“Aslı yok yaylası”nda, “keklik” olmak...

“Odunu koysam kazanır“ seviyesini eleştiren (ve adaylarla hiç ilgisi olmayan) yazıma, sosyal medyadan gelen katkılar arasında, iki tanesi dikkat çekiciydi...

Haberin Devamı

 

İlkini, yani “Siz mi adaysınız, anlayamadım ?” sorusunu, “hayır değilim ! Aksine, ‘od’ yazınızdaki ‘gusto’ bu kente lâzım fikrinden hareketle; ben sizin adaylığınızı destekliyorum...” diye cevaplamaktan imtinâ ettim. Ama, diğerine, “...tepeden kendi seçtikleri adayları desteklememiz isteniyor. Seçmeni ‘çantada keklik’ sanıyorlar (odun misali) ; o keklik bir yolunu bulup kafesten uçmak üzere...” diyen başka bir dosta şu yanıtı vermek, boynumun borcuydu: “Bir sonraki yazı keklik üstüne zaten...”

 

Efendim, “Keklik” sözcüğü,  “Kaşgârlı Mahmûd’un, 11. yüzyılda yazılmış, ‘ Divânü Lugâti’t-Türk’ ünde, kekelik/keklik’ olarak geçtiği” söylenecek kadar eski ve bizden olmakla birlikte,

Haberin Devamı

“Türkü, türkü çağırırız...” geleneğimizin örneklerine samimi gözle baktığınızda; (maalesef) “Keklik”e karşı kültürel yaklaşımımızın, sevecen olmaktan ziyade, “hasmâne” olduğu sonucuna ulaşırsınız.

 

Biz, “kekliği düz ovada avlamaktan / kanadını çam dalına bağlamaktan / şıkıdık mıkıdık şıkıdık mıkıdık oynamaktan...” hoşlanan bir toplumuz. Bu satırları, “ayıplamak” için yazmıyorum; “Ama böyledir, gözden kaçırılmasın...” demek için,  hatırlatıyorum sadece...

 

Zaten avcılar da diyor ki, “...Keklik o kadar hızlı bir hayvandır ki, kayalık ve dağlık arazide bir anda gözden kaybolur ;  yakalamak ve avlamak mümkün değildir. Ancak düz ovada, açık arazide pek fazla seçeneği yoktur; doğrultulan silaha hedef olur...”  Her ne kadar, yaşı müsait olanlar,  Altan Erbulak’ın “rock” yorumunu hatırlayacaklarsa da, ve her ne kadar, yıllar sonra, duyarlı bir sanatçımız çıkıp, “oynama şıkıdım şıkıdım” filân dediyse de, bunun “keklik avlayanlar” için söylenmediği kısa zamanda anlaşıldığından, türkünün, özünde keklik için bir “dram” olduğu gerçeği, değişmemiştir.

 

Bu güzel Silifke türküsünün sıradan gibi duran sözleri, dikkatle incelendiğinde, (siyasette, bir süredir, tuhaf zamanlama imâ eden ifadesiyle...) hayli “mânidar”dır. Öte yandan, ezoterik (bâtınî, içreksel...) olarak bakıldığında da bu “Keklik” türküsü, zaten seçmene, alegorik ipuçları verir:“...Buyurun arkadaşlar davetim var benim ! / Herkes kesesinden yesin içsin saltanatım var benim / ‘Aslı yok yaylası’nda bin beş yüz koyunum var benim...” ifadesi, “anlayana” az “şey”midir ?

 

Haberin Devamı

Meseleyi “çok önceden anlamışlar”dan Çetin Altan Usta, 2009’da yazdığı bir yazısında,...Düz ovada avlanan kekliklerin kanadı, çam dalına bir kez bağlanmaya görsün... Rahat atar tutar, rahat tutar atarsınız; jonglörlerin sürekli fırlatıp yakaladıkları 3 top gibi...” diyerek, siyasetçilerin niyetini, çoktan ifşâ etmişti zaten... Hattâ olan bitene o kadar itibar etmiyordu ki, “...En iyisi sanırım, takvim yapraklarının arkasında, son satırdaki yemek listesi: Sebze çorbası, etli kereviz, pilav, salata, ayva tatlısı...” demişti 2011’de...

 

“Çantada keklik” deyimine gelince, “yakıştırma”nın sonu yok; hepsi buraya sığmaz ! Pek eski zamanlarda kullanılan “ok-yay avcılığıyla ilgili bir terim” olduğu vurgusundan yola çıkıp,  “Osmanlı'da peşin-nakit para anlamına geldiği” dipnotuna kadar uzanmak mümkün. Günümüzde ise, genel kabul görmüş haliyle, “bir şeyin daha baştan ve kolaylıkla elde edilmiş-kazanılmış olduğunu anlatmak” için kullanılıyor... İşte tam bu noktada, kucağımıza düşen, “matrak” bir çıkarım ile karşı karşıya kalıveriyoruz.

 

Haberin Devamı

“Düz ovada avlanan ve kanadı çam dalına bağlandıktan sonra da çantaya atılmış” seçmen, “ben kendimden geçtim, bizden sonra gelenler ne olacak ?” diye sormaya başlamışsa eğer; ona yazının sonunda, artık başka bir türkü tavsiye etmek zorunda hissediyoruz kendimizi: “En iyisi sanırım, Müzeyyen Senar’dan dinlenecek bir Hüseynî türkü:  -Keklik dağlarda şağılar / Yavrum diyen diyen ağlar-” deyiverelim 2018’i uğurlarken...

 

Yazarın Tüm Yazıları