Urla’ya her gidişimde...

Urla’ya her gidişimde Bağ Yolu’ndaki üretim tesisleri ve restoranlar beni bir başka etkiliyor. Büyük ya da küçük, eski ya da yeni her birinin bölgenin yeme-içme kültürüne katkısı çok.

Haberin Devamı

İnanıyorum ki yakında uluslararası gastronomi turizmi rotasına da girecekler. Tabii ki Urla, konaklamanın kapasite ve kalite sorunlarını çözerse. Bu eksikliği şimdilik büyük ölçüde Çeşme-Alaçatı’daki butik oteller gideriyor ama onların da çoğu iç turizme yönelik, yaz odaklı çalışıyor. Bu nedenle de fiyat-kalite dengesi kontrolden çıkıyor. Fakat bu sorunların hiçbiri yönetilemez değil.
Yeter ki özel sektör, sivil toplum kuruluşları, ilgili bakanlıklar ve yerel yönetimler koordineli çalışabilsin.
Bölgenin tanıtımının yurtdışından getirilen birkaç şefle yapılamayacağı anlaşılsın. Son dönemde karşılaştığım, özveriyle, en iyisini yapmaya çabalayanların sayısı artsın...

Urla’ya her gidişimde...

Haberin Devamı

Hus’ta bir akşam yemeği

Hus Bağları’nın ve zeytin ağaçlarının ortasında büyüleyici bir restorandayız. Ay ışığında sonbahar renkleri bambaşka bir güzellikte. Kapalı ve açık alanların tasarımı doğayla uyumlu, sade ve yalın. Hava serin olmasına karşın kimse içeride oturmak istememiş, tedbirini alıp gelmiş ya da verilen şallara sarılmış.
Sonra yavaş yavaş o geceye özel hazırlanmış beş bölümlü, şarap eşleşmeli menü sunulmaya başlanıyor. Kalabalık bir grup olmamıza karşın servis hiç aksamıyor.

Urla’ya her gidişimde...

Hafif tuzlanmış mercan, marine kabak, salatalık gazpaço, mürekkep balığı konfi eşliğinde gelen soğanlı bebek kalamar, miso patates kremalı sırlanmış tuna gibi Latin Amerika mutfaklarından esinlenmiş yerel ürünleri buluşturan yemeklerin her birinin lezzeti yerinde.
Salsa criolla soslu ağır ateşte pişmiş ahtapot, derin yağda kızarmış, tütsülenmiş yoğurt köpüğüyle sunulan bamya ise mükemmel. Tabakları da her birinde emeği geçen genç şefler, daha doğrusu şef adayları sırasıyla sunuyor.
Ne de olsa Hus’un mutfağının koordinatörlüğünü ünlü şeflerimizden Tolga Kamiloğlu üstlenmiş. Kamiloğlu yurtiçinde ve dışında aşçılık ve yiyecek içecek işletmeciliği eğitimi aldıktan sonra Milano’da ve İstanbul’un ünlü restoranlarında çalışmış.
Ardından da İzmir Ekonomi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nde 6 yıl mutfak koordinatörlüğü ve eğitmen şeflik görevini yürütmüş. Zaten mutfaktaki gençlerin büyük bir bölümü de eski öğrencisiymiş.
Ben, 1 yılı geride bırakan Hus Winery’nin şaraplarından, tadım da yapılan restoranına adını bundan sonra daha çok duyacağımıza inanıyorum.
Bunda kurucuların Ceylan Ertörer Diaz Leon ve çok genç yaşta aramızdan ayrılan Juan Pablo Diaz Leon’un vizyonunun payı büyük. Ailenin ve bağların, daha doğrusu Ceylan ve Juan’ın hikâyesi ise bambaşka bir yazının konusu...

Haberin Devamı

Bir masal dünyası

Bir şeye içeriden ve dışarıdan bakmak çok farklıdır, bunu hep biliriz ama bazen önyargılarımız bizi yönlendirir. Göremediğimiz, bilmediğimiz bir yer hakkında kanaat sahibi oluruz. Benim için tema oteller, tema tatil köyleri böyleydi.

Urla’ya her gidişimde...

Ancak kalmayı aklımın ucundan geçirmediğim dünyanın en büyük tema parklarından biri olan The Land of Legends’e gidince düşündüğümden farklı, biraz da şaşırtan bir ortamla karşılaştım.
Baştan sona çocuklu aileler için tasarlanmış odalarını, tehlikeli oyunlarını bir yana bırakırsak çoğu bölümlerini, özellikle de akşamları sahnelenen bot şovlarını, danslarını ilginç, hatta etkileyici buldum. İnsan gerçeklerden kopup bir masal dünyasının içine giriyor.

Haberin Devamı

Urla’ya her gidişimde...

Bu tema parkına gitme nedenim tabii ki çocukluğa dönüş ya da bu şovlar değildi, içinde yer alan iki restorandı. İlki su altındaki köpekbalıklarının yüzdüğü akvaryumu seyrederek yemek yediğimiz, menüsü ‘Euroasia’ olarak tasarlanmış, içinde hem İtalya, Fransa hem de Uzak Doğu mutfaklarından örnekler sunan Nemo’ydu.
Yemekler de böylesi turistik bir yerde karşınıza çıkacağını tahmin edemeyeceğiniz denli şaşırtıcı ve başarılıydı. Saşimi ve nigirileri, klasik suşi çeşitlerinin yanı sıra Hint asıllı şefin imzasını taşıyan kaya karidesi toplarıyla sunulan karides tempura, soyalı patlıcan ızgara eşliğinde misolu morina balığı lezzetliydi.

Urla’ya her gidişimde...

İkincisi ise iki özel Yunan adası Mikonos’tan Santorini’ye uzanan bir deneyim sunan Mykorini restoranıydı.
İki bölümlü menüsünde bu ünlü adalarla özdeşleşmiş yemeklerden, mezelerden örnekler vardı. Ama mekâna ruhunu veren, yemekler kadar servis ekibinin aralarda yaptıkları sirtaki ve zorba dans şovlarıydı. Ve ardından neredeyse tüm konukların müziğin muhteşem ritmiyle dans etmeye başlaması...

Haberin Devamı

Sushi Manga Etiler’de

Sevdiğim, beğendiğim bir restoranın şubeleşmesini çok fazla desteklediğimi söyleyemem. Göktürk’te Sushi Manga açıldığında Ruşen ve Yeşim Kopmaz’ı ünlü Japon şef Hiroki Takemura’yla iş birliği yaparak böyle bir projeye imza attıkları için kutlamış, ardından da “Şubeleşmezsiniz ama değil mi?” diye sormuştum.

Urla’ya her gidişimde...

O zaman böyle bir niyetleri yoktu. Ancak ünlü Japon restoranı Nobu’nun önce Londra’da, sonra da New York’ta açılışlarında görev yapan, son 20 yıldır yaşadığı ve çalıştığı İstanbul’da en iyi Japon mutfaklarına imza atan Takemura’nın yemekleri o kadar çok beğenildi ki, teklifler yağmaya ve şubeler açılmaya başlandı.
Kısa bir süre önce de Le Méridien İstanbul Etiler’in lobi katında ünlü mimar Mustafa Toner’in tasarımıyla, şık, fine dining konseptte ama minimalist anlayışla tasarlanmış, barı da güçlendirilmiş bir restoran açtılar.

Haberin Devamı

Urla’ya her gidişimde...

Tanıdığım işine en âşık ve çalışkan şeflerden olan Takemura hiç kuşkum yok hepsine gereken ilgiyi gösterecektir.
Beni en çok üzecek olan kapı komşum Göktürk’teki “şubenin” ihmal edilmesi olur. Ama orada da deneyimli ekip Takemura’nın olmadığı zamanlarda yokluğunu hissettirmeyecektir diye düşünüyorum.

Yazarın Tüm Yazıları