"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Kim korkar Martı'dan

Devlet Tiyatroları, Ayşe Emel Mesci’den sahnelemesini istediği ‘Martı’ oyununu önce ertelemiş, sonra hiçbir açıklama yapmadan ‘sessizce’ kaldırmış. Niye gösterilmiyor, bilmiyorum. Şimdi ise Devlet Tiyatroları’nın bu klasiği göstermek vazifesi. Bunun yorumundan ne sıkıntı veya gürültü bekliyorsunuz? II. Nikolay’ın bile rahatsız olmadığı bir oyunun kime ne zararı dokunabilir?

ÇEHOV Rus edebiyatının kısa yaşayan dâhilerinden. Güney Rusya’da Kırım kıyısındaki Taganrog’da doğdu. Bir toprak esirinin torunu, köy bakkalının oğlu. Çetin şartlarda geçen çocukluğuna ve her şeye rağmen tahsilini tamamladı. Çehov’un nesli Rusya’da çok şeyi değiştirdi. İnsanlar kendi gayretleriyle köyden akademilere kadar yükseldiler. Bu dönemde Rusya’nın ünlü tarihçilerinin çoğu kasabalılar. Çağların ve geniş coğrafyanın tarihini yazdılar. Puşkin, Turgenyev ve Tolstoy’un yanında Gorki gibi köy köy dolaşan evsiz barksız biri de var.

Kim korkar Martıdan

GÖRMEK LAZIM

Çehov gibi kendi hayatını kendi kuran bir tıp doktoru ve yazar, iki işi de yaptı. Çehov hiç şüphesiz Henrik Ibsen’le birlikte ama bence onun çok önünde modern tiyatroyu şekillendiren yazar. Kısa hikâyelerinin her biri bilhassa Sibirya’nın Tomsk ve buzlu okyanus Sahalin’deki ikameti sırasında ele aldığı beşeriyetin dramının unutulmaz sayfaları... “Martı”yı babasının köyünde dinlendiği sırada yazdı. Bu oyunun üstüne “Vanya Dayı”, “Üç Kız Kardeş” ve “Vişne Bahçesi”ni kaleme aldı. Rusya’nın köylüsü Çehov’da köylü değildi. Her tip insanın iç dünyasının serimlendiği, tabiatın ortasında beşerin çıkmazının ele alındığı bir ortam.

“Martı” St. Petersburg Alexandrinsky Tiyatrosu’nda 17 Ekim 1896’da sahneye konmuş. Rejisörün anlamadığı, oyuncuların okumadığı ve hiç tanımadığı metni anladıklarını zannettikleri bir faciaya dönüştü, nadir yuhalanan oyunlardan oldu. Ama oyun asrın büyük tiyatro adamı Vladimir Nemirovich-Danchenko’yu derinden etkilemiş, adeta esir almıştı. Moskova’daki meslektaşı ünlü Konstantin Stanislavski’nin önüne metni koydu. Stanislavski’nin natüralizme kadar uzanan realist tavrı iki yıl içinde modern tiyatroyu müjdeleyen dehayı ortaya çıkardı. “Martı”nın 1898’de Moskova’daki temsili ortalığı altüst eden bir büyük başarıydı.

Tiyatro dünyası artık Çehov’dan başkasına zor tahammül ederdi. Moskova’da tiyatrodaki üstünlüğünü ortaya koymuştu. Küçük insanların küçük dünyalarında büyüklerin kendi gururlarını yaşadıkları bir ortamda bir şey yapamayanlar hiç değilse skandalla meşhur olmak isterler. Bu üç yazarı yani Lev Tolstoy, Maksim Gorki ve Anton Çehov’u anlamak için onların diyaloglarının ve karşılıklı anılarının serdedildiği eserleri görmek lazım. Üç ayrı dünyanın insanı nasıl aynı zirvede buluşuyor?

KİME ZARARI VAR!

Devlet Tiyatroları, Ayşe Emel Mesci’den sahnelemesini istediği “Martı” oyununu önce ertelemiş, sonra hiçbir açıklama yapmadan “sessizce” kaldırmış. “Martı”yı bundan çok seneler önce Şehir Tiyatroları’nın repertuvarında görmüş fakat doğrusu temsili yakalayamamıştım. Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği “Martı”yı izlemek isterdim. Niye gösterilmiyor, bilmiyorum. Şimdi ise Devlet Tiyatroları’nın bu klasiği göstermek vazifesi. Bunun yorumundan ne sıkıntı veya gürültü bekliyorsunuz? II. Nikolay’ın bile rahatsız olmadığı bir oyunun kime ne zararı dokunabilir?

Bazı eserlerin içindeki kıvılcım ve ateş insanları tembihlemekten uzaktır. Bu gibi seçkin eserler başka beyinlere, günün dünyasına değil geleceğe hükmeder. “Martı”yı seyretmeliyiz. Yoksa metni okumalıyız ve bu gibi zor prodüksiyonları, ki hiçbir şarlatanca yoruma zaten fırsat vermez, devletin imkânlarıyla sahnelenen bir tiyatroda görebilmeliyiz. Devlet gençlere tiyatro göstermek zorundadır ve göstermek zorunda olduğu repertuvarda Çehov en üst köşelerde yer alıyor.

Kim korkar Martıdan

MUTLAKA KORUYUN

GEÇTİĞİMİZ günlerde Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum’a ilk gelişinin 100. yılı şerefine tertiplenen bir konferans yaptım. Erzurum Valisi Okay Memiş beldenin gelişme imkânlarından söz etti ve şehri daha evvelki ziyaretlerime göre ileride gördüm. Bu sırf kentin yeni yapılarından değil, galiba turizm bunda rol oynuyor ama iptal edilen şeker sanayinin yerine neler geleceğini beklemek lazım. Erzurum artık göç veren değil dengeye gelen bir belde. 2-3 nesildir Erzurumlu sayılan nüfus şehrin ancak yüzde 30’unu teşkil ediyor. Bu rakam eski Erzurum’u yaşatabilecek ve göç eden nüfusu kendine uydurabilecek mi? Bunu zaman gösterir.

Kim korkar Martıdan

HOŞ VE ÜMİT VAR

Üniversite gençliği bana Orta Anadolu’daki hatta Akdeniz Bölgesi’ndeki üniversiteler kadar hoş ve ümitvar göründü. Ne de olsa 1956’dan beri faal olan bir eski üniversitede bazı kalıntıların etkisini görmek mümkün. Erzurum Kongresi’ni Mustafa Kemal Paşa topladığı zaman askerlik hayatı bir müddet için bitmişti. Doğu komutanı olarak Kazım Karabekir Paşa’nın kolorduyla müthiş bir kişilikle sergilediği bağlılık ve aynı şeyi Orta Anadolu’dan Ali Fuat Paşa’nın göstermesi Kurtuluş Savaşımızın başlangıcıdır. Erzurum Kongresi esas olarak Erzurumlu ve Trabzonlu delegelerin ağırlığı ile oluşuyordu. Karadenizli delegeler maalesef Mustafa Kemal Paşa’ya karşı vaziyet aldılar. İleri sürdükleri projelerin ne o zaman ne de bugün gerçekleşme şansı zayıftı. “Müstakil belediyeler” ve “özerk vilayet birimleri”... Karadeniz grubu daha çok askerlerin öncülüğüne karşıydı.

KAÇINILMAZ MANTIK

Ne var ki kişisel muhalefet böyle zamanlarda fazla yaşayamıyor. Kaçınılmaz mantık hâkim oluyor. Neticede tüm delegelerin asgari müşterekte bir araya geldikleri görüldü. Memleketi artık ulusal bir devlet olarak kurmak, imparatorluğun bittiğini kabul etmek ama buna rağmen saltanat ve hilafetin korunabilmesi ve düşmanın uzak tutulması için bir araya gelmek. Bunu bir an önce parlamenter bir yolla gerçekleştirmek. Açıktır ki yeni Türkiye devletinin temelleri orada işaret edilmiş ve Amasya Tamimi’yle başlayan kurtuluş mücadelesinin devam edeceği anlaşılıyor ama asıl merkezin Ankara olacağı da bellidir. Bunun için aşağı yukarı 5 ay daha geçmesi gerekti ve arada Sivas Kongresi’nin Kurtuluş Savaşı’nın hedeflerini tamamlaması aşaması var.

Erzurum’a ulaşmak bir güçlük. Maalesef Anadolu Jet’e mahkûm edilen ve günde ancak 2 yönde tek seferle idare etmek zorunda kalan Erzurum’a ulaşım hak edilenin ve talep edilenin çok altında.

Kim korkar Martıdan


‘ANKARA’DAN FARKI

Mesela gayet basit bir hokkabazlık var. İstanbul’dan binen yolcu için business imkânı yok ama Ankara’dan binen için var çünkü bürokratlar, milletvekilleri orada oturuyor. Aynı perişanlık Elazığ ve Malatya hattı için de geçerli. Pek belli ki Temel Kotil’in genel müdürlüğü zamanında hükümet çevrelerinin, bürokratların ve hatta bazı CHP’li milletvekillerin anlamadan methettikleri bu yatırımın bir şehrin gelişmesine yardımcı olamayacağı açık.

KULLANIM DEĞİŞSİN

Şehirde imar bakımından, konaklama bakımından önemli gelişmeler var. Vali bu konuda tanınan bir idareci. Bir konuda Erzurumlulara hak vermemek elde değil. Maalesef Paşa’nın kaldığı ilk konak hoş bir Erzurum yapısı olup tamamıyla yıkıma ve çürümeye terk edilmiştir. Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin ilk toplantısı bugünkü lisede değil bu konakta yapılmış. Korunması gerekiyor ve cephe manzarasının ve kullanım şeklinin mutlaka değiştirilmesi lazım.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI