Yıllar sonra Londra

Son gidişimin üstünden altı, ilk gidişimin üstünden 38 koca yıl geçmiş. Bu yıllar arasında da sayısını hatırlamadığım kadar çok seyahatim oldu. Yaşam arkadaşımın doktora çalışmaları, ardından da kızımızın eğitimi sırasında uzun sayılabilecek süreler kaldım.

Haberin Devamı

Yazının başına oturup ne ifade ediyor Londra benim için diye düşündüğümde ilk aklıma gelen bu kente geldiğimde “Aaa ne kadar değişmiş, neredeyse tanıyamadım” cümlesini kurmadığım oldu.
Londra da tabii yıllar içinde değişime uğradı, yeni yeni binalar, kompleksler yapıldı, yapılmaya da devam ediyor ama Avrupa’nın birçok başka şehri gibi tarihi binalar, sokaklar korunuyor. Ruhu hiç bozulmuyor. Londra her açıdan tam bir “tasarım” kenti olarak kalıyor...

TASARIM İNSANLIĞIN EN İYİ ARKADAŞIDIR

Londra’da bu kez Kensington High Street’te Holland Park’a yakın bir otelde konakladık, hava soğuk hatta karlı da olsa bol bol yürüyüş yaptık. Ve en önemlisi ‘the Design Museum’u dolaştık. Süregelen sergilerden en ilginci belki de bu konuya ilgi duyduğum için 100 yıllık süreçte tasarımın geçirdiği evreleri özetleyen ‘From The Spoon To The City/ Kaşıktan Şehre’ başlıklı düzenlemeydi.
Başlığını İtalyan mimar ve tasarımcı Ernesto Rogers’ın bir zamanlar söylediği cümleden alan sergide çoğunlukla çerçevesi grafik, mimarlık ve moda ile çizilen tasarımın, tasarımcıların rolünün mobilya, bardak ya da seramikle anlatıldığı ama aslında yelpazenin ev içi objelerden her gün milyonlarca insanın taşındığı metro vagonlarına dek uzandığı vurgulanıyor.
Bir diğer işaret edilen nokta da ‘İyi bir tasarımın ne olduğu?’ Kimilerine göre bu fonksiyonellikken kimilerine göre de güzellik ya da merak duygularını harekete geçiren bir eylem. Hatta toplumsal dönüşümlere yol açan öncü bir duruş...

Haberin Devamı

Yıllar sonra Londra

LONDRA’DA BİR İLK

İkinci durağım neredeyse 50 yıldır mutfak ve sofra kültürüne ilişkin ürünleri tüketicilerle buluşturan Karaca’nın Islington’da açtığı yeni mağazaları oldu.
Karaca Grup CEO’su Fatih Karaca’nın global pazarın liderlerinden biri olma hedefini Almanya ve Fransa’da açtıkları mağazalarından da biliyordum.

Yıllar sonra Londra

Yine de Londra’nın kuzeyindeki bu mağazaya girince gördüğüm tablo karşısında şaşırmadığımı, gururlanmadığımı söyleyemem.
Karaca Londra operasyonlarını yöneten, ailenin ikinci kuşağı Hüseyin Karaca da mağazanın müşteri dağılımının yüzde 70 yabancı yüzde 30 Türk olduğunu anlattı.
Londra’da diğer Avrupa kentlerindeki mağazalara göre daha fazla sofra ürünlerine ve Türk kahve/espresso fincanlarına talep varmış.
Yeni açıldıkları için kâr marjını da düşük tutmuşlar, mağazaya gelenler fiyat kalite dengesinden de memnunmuş. İncili serilerini anlattıklarında güzel yorumlar alıyorlarmış.
Ayrıca dünyaca ünlü tasarımcı Hüseyin Çağlayan’ın avangart sofra ürünlerini burada da görmek çok hoşuma gitti...

Haberin Devamı

Yıllar sonra Londra

RÜYA GİBİ....

Londra’da bu kez iki Türk restoranına gitme fırsatı buldum. İlki Rüya. Borsa Restoranları kurucusu Rasim Özkanca’nın oğlu Umut Özkanca çocukluğundan itibaren babasının yanında çalıştı hem de iyi okullarda şeflik eğitimi aldı.Loft, Masa derken şimdi de Doğuş Grubu’na ait D.ream çatısı altında yurt dışında başarılı projelere imza atıyor.

Yıllar sonra Londra

2016 yılında bir hayalini gerçekleştirerek Dubai’de Türk mutfağını tanıtmaya yönelik Rüya restoranını kurgulayarak hayata geçirdi. İki yıl sonra da Mayfair’de Grosvenor House’da Rüya’nın bir şubesini açtılar.
Rüya kapısından adım attığınız andan itibaren özel tasarım barı, açık mutfağı, önündeki şefin masası, odun ateşi fırınıyla konuklarını sarıp sarmalayan bir yer. Menüden seçtiğimiz kaşık salatası, Antep fıstıklı Rafık, içli köfte, Umut Bayıldı, Adana kebap, yanında çıtır patlıcanla cevizli közlenmiş patlıcan ezmesi, lahmacun, üstünde yumurta ve trüflü tereyağıyla gelen eski kaşarlı Karadeniz tipi pide ile ana yemek olarak istediğimiz arpadan yapılmış mantarlı keşkek çok lezzetliydi.
Rüya’nın mutfağının başında Türk mutfağını çok iyi yorumlayan iki şef Halit Deniz ve Salih Erden var. Fırının başında ise Gülay Hanım ve Can Bey, muhteşem lahmacunlar ve pideler onların elinden çıkıyor...

Haberin Devamı

ESRA MUSLU VE ZAHTER

Esra Muslu’yu 15 yıl kadar önce şimdi Avustralya’da Tulum adlı restoranı olan Coşkun Uysal ile birlikte Nu Pera’da açtıkları yaratıcı şef restoranı Moreish’te tanımıştım. Muslu daha sonra Zeynep Moroğlu ile birlikte Backyard, Unter, Auf ve Nu Teras’ın şefliğini üstlendi.

Yıllar sonra Londra

5 yıl önce Londra’ya yerleşti. Bir süre Soho House’da Nick Jones’la çalıştı, ardından Yotam Ottolenghi’nin restoranlarının genel koordinatörlüğünü üstlendi. Sonra da Soho’da Zahter adlı restoranını açtı.
Carnaby’de üç katlı bir binada yer alan restoran zarif dekorasyonu ile göz alıyor. Giriş katı fırın, bar ve yemek alanı olarak tasarlanmış. İkinci kat ise tam bir restoran havasında.
Zahter özenle seçilen malzemeleri, yaratıcı yemekleriyle iyi bir restoran. Türk mutfağının kimliğini, ruhunu yorumlayan yalın bir menüsü var.
Oturduğunuzda masaya ilk olarak isli yoğurt ve zahter eşliğinde sıcacık ekşi mayalı pide geliyor. Sonra da soğuk meze, sıcak meze ana yemek ve tatlı bölümlerinden seçimlerinizi yapıyorsunuz.

Yıllar sonra Londra

Biz seçimlerimizi muhammara, fava, enginar dolması ve zahterli zeytin piyazından yana yaptık. Sonra sırasıyla tava böreği, Boşnak mantısı ve ızgara köfteyi deneyimlemek istedik.
Ardından Esra şefin önerisiyle üzüm pekmezli ve cevizli un helvası geldi.
Özenle hazırlanan her bir yemeğin tadı hâlâ damağımda. Zahter’in bir diğer övgüye değer yanı da mutfak ekibinin çoğunluğunun kadınlardan oluşması...

 

Yazarın Tüm Yazıları