"Müge Akgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Müge Akgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Müge Akgün

Babadan kızına armağan gerçek ekmek

Son yıllarda ‘ekmek yensin’, ‘yenmesin’ tartışmaları kafaları karıştırdı. İletişimci Mehmet Kıvanç Önder de kızı iki yaşına geldiği günlerde tam bu tartışmanın içine düşer.


Ve insanlar binlerce yıldır ekmek yiyor, neden bugün yenmesin diye düşünür, kızına işlenmemiş, genetik yapısı ile oynanmamış, “ıslah” edilmemiş bir buğday cinsinden yapılan gerçek ekmeği yedirmeye karar verir.
Kolları sıvayıp ekmek yapmaya girişir, adım adım ekşi maya nedir, iyi su nedir, hangi un ile nasıl çalışıldığını öğrenir. Bu süreç içinde Anadolu’nun geleneksel, doğal yapısını korumuş buğday cinslerinden siyez ile tanışır. Sağlam yapısı sayesinde hastalıklara, zararlılara dayanıklı, kıraç topraklarda üretime elverişli, gübre, ilaç, kimyasal ihtiyacı olmaksızın yetiştirilen siyez buğdayını Kastamonu İhsangazi’de yetiştirmeye başlar.
Daha sonra sıra ekmek yapımında un kadar önemli bir diğer maddeye, ekşi mayaya gelir.

Babadan kızına armağan gerçek ekmek

Aydın Nazilli’nin Sinekçiler Köyü’nde 1500’lü yıllardan beri kuşaktan kuşağa aktarılan ekşi mayaya ulaşır. Babadan kızına armağan gerçek ekmek

Sonra da butik ekmek üretimine başlar.
Hazırlanan hamur, önce sıcak sonra ise soğuk mayalanmadan geçtiği için sipariş verildikten 48 saat sonra ekmekler hazır oluyor ve kapıya teslim ediliyor.
Pekmek adını verdikleri ekmeklerin şimdilik sade, cevizli çörek otlu, kuru domatesli biberiyeli, sarımsaklı ile süt-tereyağı ve ballı çeşitleri var.
Hedefleri üretimi yavaş yavaş büyütmek ve butik satış noktası açmak.
Şimdilik internet üzerinden satış yapıyorlar.

Zürih’te bir Türk şef

Zürih’in en eski mahallelerinden birinde yer alan, yaratıcı şef mutfağı sunan Wystube Isebahnli Zürih’teki sahibinin Türk olduğu bir restoran.
Erzincanlı bir ailenin oğlu olan Yücel Ersan 14 yaşında İsviçre’ye gelmiş. Yemek yapmaya çocukluğundan beri meraklıymış.
Yeme-içme sektörüne döner yapıp satarak giren Ersan 10 yıl önce devraldığı beş-altı masalı restoranıyla şimdi Zürih’in en popüler şefleri arasında.
Restoranın müşterilerinin büyük bölümünü kentte çalışan yabancılar ve sanatçılar.
Ersan menüyü o gün bulduğu malzemeye göre yapıyor, yemekleri de sipariş verildikten sonra hazırlıyor.
Yücel Şef’in kız kardeşi Ebru da eğitimini aldıktan sonra restoranın someliyeliğini üstlenmiş.
Wystube Isebahnli’yi dünyaya tanıtan ünlü şef Daniel Humm olmuş.
Bizim kendisini keşfetmemizi sağlayan ise Bangkok’taki ilk ve tek Türk restoranın şefi Fatih Tutak oldu.
Şeflerimizin dayanışması her geçen gün artıyor.
Yolunuz Zürih’e düşerse mutlaka gidin ama mutlaka önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor...

Gastronomide Türk-Alman işbirliği

Son dönemde Berlin’de başlayan gastronomik hareketliliğin öncülerinden Nobelhart & Schmutzig 2015’te açıldıktan dokuz ay sonra Michelin yıldızı aldı.
Berlin’in ünlü Türk mahallesi Kreuzberg’de yer alan mekânın sahibi ve yaratıcısı someliye Billy Wagner ve Şef Micha Schafer’in Almanya’yı dünya gastronomi sahnesine taşıyacak sektörün önemli oyuncuları arasında olduğu söyleniyor.
Felsefeleri mevsimine göre yerel, kaliteli malzeme ve yerel üreticiye destek. Sadece tadım menüsü sunuyorlar. Bu sıra dışı ikilinin restoranı Nobelhart & Schmutzig geçen hafta sonu aynı felsefeyi paylaşan Mikla’ya konuk oldu. 
‘Fours hands dinner’ (Dört el akşam yemeği) konseptli gecede yemeklerin bir bölümü Nobelhart & Schmutzig bir bölümü de Mikla ekibi tarafından yapıldı.
Aynı anlayışla yapılan yemeklerin ruhu da aynı oluyor.
Gerçekten aksamayan bir servis, açıklamalı sunumla akılda kalıcı ve lezzet çıtası yüksek bir deneyim yaşattılar.
Yerelden evrenseli yakalamayı anlamak ve anlatmak için iyi bir fırsattı. Bu tarz konuk şefli yemekleri kaçırmamak gerekiyor.
23 Şubat’ta Mehmet Gürs ve Mikla ekibi Nobelhart’a gidiyor...

Huzura kaçış

Yaşamınızın büyük bölümünü seyahatle geçiriyor, kentten kente, ülkeden ülkeye koşuşturup duruyorsunuz. Bazen sabah uyandığınızda nerede olduğunuzu bile karıştırıyorsunuz. Toplantılar, restoranlar arasında sıkışmış bir yaşam.
Bu tempoda sağlıklı beslenmeye, spora ayıracak vakit yok. Kaldığınız otelin havuzu, spor salonu olsa bile üstünüzü değişip aşağıya inmek dünyanın en zor işi.
Hep daha sonra diyerek zaman geçip gidiyor.
İsviçre kökenli Swissotel’in merkez yaratıcı ekibi işte bu tarz bir yaşamın girdabında olanlar için huzuru, sakin, dingin ama aynı zamanda hem ruha hem de vücuda canlılık verecek yeni bir ‘otel yaşamı’ konsepti yaratmış.
Akşam randevularınız bitti otelinize döndünüz. Günün tüm stresinden arınmak istiyorsunuz. Koltuğunuza oturup Alpler’den toplanmış otlarla yapılan bitki çayınızı yudumlarken kütüphaneden bir kitap seçip okuyabilirsiniz.
Ya da salonun bir duvarına monte edilmiş aktivite dolabını açarak spor yaparsınız.

Babadan kızına armağan gerçek ekmek

Suyu bile doldurulmuş küvetinizde dinlenir, dolabınızda hazır bekleyen organik meyve - sebze sularınızı içebilirsiniz.
Özellikle sanayi toplumlarında insanların beklentileri değişti. Büyük kentlerde kaotik bir ortamda yaşarken huzur, yalınlık, sağlıklı beslenme, fazlalıklardan arınmış bir yaşam en büyük lüks olmaya başladı.
Ancak henüz böyle bir otel yok, çünkü böyle bir otel ancak yeni inşa edilecek bir binada mümkün. Fikir ise İsviçre doğumlu butik otel zinciri Swissotel’in projeler üreten marka yönetmeni ve yaratıcı ekibine ait.
Lilian Roten, Vibeke Berning Johansen ve iç mimar Frederic Toresi otelin zaten kuruluşundan bu yana olan felsefesini bir adım daha ileriye taşımak istemiş.
Accor grubu Avrupa ülkelerinden bir grup gazeteciyi Zürih’e davet ederek Swissotel’de hazırlanan örnek odayı tanıttı. 24 saatlik yogadan sanat atölyesine, piknikten sağlıklı beslenmeye hem ruhsal hem de fiziksel ‘Vitality/ canlanma, stresten arınma’ kürünü deneyimledik.
Bakalım ilk hangi ülkede bu konsepti sunan otel açılacak, bekleyelim görelim...

vegan festivali

Türkiye’nin uluslararası nitelikli ilk vegan festivali bugün ve yarın Sarıyer Life Park’ta yapılıyor.
“Uluslararası İstanbul Vegfest”, her geçen gün daha çok ilgi gören veganlık hakkında tüm sorulara cevap vermeyi hedefliyor.
Yeni vegan tarifler, yerli-yabancı konuklar ve konserlerle bir şenlik ortamı yaratacak festivalin bu yılki konuk kenti Malatya Belediyesi olmuş. İki gün boyunca konuklar Türkiye’nin yöresel vegan lezzetlerini tadacaklar.

X