"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Ya Fethi Bey olmasaydı

27 Nisan 1909, yani bundan 110 sene önce ‘hal’ kararının kendisine bildirilmesinin hemen akabinde padişah ailesiyle birlikte Rumeli’ye, Selanik’e sevk edildi. Bu safhanın çok centilmence geçmediği açıktır. Eğer süreç içinde nakil işleminin başında Fethi Bey (Okyar) olmasa daha vahim kabalıkların olacağına şüphe yoktu.

SULTAN II. Abdülhamid tahta çıktığı vakit Osmanlı maliyesi fiilen iflas etmişti. İlan edilen moratoryumun o vakte kadar Paris Antlaşması ve Concert Européen (Avrupa Uyumu) çerçevesinde Osmanlı’yı kayıran Avrupa devletlerini bile çileden çıkardığı açıktı. Ödemesi durdurulan senetler sadece varlıklarının değişimine bel bağlayan orta sınıf mensuplarını da galeyana sevk etti. Üstelik Mahmud Nedim Paşa’nın bu moratoryumda kendisi açısından çok dürüst davranmadığı bilinir. Rusya taraftarı olmaktan ziyade Rusya’yı kullanma gayretinde bir sadrazamdı. II. Abdülaziz’in tahtan indirilişinden sonra tahta geçen V. Murad’ın duygusal mizacı itibariyle gelişen olaylara dayanamadı. Bazı tarihçilerin kısaca ifade ettiği tecennün etmiş yani delirmiş değildir. Paranoid bir yapının içki nedeniyle patlaması söz konusu olabilir ki Çırağan Sarayı’ndaki menfa yıllarında huzurlu bir hayat sürdüğü için sağlığına kavuşmuştur.

ANAYASAYI KALDIRMADI

II. Abdülhamid Han, Meşrutiyet taraftarı göründü, anayasa ilanını vaat etti. Sözün doğrusu, anayasayı da hiçbir zaman kaldırmadı. İhlal ettiği noktalar da maalesef anayasanın gereken teknikten ve üsluptan uzak hazırlanması dolasıyla ihlale müsait oluşundan ileri gelir. 33 yıllık saltanatı boyunca padişahın son birkaç ay hariç Babıâli’yi adeta ikinci plana ittiği, önemli haber ve işlemlerin saraya bağlandığı açıktır. Bununla birlikte saraydaki kadroların ehliyetli olmalarına dikkat etmiş, ıslah ederek adeta yeniden kurduğu Mekteb-i Mülkiye’nin en iyi mezunlarını Mabeyn’e almıştır. Borsayı ve mali dünyayı iyi tanıdığı için borçların düzenli ödenmesinde bir hayli etkili oldu. Fakat Muharrem Kararnamesi’yle kurulan Duyun-u Umumiye bir alacaklı kuruluşuydu. Bu kuruluş devletin bazı gelirlerine el koydu, maliyeyi kontrol etti. Bununla birlikte alacaklı üye Avrupa devletleri, 1878 Berlin Kongresi’yle tespit edilen ağır savaş tazminatı dolayısıyla alacaklı duruma geçen Rusya’yı Duyun-u Umumiye’ye sokmadılar. Onun borçlarının belirli bir komisyon dahilinde toplayıp ödemeyi taahhüt ettiler. Rusya kendisi borçlu bir devletti ve parası “convertible” değildi.

Ya Fethi Bey olmasaydı

REFORMLAR YAPTI

Donanma atıl kaldı. Eğitimde, ulaşımda ve tarımda reformlar yaptı. Dış borçları kısmen ödeyebilse de temizleyemedi. Uzun saltanatı padişahı yormuştur ve hanedanın isyan veya darbe teşebbüsü karşısındaki tevekkül âdetinden vazgeçilmemiştir. Kendisine bağlı I. Ordu efradını hem 1908 Makedonya olayları ve Meşrutiyet’in ilanı safhasında hem de 31 Mart’taki Avcı Taburları’nın ayaklanması sırasında gelen Hareket Ordusu’na karşı kullanmaktan kaçındığı açıktır. Meclis-i Umumi Yeşilköy’de (Ayastefanos) yani ayan ve mebusan bir arada toplanarak Meclis-i Milli adını aldılar. Milli Meclis’in başkanlığına eski sadrazamlardan Said Paşa seçildi.

DOĞRUDAN HALLİNE

Padişaha tahttan çekilme teklif edilmesi veya açıkça ‘hal’ edilme seçeneği için de birincisi oylanmadan doğrudan halline karar verdiler. Müzakere sırasında Rum milletvekilleri bu işleme karşı olduklarını ifade etmişlerdir ve ‘hal’ heyetinde de Rum milletvekillerinden kimse yoktur. Bu ilginç bir politikadır ve Osmanlı Rumlarının birtakım olaylara herkesle birlikte karışmama konusundaki prensibini ifade eder. 27 Nisan 1909, yani bundan 110 sene önce ‘hal’ kararının kendisine bildirilmesinin hemen akabinde padişah ailesiyle birlikte Rumeli’ye, Selanik’e sevk edildi. Bu safhanın çok centilmence geçmediği açıktır. Eğer süreç içinde nakil işleminin başında Fethi Bey (Okyar) olmasa daha vahim kabalıkların olacağına şüphe yoktu.

SELANİK’TEN AYRILIŞ

Padişah Selanik’te Alatini Köşkü’ndeki üç seneyi aşan sürgün hayatı sonunda kaybolan Selanik’ten Alman sefaretinin zırhlısı Loreley ile ayrıldı. Şehirden hareketin gündüz olmasını sefaretin refakat gemisinden istemiştir. Hazin bir ayrılıştı ve ilk kaybettiğimiz büyük merkez Selanik’i herkes gibi hüzünle seyrettiği açıktır. Beylerbeyi’ne yerleştirildi ve bir daha buradan 1918 Şubatı’ndaki ölümüne kadar, 6 sene çıkmadı.

BİR DEVİR KAPANDI

Devir değişmiştir, İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinin kendisinden dış politika konusunda fikir almak istedikleri açıktır. Bu safha karanlık, görüşmeler yaptığı ve onları kabul ettiği açık, İttihat liderlerinden hangisini istemediği ise galiba tarihçi dedikodusundan ve şehir efsanesinden ibaret. Bir devir kapandı. Osmanlı saltanat makamının iktidarı bundan sonra İngiltere hükümdarlarının bile gerisine düştü, temsili bir makama dönüştü ama demokrasi gelmedi. Çünkü hâkim grubun ve cemiyetin muhalefete karşı tahammülsüzlüğü açıktı. Bu olumsuz mekanizmadan zaman zaman tavizler verdik, düzeltmeye gittik, zaman zaman hep sil baştan yapıyoruz. Eski huysuzluğumuza dönüyoruz. Gerçekten liberal düşünceli nesiller iktidara gelirlerse gerçek bir değişim söz konusu olabilir.

Ya Fethi Bey olmasaydı

TARİHİ MİRAS

FRANSA’nın büyük tarihçilerinden Georges Duby “Katedraller Çağı” (Le Temps des Cathedrales) adlı eserinde, ki bu çağ ona göre 950-1420 arasındadır, katedrallerin uzun inşasının etrafındaki toplumun sanatçıları, ameleleri, ruhban sınıfı ve yöneticileriyle yeniden şekillenme olayını ortaya koymaktadır. Bir Avrupa kültür tarihi olduğu kadar içtimai tarihi olarak da çok ilginçtir. Bir nokta çok açıktır: Bütün Akdeniz dünyasını büyük mabetlerle, panteon gibi kubbelerle ve nihayet Ayasofya gibi şaheserlerle donatan büyük Roma çağı bitmiştir.

YENİ ÇAĞ

Ortaçağ her yerde bu çağın üzerinde cılız kalıyor, ta ki doğuda yeni arayışlar başlar ve nihayet İtalya yeni bir çağ açar. Paris Notre Dame’ı 1160’ta şehrin piskoposluk katedrali olarak Piskopos Sully’in zamanında başladı. Bundan evvel adı geçen şehrin Cite adasının kiliseleri civarda yer alıyordu. Notre Dame’ın da âdet üzere bir Roma mabedinin üzerine inşa edildiği anlaşılıyor. 1260’a kadar yani 100 sene sonra en esaslı kısmı ortaya çıtı. Sonra da ilave edilen bölümleri var. Fransız İhtilali’nde sancılı günlerini yaşadı. Napolyon’un imparatorluk tacı da burada giydirildi. Papa Roma’dan onun ayağına kadar geldi. Fransa için mühim bir tarihtir.

Fransız gotiğinin en ince eseridir. Öndeki iki kulesi bitmemiştir, tek kulesi biten bir başka katedral Strasburg’dakidir. İlk bakışta görünen bu taş yapı ağırlıklı bir kısmı yani çatısı ve çan kulesi itibariyle ahşaptır. Fransız Alman aşırı sağı bu yangının bir sabotaj olduğunu şimdiden tekrarlıyorsa da inşaat sırasındaki hatalardan çıkabileceğini pek az kimse tekrarlıyor.

Ya Fethi Bey olmasaydı

REKOR BAĞIŞ

Tepki çok enteresan: Kısa zamanda Fransa için bile rekor sayılacak bir bağış ortaya çıktı (1 milyar doları geçti). Paris Belediyesi yapacağı yardım miktarı (50 milyon Euro) için hemşerilere anketle başvurulacağını duyurdu. Fransa’nın iftihar etiği moda sanayi, ağır sanayi ve petrolün önüne geçti. Üstelik de bağışlardan verginin düşürülmeyeceğini söylüyorlar.

Söndürme ameliyesinin çok ustaca ve bilgili yapıldığı, bu sayede kilisenin 20 metreye ulaşan vitraylarının kurtulduğu söylendi. Sonraki haberlerde vitrayların kurşunlarının kısmen eridiği bildiriliyor. Birkaç bin borudan oluşan orgun temizlenmesi çok vakit alacakmış. Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 5 senede onarımın biteceğini söylemesi de bazılarınca pek ciddiye alınmadı. Kısacası bir toplum, bir ülke ve o ülkede mazisi olanlar derhal yardıma koştular. Organizasyon müthiş.

KISSADAN HİSSE

Bizim de kıssadan hisse çıkarmamız lazım. Fransız Başbakanı tamamen yanan kulenin restorasyonu için beynelmilel bir müsabaka tertipleyeceğini söyledi. Bizdeki ucuz ihale ve tecrübesi müteahhit hastalığına misal olacak bir tavır. Vakıf Osmanlı eserlerinin içine yerleşip duvarı oyan, olmadık yere ilaveler yapan, çatılara kaçak kulübe ve odalar konduran Kapalıçarşı’nın damında her geçen gün pislik yaratan insanların daha fazla rahatsız olması gerektiği bu faciadan açık.

Muhteşem eserlerimiz Notre Dame’dan çok daha fazla tehlike altında. Süleymaniye’nin etrafından hâlâ çok katlı otoparklar kaldırılmadı. Kaçak yapılaşma ve katların hesabı yok. Bu işler ne zaman düzelir? Hiç değilse yandaki Avrupa’daki gibi olaylar, böyle bir facianın bizde başka facialara da yol açacağını gösteriyor. Büyük bağışlar beklenemez. Bari hiç değilse vatandaş ve hemşeri olarak tehlikeli durumlara karşı çıkalım ve düzelttirelim. Süleymaniye’yi, Selimiye’yi birkaç yıl içinde tamamladık. 1000 sene boyu korumak zorundayız. Böyle bir koruma için de çok tedbirsiz ve laubali olduğumuz açık.

DÜRÜST KONTROL

Yakın zamanda başlanan “Süleymaniye Yenileme Projesi” toplumun ve merkezi devletin dikkati ve dürüst kontrolü altında değil. Camilerin etrafını gökdelenler çeviriyor. Özel teşebbüs kadar belediyeler de bu işin içinde. Beşiktaş Stadı gibi yapılar tarihi bölgelerimizin en önemlilerini tehdit altına alıyor. Bunlara karşı nelerin yapıldığını bilmiyoruz. Merak edenler bile bilmiyor çünkü gizlilik ve kapı arkasında iş çevirme merakı var.

X