"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Ankara-Vaşington hattında gelişmeler

Bu hafta sonunda Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov’un S-400 hava savunma füze sistemi konusundaki son durumu değerlendiren sözleri son derece ilginçti. Peskov’un S-400 konusunda “eşi görülmemiş bir baskı var” sözleri dikkat çekti.

Kremlin Sözcüsü Peskov, Türkiye’nin S-400’ler konusundaki tutumunu övdü, “bağımsız ve kendi başına hareket edebilen ülke sayısı parmakla sayılacak kadar az. Rusya ve Türkiye bu ülkeler kategorisine giriyor ” ifadelerini kullandı. Dmitri Peskov’un Rusya Devlet Başkanı Putin’e yakın olduğu biliniyor. Petrov’un ifadeleri Moskova’nın Ankara-Vaşington arasındaki sorunları çok yakından izlediğini gösteriyor.

Ankara ise Vaşington’la olan sorunlarını diyalog ve “müttefiklik ilişkileri” temelinde çözmeye gayret ediyor. Ankara’nın Vaşington’dan gelen yaptırım ve tehdit içeren tutum ve ifadelerden son derece rahatsız olduğu açık.

Dış politika açısından bakıldığında Türkiye-ABD ilişkileri bakımından 2 konu ön plana çıkıyor. Vaşington’un Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma füze sistemi alması ile Türkiye’nin ABD’nin F-35 uçakları programına katılımı arasında doğrudan bağ kurmaya çalışmasının Ankara’da endişe ve sıkıntı yarattığı ortada.

Ankara çok açık bir şekilde ilk başta Batı’nın tutumunun Türkiye’yi hava savunma sistemi ihtiyacını karşılamak için Rusya’ya yönelttiğini, gelinen mevcut aşamada Türkiye’nin S-400 alımından artık vaz geçmesi imkanı bulunmadığını ortaya koyuyor. Bununla beraber Ankara, ABD’nin (S-400’ler ile F-35’lerin aynı ülkede konuşlandırılması konusunda) teknik bazı endişeleri varsa bunları konuşmaya açık olduğunu, bu konuda teknik bir heyet oluşturulabileceğini ve Vaşington’un endişelerinin ortadan kaldırılabileceğini de ifade ediyor.

Ankara, F-35 savaş uçakları konusunda ise Türkiye’nin üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirdiğini, F-35’lerin Türkiye’ye teslim programının tespit edildiği şekilde devam etmesi gerektiğini, Türkiye’nin F-35 programına katılımının ve parça üretmesinin ise programın lehine olduğunu belirtiyor. Ankara, ABD’den konuyla ilgili tüm taahhüt ve sorumluluklarına bağlı kalmasını ve S-400’lerle F-35 uçakları konuları arasında suni ve gereksiz bir bağ kurmamasını istiyor.

Türkiye-ABD ilişkilerini geren diğer dış politika konusu Suriye olmaya devam ediyor. DEAŞ’ın yenilmesine rağmen Vaşington’un PYD/YPG’ye desteğinin sürdürülmesi Ankara’daki tedirginliği arttırıyor. Vaşington’daki PYD/YPG’yi “koruma içgüdüsünün” amacının ne olduğu konusundaki soru işaretleri giderek büyüyor. Vaşington’un Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini hedef aldığı yönündeki endişeler (Suriye konusuyla ilgilenen)  bütün bölgesel ve küresel başkentlerde var.

Bırakın Başkan Trump’ın kendisinin açıkladığı Suriye’den çekileceğiz sözünün hala uygulanmamış olduğunu, Vaşington’un Münbiç Mutabakatını bile bir seneden uzun bir süreden beri hala hayata geçirmemesi, Vaşington’un Suriye bağlamında ne söylediğinin de fazla bir kıymeti kalmadığı inancını giderek yaygınlaştırıyor.

Buna karşılık Ankara, Vaşington’la Suriye konusundaki diyalog ve görüşmelerini sürdürmeye devam ediyor. Bu konuda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in ifadeleri de oldukça olumlu ve en azından bazı konularda sonuç alınabileceğine işaret ediyor. Büyükelçi Jeffrey, ABD’nin Ankara’nın PYD/YPG konusundaki endişe ve tutumunu anladıkları ve hak verdikleri izlenimini veriyor; Jeffrey’in ifadelerinden Türkiye-Suriye sınırında “Güvenli Bölge” kurulması müzakerelerinin devam ettiği ve Vaşington ile Ankara’nın PYD/PYG’nin içinde bulunmadığı bir “Güvenli Bölge” kurulmasını konuştukları ortaya çıkıyor.

ABD-Türkiye ilişkilerinin hem Ankara hem de Vaşington için önemli olduğu açık.  Bu çerçevede, mevcut sorunlara rağmen iki tarafın da ilişkilere daha fazla zarar vermeden, iki başkent arasındaki “güven bunalımını” büyütmeden sorunları çözmek istedikleri ve bu yönde hareket edecekleri ümit ediliyor.

Endişe edilen bir husus Vaşington’da mevcut Türkiye aleyhtarı lobilerin varlığı ve bu lobilerin harekete geçmesinin doğuracağı sonuçlar. Bu lobilerin özellikle ABD Kongresi üzerindeki etkisi, geçmiş kötü tecrübelerle, gayet iyi biliniyor ve hatırlanıyor. Bu yönde ABD Yönetimi’nin şimdiden Kongre’deki F-35’lerle ilgili hareketlenmeyi, S-400’lerle F-35’leri birbirine bağlama girişimlerini kontrol altına alması ve büyümesini önlemesi önem kazanıyor.

Vaşington’da bu hafta başında yapılan Türk Amerikan İşbirliği Konseyi (TAİK)-Amerikan Türkiye Konseyi (ATC) Ortak Toplantısı dikkatlerin bir kez daha Türkiye-ABD arasındaki ilişkiler üzerine toplanmasına sebep oldu. İki ülke arasındaki ticaret hacminin ilk kez 20 milyar doların üzerine çıkması Türkiye-ABD ilişkilerinin ekonomik işbirliği alanında da genişletilebileceği yönündeki beklentileri arttırdı.

TAİK-ATC Ortak Toplantısı için Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan Vaşington’a gittiler. TAİK-ATC Ortak Toplantısı’na iki taraftan da çok sayıda iş insanı katılıyor.    İki ülke arasındaki ticaret hacminin 75 milyar dolara çıkartılması gibi (Devlet Başkanları düzeyinde) açıklanmış bir hedef bulunuyor. Bu hedefe ulaşılması için uygulanabilecek, gerçekçi bir yol haritasının ortaya çıkartılması gerektiği açık. Bu tip Anlaşmaların Kongre’den geçirilmesinin zorluğu bilinse de, Türkiye-ABD Serbest Ticaret Anlaşması gibi fikirlerin bu dönemde akıllarda olması önem taşıyor.

TAİK-ATC Toplantısına katılmak için Vaşington’a giden heyette Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın da bulunması iki ülke arasındaki siyasi konuların da görüşülmesi için önemli bir fırsat yarattı. TAİK-ATC Toplantısı’na ABD tarafından da önemli isimlerin katılması beklentisi var. Toplantı’ya ABD tarafından Hazine Bakanı ile Ticaret Bakanının katılabileceği basında bildiriliyor. ABD Genel Kurmay Başkanı Joseph Dunford ve Başkan Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’in ismi de Toplantı’ya katılacak ABD yetkilileri arasında geçiyor.

Milli Savunma Bakanı Akar ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’ın Vaşington’da yaptığı görüşmeler önemliydi. Savunma Bakanı Akar ABD’li karşıtı Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan ile görüştü. Bu görüşmede gündemdeki en önemli konunun (F-35’ler yanında) Suriye olduğu anlaşılıyor. Doğu Suriye ve Münbiç konusu kadar, “Güvenli Bölge” uygulamasının da hayata geçirilmesi gerekiyor.

Dikkatler doğal olarak Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın Başkan Trump tarafından kabulü üzerine toplandı. Trump’ın Albayrak’ı kabulünde ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin ve Jared Kushner de bulundu. Albayrak, Mnuchin, Kushner arasında daha sonra Ticaret Bakanı Pekcan ve ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un da katılımıyla görüşmeler de gerçekleştirildiği anlaşılıyor.

Başkan Trump’ın Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı’nı kabul edip görüşmesi önemli bir gelişme. Trump’ın Vaşington’u ziyaret eden Bakanları kabul etmesi çok rastlanılan bir durum değil. Görüşmede iki ülke arasındaki siyasi ve ekonomik konular ile bölgesel sorunların gündeme geldiği, Başkan Trump’ın S-400 konusu dahil tüm konulardaki tutumunun “yapıcı” olduğu, görüşmenin “olumlu” geçtiği anlaşılıyor.

Başkan Trump’ın bir Türk Bakanı kabul etmesinin Türkiye’ye verdiği önemin göstergesi olduğu açık. Başkan Trump’ın damadı ve Orta Doğu konularındaki danışmanı Jared Kushner’in Şubat ayı sonunda Ankara’yı ziyaret ettiği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edildiği de hatırlarda. Kushner’in 27 Şubatta Ankara’ya gelmesi, şimdi Vaşington’da yapılan görüşme Ankara ile Vaşington arasında diyalogun ve üst düzeyde görüşme ve temasın devam ettiği anlamına geliyor. Başkan Trump’ın bu yıl içinde Türkiye’yi ziyaretinin de gündemde olduğu beklentisi bulunuyor.

Türkiye ile ABD arasında S-400 ve F-35’ler, Suriye gibi siyasi konular yanında bazı ekonomik konular da “ivedi” çözüm bekliyor. ABD’nin Türkiye’den ithal ettiği demir-çelik ürünlerine uyguladığı ek vergiler, Halk Bankası’nı ilgilendiren konular bunlar arasında. Ankara’nın, İran yaptırımlarından muafiyetin uzatılması yönünde beklentileri var. Vaşington İran’a uyguladığı yaptırımlardan Türkiye’yi bir süre için muaf tutmuştu ve Ankara bu sürenin uzatılmasını istiyor.  Bütün bu konuların Vaşington’da Türk ve ABD yetkilileri arasında yapılan görüşmelerde gündemde olduğu açık.     

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin çok yönlü olduğu, iki ülke için de mevcut sorunların çok ötesinde bir öneme sahip olduğu iki taraf tarafından da kabul edilen bir gerçek. Bu nedenle ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımında geçmişteki hataların tekrarlanmaması iki ülke ilişkilerinin geleceği bakımından büyük önem taşıyor. ABD Başkanı Johnson’un 1964 yılında dönemin Türkiye Başbakanı İnönü’ye yazdığı mektubun, 1974 yılında ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunun Türkiye-ABD ilişkilerinde yarattığı ağır sonuçlar hatırlarda ve bu gibi benzer hataların tekrarlanmaması gerekiyor.

Esasen bakıldığında (sadece ABD’nin değil) Batı’nın Türkiye’ye yaklaşımındaki temel bir sorunun hala düzelmediği görülüyor. Batı’nın Türkiye’yi gerçekten kendisinden bir olarak kabul edip etmediği konusunda ciddi şüpheler var ve bu temelde Türkiye’ye karşı uygulanmaya çalışılan çifte standartlara dayanan yanlış politikaların devamı ettiği izleniyor.

Türkiye’nin 1969’lı yılların sonunda ülkenin ağır sanayisinin öncü kuruluşları olan İskenderun Demir ve Çelik Fabrikası ile Seydişehir Alüminyum Fabrikasını kurarken Batılı müttefiklerinden yardım ve kredi sağlayamadığı, bu 2 temel fabrikanın o dönemde ancak Sovyetler Birliği’nden alınan krediler ile gerçekleştirilebildiği biliniyor. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in Türkiye ağır sanayi için demir-çelik ve alüminyum alanında yapmak istediği yatırımların NATO müttefikleri tarafından değil, Sovyetler Birliği tarafından desteklenmesi esasen birçok şeyi anlatıyor.

Türkiye’nin yine sanayisi için gerekli elektrik enerjisini sağlayacak Fırat ve Dicle Nehirleri üzerine yapmak istediği barajlar için Batı ülkelerinde kredi bulmakta nasıl zorlandığı, bu barajların çoğunu sonunda 1970, 1980 ve 1990’lı yıllarda kendi imkanlarıyla tamamlamak zorunda kaldığı da hatırlarda.

Türkiye bugün de savunma sanayisi için destek bekliyor. Savunması için gerekli silahları ve teknoloji transferini uygun şartlardan Batı’dan elde edemediği için alternatif kaynak arayışları içerisine girmek zorunda kalıyor. Zaman zaman kendi kaynaklarını harekete geçirmek ve teknolojisini üretmek durumunda oluyor. Türkiye’nin hava savunma füzeleri alımında da aynı durumla karşılaştığı, ancak bu füzeleri Batı’dan sağlayamayınca alternatifler aramak zorunda kaldığı ve Rusya’nın uygun şartlarda getirdiği öneri üzerine S-400 füzelerini satın almak zorunda bırakıldığı gayet iyi biliniyor.

Durum Türkiye-AB ilişkilerinde de çok farklı değil. Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği iki tarafın da lehine. Buna rağmen bölünmüş Kıbrıs’ı tam üyeliğe almada hiçbir sakınca görmeyen AB, Türkiye ile Gümrük Birliği’ni (servis ve tarım sektörlerini de kapsayacak şekilde) genişletme ve yenilemeye gelince bile duraksıyor, “bir türlü” harekete geçemiyor. AB, konu Türkiye olunca kendi lehine de olacak adımları atmakta bile tereddüt geçiriyor.

Ankara ile Vaşington’un başta S-400 ve F-35’ler ve Doğu Suriye olmak üzere aralarındaki siyasi konuları halletmesi, Türkiye-ABD ekonomik ilişkilerini genişletmek için uygulanabilir bir yol haritasını mümkün olan en kısa zamanda ortaya çıkartması gerekiyor. Son dönemde bütün ABD Başkanlarının (Baba Bush, Clinton, oğul Bush, Obama)  Türkiye ziyaretlerini gerçekleştirdikleri de dikkate alındığında Başkan Trump’ın Türkiye ziyaretinin bu yıl içinde yapılmasının Ankara ile Vaşington arasındaki “güven ortamının” yeniden tesis edilmesine yardımcı olacağı da açık.

Suriye konusunun bu hafta içinde bir kez daha gündemin ön planına çıkacağı anlaşılıyor. İran Dışişleri Bakanı Zarif’in Şam’da Esad ve (Suriye Dışişleri Bakanı) Muallem ile yaptığı görüşmeleri müteakiben Ankara’ya gelmesinden sonra, bu hafta sonunda Kazakistan’da Astana Süreci (artık Nursultan demek gerekiyor) toplantılarının yapılacak olması Suriye sorununun görüşmelerle çözümlenmesi çalışmalarına hız verecek gibi görünüyor. Yeni Suriye Anayasasının yapılması görevini üstlenecek Anayasa Komitesi’nin (artık) biran önce oluşturulması ve çalışmalarına başlaması bu yönde zorunlu.       

 

X