkanına omuz atarak kenara itmesi ve öne geçmesi hala hatırlarda. Hedefindeki yabancı siyasetçilere ve liderlere karşı kullandığı “dil”de dikkat çekiyor, bazen “mizah” konusu bile olabiliyor. Sonradan “aralarının” düzelmesine rağmen, Trump’ın Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’e başlangıçta “Küçük Roket Adam” demesi hala unutulmadı.

Başkan Trump’ın ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ve eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson için sarf ettiği “sözler” de birçokları tarafından bir Başkan’a pek “yakıştırılamıyor”. Ama Trump’ın “diplomatik” bulunmayan bu tarzı oy tabanında destek bulabiliyor.

İngiliz siyasetçilerden de Trump’ın “hedefine” girenler az değil. Akla ilk gelenler İngiliz Ana Muhalefet Partisi Başkanı Jeremy Colbyn ve Londra Belediye Başkanı Sadık Han. Geçen hafta ise Başkan Trump’ın hedefindeki kişi İngiltere’nin Vaşington Büyükelçisi Kim Darroch’du.

Başkan Trump ilk önce Büyükelçinin ülkesinin menfaatlerine “hizmet etmediğini” ilan etti; ama daha sonra “kendini alamayarak” Büyükelçinin “kendini beğenmiş çok aptal biri” olduğunu da “twitledi”. Başkan Trump, Yönetiminin Büyükelçi ile bütün irtibatını kesmesi talimatını verdiğini açıkladı; böylece İngiliz Büyükelçisinin artık Vaşington’da “görev görmesini” de fiilen engellemiş oldu.

Trump Yönetimi’nin elinde Büyükelçiyi “istenmeyen kişi” ilan etmek ve Vaşington’dan ayrılmasını istemek imkanı da vardı. Ancak Vaşington Büyükelçiyi “istenmeyen kişi” ilan etmesinin İngiltere’yi de benzer şekilde hareket etmeye zorlayabileceği noktasından hareket ederek, Büyükelçinin ABD’de “çalışmasını” ve “görev görmesini” engelleme yoluna gitti.

Başkan Trump-Büyükelçi Darroch arasındaki “çatışma” kısa sürede ABD ile İngiltere arasındaki ilişkileri etkileyecek bir duruma girerken, Büyükelçi görevinden istifa etti. Konu birçok yönüyle Dünya kamuoyunun ilgisini toplamaya devam ediyor.

Her şeyden önce “olayın” Başkan Trump tarafından başlatılmadığını söylemek gerekiyor. Olay bir İngiliz gazetesinin Vaşington’daki İngiliz Büyükelçisinin Londra’ya gönderdiği Trump Yönetimi ile ilgili “gizli” değerlendirmeyi açıklamasıyla başladı. Vaşington’daki İngiliz Büyükelçiliği tarafından Londra’daki İngiliz Dışişleri Bakanlığına gönderilen ve “gizli” kalması gereken bu mesajı basına kimin “sızdırdığı” bilinmiyor.

İngiliz Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt “gizli” kalması gereken mesajın İngiliz gazetesine sızdırılmasıyla ilgili olarak soruşturma açıldığını açıkladı ve mesajın sızdırılmasını son derece “talihsiz” ve kötü sonuçları olabilecek bir davranış olarak yorumladı. Bakan Hunt’ın sızdırma olayının İngiltere’nin diğer ülkelerdeki Büyükelçiliklerini olumsuz şekilde etkilemesi ve Büyükelçilerin Londra’yı bilgilendirme ve bulundukları ülkeyi “ samimi ve gerçekçi” bir şekilde değerlendirme görevlerini yerine getirememelerinden de endişe ettiği anlaşılıyor. 

İngiliz gazetesinde yayınlanan mesajın ilginç yanı Vaşington’daki İngiliz Büyükelçisinin Başkan Trump ve Yönetimini nasıl değerlendirdiğini ortaya koyması. Büyükelçinin Trump Yönetiminin “karmaşa” içinde olduğunu ve “uyumsuzluk” nedeniyle “görevini yapamadığını” düşündüğü ortaya çıkıyor. Değerlendirmede Büyükelçinin Trump için kullandığı “beceriksiz” ve “kendine güvenmez” gibi sıfatların Başkan Trump’ı “öfkelendirdiği” izleniyor.

Büyükelçi Kim Darroch’in Vaşington’daki görev süresinin esasen bu yılın sonunda biteceği anlaşılıyor. Büyükelçinin görev süresi bitmeden 6 ay önce istifa etmesinin sebebinin ise, Trump’ın “öfkesi” kadar, İngiltere’deki siyasi gelişmelere bağlı olduğu ortaya çıkıyor.

İngiltere “Brexit” nedeniyle zor günler geçiriyor. Kısa süre önce istifa eden Başbakan May’ın yerine iktidardaki Muhafazakar Partinin başına kimin geçeceği, böylece yeni İngiltere Başbakanı’nın kim olacağı henüz belli değil. En güçlü adaylar (Türk kamuoyunun da yakından tanıdığı) eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson ile (selefi) şimdiki Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt. İkisi arasında Muhafazakar Parti Başkanlığı ve Başbakanlık için ciddi bir mücadele yaşanıyor.

Dışişleri Bakanı Hunt’ın Büyükelçi Darroch’u savunan tutumuna karşılık, Boris Johnson’un yanında yer almamasının Büyükelçinin istifasında esas sebep olduğu ileri sürülüyor. Boris Johnson’un Başkan Trump ile ilişkileri çok yakın. Johnson’un Başbakan olması halinde Büyükelçiyi görevinden alabileceği, Büyükelçinin bu sebeple erken davranarak istifa ettiği konuşuluyor.

Büyükelçi Kim Darroch’un “Brexit” karşıtı olarak bilindiği, bu nedenle İngiltere’nin en kısa zamanda Avrupa Birliği’nden çıkmasını savunan Boris Johnson ile ilişkilerinin zaten “pek iyi” olmadığı da konuşulan diğer bir husus. Büyükelçi’nin Başkan Trump’la girdiği “çatışmanın” esasen İngiliz iç politikasından kaynaklanan yönleri olduğu ortaya çıkıyor.

Şimdi (Londra ve Vaşington’da) gözler beklendiği gibi Boris Johnson’un Başbakanlık koltuğuna oturması halinde, İngiltere’nin ABD’ye kimi Büyükelçi olarak atayacağı üzerine çevrilmiş durumda. İngiltere’nin yeni Vaşington Büyükelçisi’nin meslekten mi olacağı, yoksa Johnson’un siyasi birini mi Büyükelçi atayacağı merak ediliyor.

Bu çerçevede Başkan Trump’ın bir süre önce söylediği ve “Brexit” yanlısı kampanyaları “başarıyla” yürüten Nigel Farange’ı Vaşington’daki İngiliz Büyükelçisi olarak görmek istediği, Farange’ın “çok iyi bir” Büyükelçi olacağı yönünde sarf ettiği sözler tekrar hatırlara geliyor.

Büyükelçi atamalarında önceden “onay” alma süreci işliyor. Yani Boris Johnson’un (beklendiği gibi) Başbakanlık makamına gelmesi halinde Vaşington Büyükelçisi olarak seçeceği ismin İngiltere tarafından Trump Yönetimi’ne bildirilmesi ve bu isimle ilgili olarak ABD’nin onayının alınması gerekiyor.

Bu işleme “agreman istenmesi” deniyor. Büyükelçi atamaları ancak “kabul eden” ülkenin onay (agreman) vermesinden sonra kesinleşiyor. Bir ülkenin diğer bir ülkenin Büyükelçi olarak atayacağı bir kişiye onay (agreman) vermemesi çok sık rastlanan bir durum değil; ancak örnekleri de epey var.

İngiltere’nin ABD ile ilişkileri her zaman önemli olmuştur. Her ne kadar ABD bağımsızlığını İngiltere’den kazandı ise de bu (İngilizce konuşan) iki ülke arasında sonradan özel bağlar kurulmuş, 1. ve 2. Dünya Savaşları bu bağları güçlendirmiştir. Başkan Trump iktidara geldiğinden beri İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmasını “açıkça” desteklemekte, İngiltere’nin iç işlerine karışmaktan çekinmemektedir.

İngiltere-ABD ilişkilerinin Londra açısından “öneminin” İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasından sonra artacağına inanılmaktadır. İngiltere şimdiden Brexit sonrası ABD ile bir serbest ticaret anlaşması yapma isteğini ortaya koymuş olup, Londra ile Vaşington arasındaki ticari müzakerelerin kolay geçmeyeceğine, bu bakımdan İngiltere’nin Vaşingon’daki Büyükelçisine “önemli” görevler düşeceğine işaret edilmektedir.

Son Büyükelçi krizi sırasında İngiltere Ticaret Bakanı Liam Fox’un Vaşington’a yapacağı ziyaretin ertelendiği haberleri basında yer almıştır. Bu ziyaretin ertelenmesinde Trump Yönetiminin Büyükelçi Kim Darroch ile hiçbir koşulda “temas kurmayacağını” açıklaması kadar, Vaşington’un Londra’da kimin Başbakanlık koltuğuna oturacağını görmek istemesinin de bulunduğunu düşünmek zor değildir.

Başkan Trump “Brexit’i” sağlayamaması nedeniyle İngiltere Başbakanı Theresa May’ı eleştirmekte, May yerine “gerekirse” anlaşmasız (sert) Brexit’i savunan Boris Johnson’u tercih ettiğini her vesileyle ortaya koymaktadır. Trump’ın May ile ilişkilerinin başından beri iyi bir zemine oturmadığı, Trump’ın (Brexit konusunda kendi tavsiyelerini dinlemeyen) İngiltere Başbakanının değişmesinden memnuniyet duyduğu izlenmektedir. 

Başkan Trump ile İngiliz Büyükelçisinin “çatışmasının” dikkatleri üzerine çektiği bir husus da Büyükelçiliklerin Merkezleri (Başkentteki Dışişleri Bakanlığı) ile nasıl haberleştikleri hususudur. Büyükelçilikler topladıkları bilgileri ve yaptıkları “değerlendirmeleri” konuya göre açık veya kapalı (gizli) mesajlarla merkezlerine yollayabilirler.

Bir ülkenin Dışişleri Bakanlığı ve yurt dışındaki birimleri (Büyükelçilikler, Başkonsolosluklar ve Uluslararası Örgütler nezdindeki Misyonları) arasında kapalı, gizli şekilde gönderilen mesajlara “kripto” deniliyor. Dışişleri Bakanlığı ve Büyükelçiliklerde açık yazılan metinleri “kriptik” hale, “kripto” haline gelen mesajları ise açık hale getiren makinalar ve bu makinaları kullanma konusunda “uzmanlaşan” memurlar bulunuyor.

Dışişleri Bakanlıklarının ve Büyükelçiliklerin en gizli yerleri bu makinaların bulunduğu bölgelerdir. Büyükelçilikte “kripto odaları” özel olarak hazırlanır ve kripto hazırlamaya ve okumaya yetkili kılınan kimselerden başkası Büyükelçiliğin bu bölümüne giremez. Dışişleri Bakanlıklarının en hassas yerlerinden biri kripto işlemlerinin de yapıldığı “Haberleşme Bölümleridir”.

Devletlerin diğer ülkelerin gizli kripto haberleşmesini çözmek ve kriptoların “içeriğine” ulaşmak için çalıştıkları, istihbarat örgütlerinin kripto mesajları çözecek “anahtarları” elde etmek için gayret gösterdikleri bilinmektedir. Devletler bu alanda yatırımlar yapmakta, “ilgilendikleri” ülkelerin Dışişleri Bakanlıklarının “gizli haberleşme” sistemini ele geçirmek için kaynak ayırmaktadır. 

Dışişleri Bakanlıkları ile yurt dışındaki birimleri arasında “gizli” haberleşmenin diğer bir şekli de gizli mesajların (bakanlık mensubu, diplomatik pasaport taşıyan)  kuryeler ve kapalı,  mühürlü kurye çantalarıyla gönderilmesidir. Kısa gizli mesajlar “kriptoya” çevrilerek gönderilebilir, ancak uzun gizli mesaj ve raporlar mühürlü kurye çantasına konularak gönderilebilir.

Kurye çantalarının Havaalanlarında ve gümrüklerde açılması ve içinin kontrol edilmesi 1971 tarihli Diplomatik İlişkilerin Sürdürülmesi Konusundaki Viyana Sözleşmesine göre yasaktır. Kabul eden ülke ve transit ülkeler kurye çantalarının açılmaması ve kontrol edilmemesi yükümlülüğü altındadır. Bu duruma kurye çantalarının havaalanlarındaki X-ray makinalarından geçirilmemesi de dahildir.  

Her ülkede “gizliliğe” gösterilen bütün hassasiyete rağmen, “gizli” olması gereken kriptoların basına sızdırılması olayları yaşanmaktadır. İngiltere Büyükelçisinin Trump ve Yönetimi konusundaki değerlendirmelerini içeren “gizli” mesajlarının da bir İngiliz gazetesine verilmesi İngiliz Dışişleri Bakanlığının çalışmasını olumsuz bir şekilde etkileyebilecek “ciddi” bir kripto ihlalidir.

Nitekim gizli mesajın İngiliz gazetesine sızdırılması olayı İngiltere Başbakanı ve Dışişleri Bakanı tarafından “kınanmış”, konuyla ilgili bir polis soruşturulması başlatılmıştır. Dışişleri Bakanlıkları kripto mesajları sadece o Bakanlığın çalışmalarında kullanılmadığı, (ilgili) diğer bazı Bakanlık ve kuruluşlara da dağıtıldığı için (kasti) sızdırma durumlarında, kriptonun nasıl ve kimin tarafından basına sızdırıldığını tespit etmek de zor olmaktadır.   

İngiltere’nin Vaşington Büyükelçisinin gizli kalması gereken değerlendirme kriptosunun basına sızdırılması olayının İngiltere’nin ABD ile ilişkileri kadar İngiliz iç politikasının “Brexit’ten” etkilenmeye devam etmesi boyutuyla bir süre daha gündemde kalacağı görülmektedir.

ABD, İngiltere ile “ciddi” bir “Büyükelçi krizi” yaşarken, uzun zamandan beri boş olan ABD’nin Ankara Büyükelçiliği pozisyonu doldurulmuş, ABD-Türkiye ilişkilerinin zor bir dönemden geçtiği bir sırada (daha önceki görevlerimden tanıdığım) yeni ABD Büyükelçisi David Satterfield Ankara’ya gelerek, görevine başlamıştır. Kendisine hoş geldin der, yeni görevinde başarılar dilerim.

X