Orta Asya’nın renkli şehri: Hive

Bugünkü Özbekistan’ın otantik şehri Hive, Ürgenç ile Harezim bölgesinin başkentidir. Çölün ortasındadır; yani İpek Yolu’nun ortasında. Bugün bu güzel şehir, eski abideleriyle, kendi özgün şivesi olan Horezmi’yi konuşan Özbekleriyle bizim için bir renktir. Şehirde modernleşme var ama eski yapılara hiçbir şekilde dokunulmamış, yapılanlar da eskilere uydurulmuş ve binaların boyuna çok dikkat ediliyor. Hive bence geleneksel yaşamın ilk defa bu kadar rahat, renkli ama aynı zamanda ciddi ve müreffeh olduğu tek şehir.

Haberin Devamı

Bundan 25 sene evvel Hive’yi dostum Yasemin Pirinçcioğlu ve arkadaşlarıyla birlikte özel olarak gezmiştik. O zaman Hive hiç şüphesiz ki çok daha romantik, az kalabalığın bulunduğu, caddelerin ve binaların en azından geçen asırdan beri pek el değmediği bir yerdi. Bugünkü Hive ise daha fazla imar görmüş, daha bakımlı ve restore ediliyor. Kalenin içerisinde oturan aşağı yukarı 3 bin kişi ki 250 kadar hane ediyor, orada yaşıyorlar ve çalışıyorlar; bunlar turizmle geçinen Harezimliler.

Orta Asya’nın renkli şehri: Hive

Hive, Ürgenç ile Harezim bölgesinin başkentidir. Bugünkü Özbekistan’ın otantik şehri, Harezmşahlar Devleti’nin Moğol sürüleri karşısında uğradığı hazin akıbetten sonra daha fazla dirilme gösterememiştir. Ama her şeye rağmen 11. ve 13. miladi asırların iki asırlık serveti, o medeniyeti göstermektedir. Coğrafyası ilginçtir. Çölün ortasındadır; yani İpek Yolu’nun ortasında.

Orta Asya’nın renkli şehri: Hive

ÇÖLÜN MUKADDES HAYVANI

Haberin Devamı

Hiveliler devamlı bir baktriya devesi resmediyorlar. Çölün mukaddes hayvanı; onun sayesinde Çin’den Şam’a, Haleb’e diğer taraftan zamanın Selçuklu Türkiyesi’ne, bugünkü Antalya ve Sinop kıyılarına kadar uzanan ürünler bu coğrafyaya gelmiştir. Osmanlı ordusunda kullanılan hecin develeri bu cinsten değildir. Fakat baktriya develerinin yerli türlerle çiftleşmesinden başka türler doğrusu Osmanlı İmparatorluğu’nda bolca kullanılmıştır. Çünkü bize lazım olan, çok uzun seferler yanında bazen askeri araçları da taşıyan hecin develeriydi. İmparatorluğun son yılına kadar da kullanılmışlardır.

Hive’nin ilginç bir tarihi vardır. Harezmşahlar Devleti ortadan kaldırıldıktan sonra Timur İmparatorluğu başta olmak üzere birçok hanedanın himayesi altında kaldı. Ama nihayet Rusya devrinde Hive hanlarının otonom prensler olarak Rusya İmparatorluğu tarafından tanınmasıyla kültürel renklerini kısmen koruyabildi. Orta Asya’nın Rusya İmparatorluğu içinde de ismini duyuran münevverleri bu bölgeden çıkar. Sadece rejimle, çarlıkla uyuşanlar değil; muhalif milliyetçiler, Cedidciler de buradan çıkmaktadır.

Orta Asya’nın renkli şehri: Hive

ESERLER RUTUBETLE KORUNMUŞ

Haberin Devamı

Bilim tarihinde cebirde sıfırı kullanan Harezmî ve İbn Sînâ gibi büyük insanların çıktığı bu memlekette bildiğimiz büyük astronomlar da vardır. Diğer taraftan kıtaların coğrafyası üzerinde büyük bilgi sahibi olan Bîrûnî gibilerin yanında buralarda ilginç bir biçimde ismini duyuran matematikçiler de vardı. Şu kadarını belirtmek de yarar var; Orta Asya’nın bilim tarihinde oynadığı büyük rolün en mühim merkezleri, Semerkand, Buhara, Tebriz, Isfahan’ın yanında asıl Mâverâünnehir bölgesinin bu şehridir.

Bugün bu güzel şehir eski abideleriyle kendi özgün şivesi olan Horezmi’yi konuşan Özbekleriyle bizim için bir renktir. Orta Asya’da gördüğün nehirler akmaz çünkü sıcakta buharlaşıp gider. Bunu saklamak için İran ve Afganistan ahalisinin “kanat” dedikleri ve mukanattan ustalar tarafından korunan yeraltı kanalları, burada “karız” sistemi olarak anılır. Ve yeraltında saklanan sularla şehrin ikliminde de bir değişiklik hatta kurak çöl iklimin yanında bir rutubet bile hissedilebiliyor.

Orta Asya’nın renkli şehri: Hive

İlginç bir şekilde Cuma Camisi’ndeki onlarca ahşap sütun hiç bozulmadan bu yeraltı rutubeti sayesinde ayakta. Sanat tarihinde rutubeti temizlenerek muhafaza edilen eserler var. Mısır piramitlerinin içindeki desenler ve duvar dekorları gibi. Bir de böylesine kurak yerde rutubet kazandırılarak muhafaza edilip yaşayan ahşap eserler. Cuma Camisi’nin örneklerini Beyşehir’de Eşrefoğlu Camisi’nde, Ankara’da Arslanhane Camisi’nde ve Kastamonu’da Kasaba Camisi’nde görmek mümkün. Tabii büyük sütunlu cami Kurtuba’dadır ama o ahşap değil; doğrudan doğruya kargir ve mozaiklere dayanmaktaydı ancak bir hayli zedelendi.

Haberin Devamı

MÜNEVVERLERİMİZ MUTLAKA GÖRMELİ

Şunun üzerinde durmamız gerekiyor; Buhara, Hive ve Semerkand bizim memleketteki münevverlerin mutlaka görmeleri gereken üç yer. Özbekistan Cumhuriyeti’nin zarif daveti ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın desteğiyle burada bulunuyoruz. Pelin Çift’in programını yapacağız. Bu, benim 25 sene sonra Hive’deki ikinci deneyimim. Birincisinde şehre çok zor ulaşmıştım. Buhara’ya karadan geçmek, ufak bir macera sayılırdı. Bugün ise artık hızlı trenlerin hükmettiği, uçuşların düzenlendiği bir şehir. Daha güzeli; şehirde modernleşme var ama eski yapılara hiçbir şekilde dokunulmamış, yapılanlar da eskilere uydurulmuş ve binaların boyuna çok dikkat ediliyor. Şehrin yanı başındaki surların hemen yanında görülen oteller, restoranlar zincirinde asil havanın varlığını takdir etmemek mümkün değil. Orta Asya halkı sıcak ve kibar, çocukları afacan ama cana yakın ve tatlı gözleriyle gelenleri ısrarla gözlüyorlar.

Haberin Devamı

Hive bence geleneksel yaşamın ilk defa bu kadar rahat, renkli ama aynı zamanda ciddi ve müreffeh olduğu tek şehir. Hayat ilerliyor. Tatlı esintileri olan zamanlar bazen insanı sarsan bir rüzgâra da maruz kalır. Gezi sırasında 40 yıllık arkadaşım Deniz Adanalı aradı. Sevgili eşini, hepimizin çok sevdiği Mehmet ağabeyi kaybettiğimizi öğrendim. Gariptir! Mâverâünnehir’in mistik havası ve coğrafyası içinde her zaman çok özleyeceğimiz bu muhterem dostu anılarımızda defnedecek yeri buldum. İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Arkasında dürüstlük, doğal dostluk ve sıcaklık bırakırsa her zaman yaşar ve de anılır.

BİTMEYEN ENERJİ: YALÇIN BAYER

Orta Asya’nın renkli şehri: Hive

30 senedir tanıyorum. İlginç yerlere geziler yaptık. İran’da Erdebil ve Hoy, bunların arasında. Hazar Denizi kıyılarındaki turdan sonra Erdebil’e girerken dağ başında mola verip yazısını nasıl yetiştirdiğini hatırlıyorum. Türkçesi bizim nesildekilerin çoğu gibi düzgündür ve üslubu sürükler. 60 yıldır okunan ve yeni noktalara dikkati çeken üstat gazeteci. Bu nitelik, Türk basınında azalıyor. İşini seven, kendi işini yapmak için koşturan dostum Yalçın Bayer. 60 yıldır enerjisini bu yüzden koruyor. Yeni kuşağın onu örnek alması en büyük arzumuz. Şimdi bazı makalelerini derleme sırası geldi. Bekliyoruz.

Yazarın Tüm Yazıları